Piyeslerim: EĞER BEN SEN OLAYDIM (Piyes, 3 perde)

                                                 İ S M A İ L   E R S E V İ M

                                              EĞER BEN SEN OLAYDIM
                                                        -Piyes,  3  perde-

                   (Julian Green’in “If I were You” romanından, J.H.F. McEwen tarafından
Fransızcadan yapılan çeviriden -1950- uyarlama)

K A R A K T E R L E R    :

Fabian ESPECEL : 23-24 yaşlarında bir memur.
Bayan ESPECEL : 47-48 yaşlarında, orta halli, dul bir kadın. Fabian’ın annesi.
Bayan DUBOIS : Komşu. Elli yaşlarında.
ŞEYTAN:                Klasik kırmızı-siyah giysili, kukuletalı, kuyruklu kişi. Kadın veya erkek.
Maurice POUJARD: 50-55 yaşlarında, dazlak kafalı, şişmanca iş adamı. Fabian’ın patronu.
Paