Çocuk Psikolojisi

Ç o c u k    P s i k i y a t r i s i :                        -1-

 

 

ÇOCUKLARDA KENDİNE GÜVEN

 

 

 

İnsanları algı açısından birbirlerinden farklı kılan şey, kendi duygusal ve düşünsel çevrelerine göre anlamaları ve yorum yapmalarıdır. İnsanın davranış biçimine, g e r e k s i n i m l e r  ve  m o t i v a s

y o n l a r ı  yön verir. Psikolog  Maslow’a göre (1954),  i n s a n, örgütlenmiş bir bütündür ve ancak bütünü ile motive olur.  Dikkatimizi sadece o andaki görünürdeki dürtü üzerine yoğunlaştırırsak,

bütünü gözden kaçırmış oluruz.

 

Maslow, insanın, algılarına yön veren gereksinimlerinin ne şekilde doyumluluk bulduğunu ve bu doyumluluktan sonra onun varabileceği noktaları, yapabileceği aşamaları gösteren bir “G e r e k s i n i m   p i r

a m i d i” ile insan gereksinimlerinin bir sıralamasını yapmıştır. Bu sıralamada en alt sırayı, bedenin yaşamı için elzem olan  “biyolojik gereksinimler” alır. Bu taban gereksinimlerin doyurulmasından

sonradır ki daha üst düzeyde bulunan “psikolojik” gereksinimler doyum için sıraya girebilirler.

 

*

 

 

*                     *

 

*           ‘Kendini        *

Gerçekleştirme’

(Self-realization)

 

*                ‘İtibar-Kudret’          *

Gereksinimi

(Power)

*            ‘Sevgi’ Gereksinimi (Love)      *

 

*                ‘Güven’ (Trust) Gereksinimi          *

*             ‘Fizyolojik, Biyolojik’ Gereksinimler            *

———————————————————————-

 

Gereksinim piramidi’nde görülen gereksinimleri, zamanında yeteri kadar doyuma ulaştırmış kişinin kendine güveni vardır. Bu öge, onun çevreyle olan ilişkilerinde de güvenli bir ortam yaratmasına neden

olur. Özgüven, insanı çalışmaya ve başarılı olmaya daha hızlı motive eden bir etkendir.

 

-2-

 

 

İnsanoğlu, doğumdan yetişkinlik yıllarına kadar ve yetişkin yaşamı boyunca, kendisine özgüveni olup olmaması açısından, 3 ayrı  d a v r a n ı ş   b i ç i m i  sergiler:

 

1.       Bazıları, yalnız kendini düşünür ve kendi çıkarları uğruna, başkalarını, agresif bir şekilde arka plana itebilirler,

2.       Bazıları ise, başkalarının hak ve çıkarlarına, kendi  hak ve çıkarlarından daha fazla önem verirler ve dolayısıyla da, başkalarının, kendi haklarını çiğnemesine fırsat verirler,

3.       Üçüncü ve ‘özgüveni’ yansıtan davranış biçimi ise, insanların, önce kendi hak ve gereksinimlerini düşünmekle beraber, başkalarının hak ve duygularını da hesaba katarak, onlara saygı gösterip

gerektiğinde ‘adil’ (fair) şans vermeleridir.

 

K e n d i n e   g ü v e n,  “kişilik” gelişiminin en önemli yapıtaşlarından biridir. “Kişilik”, yaşam boyunca gelişmesine devam eder. Doğal olarak, “kişiliğin” nasıl geliştiği, ta 1900’lerdenberi,

başta FREUD olmak üzere, önce psikanalist’lerin, sonra da “nesne ilişkileri” teorisyenlerinin ana tartışma kalelerinden biri olmuştur.

 

F r e u d, çocuğun hemen doğumundan sonra, özellikle yaşamının ilk on iki ayı boyunca -ki bunu ORAL=Ağıza ait, bağımlılık devresi adını vermiştir- annesinin hemen hemen bir kopyası olup, bebeğin, ilerki

kişiliğinin, en önemlisi annenin onun hakkında ne hissettiği ve ona nasıl baktığı ile orantılı olduğunu ileri sürmüştü. Aşırı bağlılık, kişlik ve kendi-güvence yetersizlikleri, alkolizm ve hatta

şizofreni’nin nedeni oluyordu. Onun öğrencisi Karl ABRAHAM ve daha sistematik ve derin çalışmalarıyla, onun da öğrencisi Melanie KLEIN, “Nesne-Object” kuramlarının banisi oldu. Çocuğun

kendine olan öz güveni, annesine yakından bağlı olduğu gibi (İyi anne-iyi meme-iyi dünya; Kötü anne- kötü meme- kötü dünya kuramı), etrafındaki diğer nesneler ile olan ilişikilerin niteliğine bağlıydı.

 

Özgüven konusuna çok büyük katkılarda bulunmuş diğer bir psikanalist de, on yıl önce kaybettiğimiz Erik ERIKSON’dur. Freud ve Melanie Klein’ın hekim ve psikanalist olmalarına karşın, bu yazar, sanat

tarihçisi idi ama en çok saygı gösterilen, dünyaca daha çok kabul edilmiş psikanalitik kuramları sundu. Erikson hayatı sekiz gelişim evresine böldü, ve hayatın ilk altı ayını içeren ilk bölümüne “Trust

vs. Mistrust”, yani (Temel Özgüvence, karşıtı, Kendine Güvensizlik) adını verdi. Tıpkı Melanie Klein’da olduğu gibi, bu faz’da, annenin sıcak, içtenlik dolu ve sürekli ilgi ve sevgisinin, çocuğun tüm

hayatını etkileyecek bir şekilde sonuç doğurduğunu iddia etti.

 

Psikanaliz sanki güzel sanatların bir koludur; sır ve karmaşa görünen vakalar, saatlerce, hatta yıllarca bir nakış ibi incelenebilir ve insan ruhunun labirentlerine inebilirsiniz. Fakat bugünün pratik

hayatı, sekiz, dokuz yaşında problem göstermeye başlayan bir çocuğu size tanı ya da terapi için getirdiklerinde, artık “acaba 6 aylıkken sütten kesildi de böyle mi oldu?” düşüncesine, olası gerçek de olsa,

pek cevaz vermiyor; iş, “Peki, öyle olmuş ya da olmamış, şimdi durumu nasıl tamir edeceksiniz?” gerçeğine gelince, ister istemez, çocuğun, ailesinden başlayarak, içinde bulunduğu iç ve dış çevreleri ve

çocuğun bunlarla olan etkileşim ve problem çözebilme yeteneğine dönüyorsunuz ki eldeki iskambil kağıtları farklı. Onun için psikanaliz ölmemiştir ama, pratikte, daha ele alınır, göze görülür yöntemlere

başvurmak zorundasınız. Bu nedenlerle, Prof.Dr. Adnan Kulaksız’ın (Ergenlik Psikolojisi) ve “Hayatı sevmek, kendinizi sevmekle başlar!” erdemli sözcüklerin sahibi Prof.Dr İlkay Kasatura’nın “Kişilik ve

Özgüven” adlı kitaplarından (Evrim Yayınları, İstanbul 1998) çok yararlandım. Teşekkürlerimi sunarım.

 

 

 

 

 

 

 

-3-

 

 

Yukarda “Gereksinimler Piramidi”ni incelediğimiz Maslow, en üst düzey olan ‘Kendini gerçekleştirme’yi başarmış meşhur ve önemli kişilerle konuşarak

onların  k i ş i l i k   ö z e l l i k l e r i n i  saptamıştır. “Özgüven” ve “Kendini Gerçekleştirme” arasındaki ilişkiyi göstermesi bakımından bu özellikleri gözden geçirelim:

 

1.          G e r ç e ğ i   d o ğ r u   b i r   ş e k i l d e  a l g ı l a r l a r. Bu bireyler, zihinsel güçleri sayesinde, yaptıkları değerlendirmelerde duygu ve heyecanlarının etkisinden sıyrılarak

tarafsızlıklarını koruya- bilirler. Onlar, bilinmeyenden korkmazlar.

 

2.             Kendilerini, d i ğ e r   i n s a n l a r ı   v e   d o ğ a y ı,  o l d u ğ u  g i b i   k a b u l  e d e r l e r. Kendilerini gerçek- leştiren insanlar, kendilerini tüm eksiklikleriyle olduğu

gibi kabul ederler. Sevgi, güvenç, ait olma, şeref, özgüven gereksinimlerini de yetenekleri içinde doğal bir şekilde kabul eder ve karşılamaya çalışırlar.

 

3.         D a v r a n ı ş l a r ı   k e n d i l i ğ i n d e n,  s a d e   v e  d o ğ a l d ı r. Yapaylıktan uzaktırlar. İçten olmayan sevgi, takdir, saygı gösterilerine hiç raslanmaz. Küçük şeyleri büyütüp

şikayet etmezler. Düşünce ve isteklerinin ne olduğunun çok iyi farkındadırlar.

 

4.         H a y a t a  o r i y a n t a s y o n l a r ı,  k e n d i   d ı ş ı n d a k i   p r o b l e m l e r  ü z e r i n e y o ğ u n l a ş m ı ş t ı r. Dünyaya çok geniş bir açıdan bakarlar. Sade,

gösterişsiz bir nevi filozofturlar.

 

5.         Y a l n ı z   k a l m a y a   g e r e k s i n i m l e r i  vardır. Fiziksel dünyayla teması kesme, ayrılma, çekilme eğilimindedirler. Soğukkanlıdırlar, araya mesafe koyarlar. Aciz ve durmadan

sızlanan bir adam durumuna katiyen düşmezler.

 

6.         G ü ç l ü   b i r   i r a d e y e   s a h i p  olup, çevreye, sıradan bir insandan çok daha az bağımlıdırlar. Hayatın güçlükleri karşısında bile kendilerine yeterli ve dengelidirler.

 

7.         Her an  h a y a t ı n  k ı y m e t i n i   y e n i d e n   t a k d i r   e d e r l e r. Yaşamın özelliklerini her an yeniden görür, takdir eder, duygulanırlar. Doğaya hayrandırlar. D u y g u s a

l   z e n g i n l i ğ i algılamakta çok zengindirler.

 

8.         Z i r v e   y a ş a n t ı l a r ı (Peak experience) olagandır. Daha çok  “ö z”e  y ö n e l m i ş l e r d i r. Müzik, felsefe, yaşamı simgeleme gibi kavramlarla uğraşırlar.

 

9.         İ n s a n l a r l a,  t o p l u m l a   o r t a k l ı k   d u y g u s u n u   ç o k   s e v e r l e r . Sevgi ile o kadar yüklüdürler ki, insanlarla paylaşım duygusunu çok yaşarlar.

 

10.            Kişilerarası ilişkilerde  ç o k   i ç t e n d i r l e r.

 

11.        D e m o k r a t   b i r  ö z y a p ı l a r ı  vardır. Din, ırk, millet, eğitim, siyasal, güç farkı gözetmek- sizin huylarını beğendikleri bütün insanlara dostça davranırlar. İnsanlara

öğretebilecekleri şeyler yanında, herkesten bir şeyler öğrenebileceklerine inanırlar. Her insana,  i n s a n  oldukları için saygı gösterirler.

 

12.        A r a ç’ l a   a m a ç’ı,  i y i’ y l e   k ö t ü’ y ü    b i r b i r i n d e n   a y ı r m a l a r ı  farklıdır. Tutarlı, ahlaklı k işilerdir. Yaşamdan, yaptıklarından zevk alırlar.

 

 

 

-4-

 

 

 

13.      F e l s e f i   b i r   e s p r i   a n l a y ı ş l a r ı   v a r d ı r. Saldırgan değildirler. Mizah ve nüktelerinde felsefe vardır. Başkalarını küçük düşüren, inciten esprilere gülmezler.

 

14.        Y a r a t ı c ı d ı r l a r.  Hangi işi yaparlarsa yapsınlar, yaptıkları işte yaratıcı düşüncelerin izleri vardır.

 

15.        İ ç i n d e   y a ş a d ı k l a r ı   k ü l t ü r ü   a ş m ı ş l a r d ı r. İçinde yaşadıkları kültürde uyumlu gözükmelerine karşın, kültürün tüm kalıplarını ve norm’larını benimsemezler.

Kültürün, onları yoğurup biçimlendirmesine izin vermezler.

 

x    x

            Herkes, Maslow piramidinin en üst noktasında yer alan “kendini gerçekleştirme” aşamasına ulaşamayabilir. Önemli olan, insanın ‘ne  olması’ gerekiyorsa ona ulaşabilmesi,

k e n d i   p o t a n s i y e l i n i   g e r ç e k l e ş t i r e b i l m e s i d i r.

 

 

            Erich FROMM (1941), R ö n e s a n s  ile özgürlüğünü kazanan kişinin, kendi- sini psikolojik olarak soyutlanmış hissetmesine dikkat çekmiştir. Ekonomik gelişme ile oran-

tılı olarak kişiler arasındaki yarışma-rekabet artmış, birey kendisini yalnız, güvensiz ve endişeli hissetmeye başlamıştır.

 

Gerçekten de, teknoloji’nin devasa adımlarına ve yıldızlar dünyasına, planetlere gerçekçil olarak varılabilmesine karşın, insanoğlu direkt insani iletişim yerine telefon, e-mail, ‘chat’, araba, tren, vb.

yollarla kendilerini birbirlerinden gitgide soyutlamakta ve yalıtmaktadırlar. Kişisel insani faktörler, etkinliklerini gitgide kaybetmekte ve yerini yapay vasıtalara ve teknik üstünlüğüne terketmektedir. Bir

düğmeye basmakla, uzaktan kumandalı ‘laser’ ya da güdümkü mermi ya da hidrojen atom bombalarının bir anda insanlığı mahvedebilme gerçeğinin de Democles’in kılıcı gibi başımızın üstünde asılı olması ve

sürekli olarak ölümcüllüğümüzü hatırlatması da caba. Yaşam artık bir ‘sıkıntı’ ögesine dönüşmüştür.

 

 

GENÇLİKTE  BİREYSELLEŞME

            Batı uygarlıklarında çocuğun ya da gencin benliğinin kendine özgü bir şekil kazanarak sağlıklı bir toplumsal etkileşim için bireyselleşmesi gerekli görülmektedir.

 

Böylece, psikolojik gelişimin kurallarına göre, ‘sağlıklı’ olarak yetişen bireylerden oluşan bir kültür, bağımsızlığı gerçekleştirememiş bireylerden oluşan bir kültür ile kar-

şılaştırıldığında, bağımsız ve özerk bireylerin oluşturduğu bir kültür, toplumsal bir gelişim

yönünden de daha çok amacına ulaşabildiği saptanmıştır. Ancak, batı ülkelerinde çok boyutlu bir gelişim gayretlerinde, olumlu sonuçlar yanında bir “yalnızlık”, bir “tedirginlik” de ortaya çıkmıştır.

Toplumsal yaşamda bir doyumsuzluk, bir mutsuzluk var. Belki bunun sonucu, özellikle genç kesimde, alkol, madde bağımlılığı, intihar girişiminin artması gibi patolojik belirtiler, özünde saldırganlık bulunan

suçlu davranışlar yüksek oranda görülmeye başlanmıştır.

 

 

 

 

-5-

 

ERGENLİKTE  KİŞİLİĞİN  GELİŞMESİ

K i ş i l i k, başka bir deyişle, ‘bireyin sosyal ve psikolojik tepkilerinin tümüne’ verilen bir isimdir. Kişilik, ‘bir kimsenin kendine göre belirli bir özelliği olması’ durumudur, ya da, onu ‘başkalarından

farklı kılan bütün ayırıcı özelliklerine sahip olma’ durumudur. Aynı şekilde, kişilik, ‘o bireyin sosyal, ahlaki, zihinsel ve fiziksel özelliklerinin dinamik bir bütünleşmesidir’ diye de tarif edilebilir.

 

‘Karakter’, ‘huy’, ‘benlik’, ‘kimlik’ gibi terimler de eşdeğer anlamda kullanılmakla beraber, “kişilik” sözcüğü çok daha kapsamlıdır. Örneğin ‘karakter’ daha çok ahlaki yönü, ‘huy-mizaç’ ise daha çok

duygusal ve davranış yönlerini açıklayan kavramlardır. ‘Benlik’, bireyin kendisi ile ilgili algılamalarından ve değerlendirmelerinden oluşur. ‘Kimlik’ ise zaman zaman ‘benlik’ ve ‘kişilik’ yerine

kullanılmaktadır. Üstüne üstlük, kişilik, birey büyüdükçe ve geliştikçe değişime de uğrar.

 

Küçük çocuk, büyürken bir takım değişiklik düzeylerinden geçer ama, bu değişimlerin anlamını farkedecek ve yorumunu yapacak bir içgörüye sahip değildir. Ancak ergenlik çağlarında ‘kimlik’ gelişir, daha

doğrusu kimliğini tüm boyutlarla kavramaya başlar ve “ben kimim?”, “hangi hareket ve karar doğru?”, “nasıl davranmalıydım?” sorularına yanıt arar. Ergenler, çevrelerindeki insanların ‘benzer’ görüşlerinin

bir bileşimini yapmaya çalışırlar. Eğer ergen’in dünya görüşü ve değerleri diğer önemli kişilerden belirgin bir şekilde farklılaşıyorsa, o zaman ergen bir “rol ve kimlik karmaşası” (identity crisis)

ile karşı karşıyadır demektir. Bu fırtınalı dönem, çeşitli şekillerde geçiştirilip çözülebilir. Bazı gençler bu ‘deneyim ve arayış’ dönemlerini geçirdikten sonra kendilerine bir hedef tayin edebilir ve ona

doğru ilerlerler. Bazı ergenler de kimlik karmaşasını hiç yaşamaz, anne-babaların değer yargılarını oldukları gibi kabul ederler. Bu tür gençlerin kimlikleri daha erken belirlenir.

“Kimlik Karmaşası” terimini ilk kez kullanan Erik Erikson’dur. Ona göre, bireyin hayatında kişilik gelişiminde “ergenlik” dönemi çok önemlidir. Yine hatırlatalım ki kişilik, doğum anından itibaren

gelişmeye başlar, Ödipal çağın sonu onun niteliğini belli eder, ama ergenlik devri, bir kişiliğin ilk kez dış dünyaya sergilendiği ve test edildiği devredir. Daha önceki hatalar ve uyumsuzluklar çocukluğa

atfedilebilir ama artık kazın ayağı böyle değildir. Bu zamanda kişiliğe eklenen yeni öge c i n s e l l i k katmanıdır. Genç, özellikle kendi cinsel kimliğine yönelik kuşkular taşıyorsa, bu onda bir karmaşaya

neden olabilir.

 

Prof.Dr. Adnan Kulaksızoğlu’nun MUSSEN’den kaydettiğine göre (Ergenlik Psikolojisi, Remzi Kitabevi, 3. Basım, İstanbul 2000), “insan” denen biyo-psiko-sosyolojik varlığın kişiliğinin gelişiminde etken

olan faktörler şunlardır:

 

1. GENETİK ve BİYOLOJİK Faktörler

            Birçok kişisel özelliğin, örneğin saldırganlık, sinirlilik, sosyal olma vb. “çevre”den çok “genetik faktörler”e bağlı olduğu, psikanalistler dahil, birçok bilim adamları tarafından artık

kabullenilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-6-

 

 

T e k  y u m u r t a   i k i z l e r i’nde yapılan araştırmalar, birçok ruhsal bozuklukların özellikle şizofreni’nin, normal ya da iki ayrı yumurta ikizlerinin o/o 15 olasılık şansına karşın, tek

yumurta ikizlerinin birinde oranın o/o 86 civarında olduğunu belirtmiştir. BEDEN YAPISI, FİZİKSEL GÖRÜNÜŞ, YÜZ’ün yapısı, BOY ve AĞIRLIK büyük oranda genetik olarak belirlenir. “Fiziksel” bakımdan, görünüş

dahil, kuvvetli-üstün olma, çocuğun kişiliği üzerinde çok olumlu bir rol oynar.

Bilinen bir gerçektir ki, okul başarısı düşük olan çocuk ve ergenlerin olumlu bir ‘benlik’ kavramı geliştirmeleri çok güçtür.

 

Özet: Genetik etkenler, fiziksel özellikleri belirler,

Fiziksel özellikler de, kişinin özelliklerini etkiler.

“Bilişsel Gelişme”nin, büyük ölçüde, doğumla getirilen ‘zihinsel kapasite’ye bağlı olduğu bilinmektedir. Herkes, sosyal düşünce aşamasına  ulaşamaz. Bu, hemen her olayı “sorgulayan ve kuralın arkasında yatan

mantıki nedeni anlamaya çalışmayan” bir grup gençler, “Kural Yönelimli” diye adlandırılır.

 

2.   KÜLTÜREL  Etkenlerin Kişilik Gelişimi Üzerine Etkileri

Hepimizin davranışının çoğunda, yaşanan çevredeki  k ü l t ü r’ün yansıması vardır. YEMEK YEME Biçimi, TEMİZLİK ALIŞKANLIĞI, GİYİM Tarzı, DİL’İ KULLANMA ve KONUŞMA Biçimi, KONUŞMA ve ZAMANI KULLANMA

stilimiz, DİNİ İNANÇLAR ve KALIPLANMIŞ YARGILAR hep kültürümüzün ürünü, hatta kültürün ta kendisidir.

Kültür denen şey de somut, katı bir öge değildir. Kültürü yapan insanlar olduğuna göre, her toplumda farklı insan grupları (sub-groups) mevcuttur. Bunların büyük bir kısmı, hala geleneksel bir biçimde

yaşarlar ve dolayısıyla da, ‘özgün’ bir gençlik dönemi için, toplumun diğer bölümündekilere paralel bir şekilde, hazır olmayabilirler.

 

 

3.  Kişilik  Gelişiminde  SOSYAL  SINIFLARA  Bağlı  Etkenler

 

Sosyal bilimlerdeki araştırıcılar, toplumdaki bireyleri ekonomik düzeyleri, mesleki ve eğitim durumlarına bağlı olarak gruplara  s o s y a l   s ı n ı f l a r a  ayırmak eğilimindedirler. Toplumumuz da böyle

sosyal bir tabakalaştırmadan masun değildir.

 

Sınıflandırma, çeşitli ‘numara’ gruplarına göre yapılır. İKİ sınıflı ayırımda, sosyo-ekonomik düzeyler  a l t  ve  o r t a  diye ayrılırlar. A l t  düzeyi işçiler, diğer bir deyimle “mavi yakalılar – blue

collared” oluşturur. Bunların çoğu ilkokul mezunu olup vasıfsız işçilerdir.  O r t a  düzey, “beyaz yakalı – white collared” ya da “önlüklü” diye anılıp, orta ya da yüksek meslekde çalışanlardan

oluşmuştur.

 

Toplumu beş farklı sosyal sınıf olarak düşündüğümüzde, ayrım:

1)      Y ü k s e k,  2) O r t a n ı n  ü s t ü,  3) O r t a,  4) O r t a n ı n  a l t ı  ve  5) D a r  gelirli olarak yapılır. Mamafih, sosyal araştırıcılar toplumu -daha gerçekçil ve pratik olarak- :

1)       A l t ,  2)  o r t a , ve  3)  ü s t olarak da üç sınıfa ayırırlar.

 

 

 

 

 

 

 

-7-

 

 

 

Her düzeydeki ailelerin, çocuklarına ait beklentileri ve tutumları farklı olabilir ve gerçekten farklıdırlar da. Anne-baba beklentileri de çocuğun ‘kişilik’ özelliklerini biçimlendirirler. Kiminde para ve

prestij, kiminde yalnızca yüksek okul mezuniyetin adı, kiminde de niteliği ne olursa olsun baba işinde istihdam ön plandadır. Ülkemizde yapılan araştırmalar, ‘alt’ sosyo-ekonomik düzeyde olan ailelerin

beklentilerinin çok daha düşük düzeyde bir eğitim beklentisi içinde olduklarını saptamıştır. Bunun nedeni herhalde bir an evvel hayata atılıp eve ekmek parası getirebilme gereksiniminden gelmektedir.

Anadolunun birçok ücra köşelerinde zeka, para, ya da arzu olsa dahi, o civarda bir yüksek okulun mevcut olamamaması, yüksek okullara girişin gerek yapılış şekli ve gerekse içeriğinin zor bir yarışma haline

konulması, çocukların cinslerinin kız ya da erkek olmaları gerekçeleriyle herkese eşit haklar tanıma prensibini ihlal etmektedir.

 

Aynı şekilde toplum, “ikilemli mesajlar” vermeye devam etmektedir; örneğin :  ö z ü r l ü l e r . Bir taraftan oların da herkes gibi yaşamaya hakkı savunulmakla beraber, Meclisten geçmiş yasalara karşın, bu

vatandaşlarımızda eğitim ve özellikle istihdam-iş sahibi olma ileri derecede ihmal edilmektedir. İnsan hakları, politikacıların eline kalmış bir oyuncak haline getirilmiştir.

 

 

4.  Kişilik  Gelişiminde  PSİKOLOJİK  Faktörler

CROW ve CROW’a göre (1956), her ergen, hayatını şu sıralanmış istek ve arzular doğrultusunda yönlendirmek ister:

a)      Büyüme, gelişme ve kudretli olma,

b)      İlerleme, olgunlaşma ve değişme,

c)      Bireysel bağımsızlık kazanma,

d)      Başarı ve güven kazanma,

e)      Beğenilme ve takdir edilme,

f)       Olumlu sosyal ilişkiler kurma, ve

g)      Mutlu olma istekleri.

Kişilik gelişiminde, bireyin kendini algılama ve değerlendirmesine ilişkin geliştirdiği görüşler, b e n l i k   k a v r a m ı’nı oluşturur. Benlik kavramı, Carl ROGERS’in geliştirdiği F e n o m

e n o l o j i k (Varlıkçı-egzistansiyalistik) B e n l i k  K a v r a m ı’nda önemli bir yer tutar.Bu kavrama göre, her birey, kendisinini merkez olduğu bir evrende

yaşar. Herkesin kendine özgü, ‘gerçek’ olan olguları vardır.

 

Bireylerin birbirlerinden farklı tepkiler göstermeleri, çevrelerini farklı olarak algılamaları ve farklı yorumlamaları, ‘farklı’ kişilik ve benlik sahibi olmalarındandır.

 

B e n l i k  kavramı üç grupta incelenebilir:

1)      ‘Kendi’ algıladığı benlik,

2)      ‘Başkalarının’ algıladığı benlik, ve

3)      İ d e a l   b e n l i k.

 

İDEAL BENLİK, ergen’in ne olmak istediği ve ne olmaktan çekindiğidir. Ergenlerin, kendilerini anlama ve tanıma konusu zihinlerini çok meşgul eder ve dolayısıyla, çocuklardan daha çok ‘benlik bilinci’ne

sahiptirler.

 

 

 

 

 

-8-

 

 

İnsanoğlu, benlik kavramına uygun ve tutarlı bir biçimde davranma eğilimindedir. Bireylerin ‘benlik’ kavramları, ‘öğrenmeler ve çevreyle ilişkiler kurma’ yolu ile oluşur, olgunlaşma ve yeni öğrenmeler sonucu

değişip gelişebilir. E r g e n’in kendisi hakkındaki izlenimlerinin, ‘benlik’ kavramının yanında, ilerde nasıl bir insan olmak istediğine dair bir öngörüsü vardır. Bunun yanında, ergin’in bir

“benmerkezciliği” vardır. Onlar, ‘soyut düşünme’ fazında bulunduklarından, diğer insanların düşüncelerini de kolayca kavramlaştırabilirler, dolayısıyla da bazan başkalarının düşüncelerindeki ‘yönlendirmeler’

ile kendi düşüncelerindeki yöneldiği konuları birbirinden ayıramaz. Arada bir başkalarının kendine baktığını, kendisinin başkalarının gözünde bir ilgi odağı olduğunu düşünecek kadar paranoid dahi

olabilirler.Hatta, kendilerine ‘hayali’ seyirciler yaratarak onlar tarafından izlenmekten utanırlar da. Doğanın bir “hilkat-yaratılış garibesi”dir ki, genç-ergen, daha ilerdeki hayat dönemlerinde

ulaştığında, önceki dönemleri anımsamaz bile, Zira her şey, ‘olması gerektiği gibi’ bir büyüme ve gelişim planına göre gerçekleşmektedir.

 

ÖZGÜVEN EĞİTİMİNDE ANNE BABANIN ROLÜ

 

Çocuklarımızın çağdaş yaşamda kendilerine güvenli bir şekilde yetişebilmeleri için, onun “iyi çocuk, uslu çocuk” rolünün ötesinde, anne-babaların görevlerini şu beklentilere göre yapmaları beklenir:

 

. Çocukların kendilerini iyi ifade etmelerine yardımcı olmak, onları yüreklendirmek,

. Kendilerini önemsemek,

. Gerektiğinde şikayet edebilmek,

. Değişmeye hakları olduğunu bilmek,

. Onlara örnek olmak,

. Onların gereksinimi olan desteği vermek,

. Yapıcı eleştiriler yapmak,

. Görüş alanlarını genişletmelerine yardımcı olmak

. Hayata hazırlamak,

. Bağımsızlaşmalarına yardımcı olmak,

. Kötümserlik aşılamamak,

. Sorunları çözme yollarını öğretmek,

. Duygularını kontrol etmelerine yardımcı olmak,

. Karar vermelerine yardımcı olmak.

 

 

Okulda başarı göstermek için çaba harcayan ve yeterli bir bilgi donanımını ile okulunu bitiren genç birey, okul başarısı oranında hayat başarısı gösterememektedir. Bunun nedeni, b a ş a r ı y ı  çok yönlü

bir kavram olarak görmemek, özgüven gelişiminin sadece okul başarısına değil, “kişilik gelişimi” ve “hayata hazır yetiştirilmeye” bağlı olduğunu anlayamamaktır. Bir çocuğu hayata hazır bir hale getirmek

demek, onun ‘hangi’ konuda, ‘kimlerden’ yardım ve destek alabileceğini, toplumda insan ilişkileri ile ilgili kuralları, fiziksel ve psikolojik sağlığın önemini bilerek bu konularda dikkatli ve bilgili

olmayı, kendini savunabilmeyi, yasal haklarını ve sınırlılığını öğretmek demektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-9-

 

 

 

Bizim toplumumuzda anne baba, kendi kendine yetebilmeyi öğrenmiş ve bireyselleş-miş çocuklarının bir gün “yuvadan” ayrılacaklarına ve kendi kanatlarıyla uçacaklarına kendi-

lerini hazırlamalıdırlar. Çocuğun kendine güvenli bir şekilde bağımsızlaşması için, anne baba-

nın ölçüsüz bir sevgi ile çocuklarının gelişimlerini engellememeleri gerekir.

 

Aile içi küçük ayrılıklar, çocuk yetişkinlik yaşamına gelinceye kadar bir çok kez yaşanır: Kamplar, tatiller, yaz okulu ve geziler gibi. Yuva, bunların ilki olabilir. O zaman,

ailenin tavrı şu olmalı:

-Yuvada bir çok arkadaşın olacak. Çok güzel oyunlar öğreneceksin. Öğretmenin çok güzel şeyler öğretecek. Oradaki arkadaşlarını eve de çağırırız.

-Yatılı okula gittiğinde, derslerini, o düzen içinde ne kadar kolay yapacaksın. Eve geldiğin zaman da sana sevdiğin yemekleri hazırlayacağız.

 

 

ANNE BABA BENLİK SAYGISININ GELİŞMESİ İÇİN NASIL BİR EĞİTİM UYGULAMALIDIR?

 

Bunun dersini vermek kolay, sonradan otopsi yapar gibi, ama bu, zaten ailenin yaşam felsefesinin, dünya görüşünün, kendilerinin ve çocuklarının varoluşlarını anlamlaştırma gayret ve felsefesinin içindedir.

Deneyimsiz genç bir anne, hemen daima, komşularına ya da doktora bebeğine daha uygun bir mama ya da vitamin verme hususunda kuşkusuzca soru sorabilir, ama mesele “güven” e gelince, kimse bu şeffaf, sınırları

iyi çizilmemiş öge’nin, özellikle o yaşlarda varlığının bile farkında bile değildir. Herkesin sorduğu soru şu: Çocuklarınızı sever misiniz? Yanıt genellikle şudur: Hem de nasıl, onlar için canımı bile

veririm. Bu çoğu kez doğru, ailelerimiz çocuklarını o kadar “severler ki” , bu demektir ki onlar için hemen her şey yaparlar; eğitimi için en pahalı okullara gönderirler, sınıfta kalma şansı varsa geçmesi

için hocalar, rüşvetler daha neler? Peki onları h a y a t  o k u l u n d a n   k i m  m e z u n  edecek?

 

Yine de, birtakım önerileri sunmak zorundayız:

 

  1. Hiçbir koşula      bağlanmamış SEVGİ, listenin başında gelir. Bu, çocukların her yaptıklara      şeye gözü kapalı imza atmanız gerekiyor demek değildir. Eğer kendinizi      seviyorsanız,

    kendinize özgüveniniz varsa, hatanızla sevabınızla çocuğunuz      da sizi sever.

 

  1. PROBLEM ÇÖZEBİLME      YETENEĞİ’ni onlara iletebilmek.

Sanki bir matematik problemi gibi, güncel psiko-sosyal problemler de çözümlenmelidir. Bunun için gereken koşullar şunlardır:

a)      Sorun’un tanımlanması,

b)      Olası çözüm şekilleri. Bunda, kendiniz kadar çocuklarınızın düşüncelerine yer verin ve saygı gösterin,

c)      Çözümleri değerlendirmek: ‘Deneme ve varsa, hataları değerlendirme” (Trial and error, prensibi),

d)      En iyi çözümün hangisi olduğunda, mümkünse birlikte karar vermek,

e)      Kararın nasıl uygulanacağını adım adım saptamak, kişilere sorumluluk vermek,

f)       “Geri itilim” (Feed-back) mekanizması kullanmak: Belirli bir süre sonra bir araya gelip sonucu değerlendirmek, gerekirse yeni kararlar almak.

 

 

 

 

 

-10-

 

 

 

3) GÜVEN DUYGUSU ifade edilmelidir,

 

4) BAŞARILAR ÖVÜLMELİDİR

 

5) SUÇLULUK DUYGUSU AŞILAMAKTAN KAÇINILMALIDIR

 

Anne baba. çocukları çalışmaya teşvik etmek için bazan çok yanlış bir şekilde anlamsız ifadeler kullanırlar:

-Sen çalışmıyorsun ama, annenle benim çalışmaktan sırtımızın kamburlaştığını görüyorsun herhalde,

-Parayı sokaktan mı topluyoruz?

-Bana başağrısı veriyorsun, ya da, seni görünce yüreğim fena fena çarpıyor.

Ailelerinin bekledikleri karneyi eve getiremeyip de intihar eden çocukların sayısı her yıl korkunç derecede artmaktadır.

 

6) DAVRANIŞLAR TAKDİR EDİLMELİDİR :

 

Çocuğunuzda, mükemmel olmasa da beğenilebilecek davranışları izleyin ve söylemekten çekinmeyin:

. Çok esprilisin,

. Ne güzel, başkalarına yardım etmekten hoşlanıyorsun,

. Arkadaşlarınla çok iyi bir iletişim kurabiliyorsun, bravo sana,

. Çok çalışkansın, hepsinden önemli: sorumlu bir öğrencisin,

. Senin masanı düzenleme şekline bayılıyorum, vb.

 

1)      MÜKEMMELLİYETÇİLİKTEN UZAK DURMA:

 

“İyi, dokuz almışın ama, sen on’luk bir öğrencisin, o kadar çalışmana yazık değil mi?”

 

2)      ANNE BABANIN ÖNCE KENDİLERİNİ TANIMALARI GEREK;

 

3)      OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİ ENGELLEMEK:

 

Pek çok genç, en küçük bir yanlışlık yapmakla, kendilerini aşağılamayı adet edinmiştir: “Ne kadar aptalım!”, “Ne kadar sakarım!”, “Ne kadar çirkinim!”, “Ne kadar beceriksizim!” gibi. Gençler bu ifadeleri

kullanırken evebeynler: “Hiç de sersem değilsin, hiç de çirkin değilsin ama zaman zaman kendine iyi bakmadığın oluyor; Hiç de beceriksiz değilsin, cesaretin kolay kırılıp bırakıp

gidiveriyorsun, tekrar dene!” demeliler. Özgüvenin gelişmesi, kendini sevmek, kendisi hakkında

olumsuz düşünmekten vazgeçmekle mümkündür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-11-

.

Size son bir öğütler listesi daha sunayım:

 

 

 

     TÜM BİR KENDİNE GÜVEN GELİŞİMİ İÇİN GEREKLİ REÇETELER

 

1.       Kendinizin, size özgü bir kişiliği olduğunu ve bu dünyada bu rolü oynamak üzere özel bir yere sahip ve yerine getireceğiniz bir seri amaç dizisi güttüğünüze yürekten inanmanız gerekir.

2.       Farkındalığınızın sınırlarını genişletin ve sizi, çok daha geniş alanlara yayılmanızı engelleyen artık sabit fikir haline gelmiş yanlış ‘ben zaten hep yanlış yaparım” gibi düşüncelerinizi terkedin.

 

3.       Sınırsız potansiyelinizi geliştirme yolunda, bir amaç seçin, onu uygulamak için bir plan hazırlayın ve bu planı, benzeri önerileri önceden reddeden ya da başarınızı önlemek için bir seri özürler

sunan (gerçekte altbilinçten beslenen) bilincinize sunun.

 

4.       Tüm problemlerinizi, Doğa’nın size verdiği evrensel zeka ve kudret çerçevesi içinde inceleyip hayatınızı,. istediğiniz doğrultuya yöneltin.

5.       Her ne denli basit ya da zaten biliyorum kategorilerine girebilecek dahi olsa, günlük işlevselliğiniz süresince, bir an için gözünüzü kapatıp o soyut düşünceleri somuta çevirin; iş sırasını bir

haritada yol güzergahınızı işaretler gibi tek tek belirleyin ve o haritayı gözünüzde canlandırın.

 

6.       Günlük düşüncelerinizde, olası başarısızlığınızın nedenlerini makul bir şekilde analiz etmeye çalışır ve hatta bu konuda güvenilebilir kişilerden fikir sorabileceğinizin ötesinde, başarılı olduğunuz

durumların nedenlerini göz önüne getirerek sağlıklı bir kıyaslama yapmaktan hiç çekinmeyin.

 

7.       ‘Zaman’ın sizi kontrol etmesi yerine, ‘siz’ zamanı kontrol etme konusunda üstat olun.

 

8.       Bağımlılık, suçluluk hissi, korku ve üzüntü gibi gelişmeyi baltalayan ve mutsuzluk yaratan öğeleri önce kendiniz, kuvvetli bir irade ve sağduyu ile sevgi, hayal edebilme, merak, nükteli ve şakacı

olabilme, başkalarıyla iyi ilişkiler kurma yeteneğinizi geliştirme ile değiştirebileceğiniz konusunda bir prensip kararı alın ve bunu derhal uygulamaya başlayın.

 

9.       Bu gayretler sonucu, tüm çabalarınıza karşın aradığınız sulh ve sükunu, kendinizle olması gereken barışıklığı elde edemezseniz, uzman bir psikolog ya da psikiyatr’la terapi seanslarına başlayın.

Mümkünse, “Meditasyon” sanatının bir öğrencisi olun. Bu, hayatınız boyunca yapabileceğiniz en verimli bir yatırım olacaktır.

 

10.   Ve, son olarak, kendinizin “seçebilme yetisi” olan ve seçtikten sonra, belirli uygulamalarla “arzu ettiğiniz hemen her şeyi başarabilme” konusunda gereken azim ve kudrete, başarılı her diğer insan

gibi, daha doğuştan sahip olduğunuz inancınızı hatırlamanızı yeğlerim.

 

Prof.Dr. İsmail Ersevim

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>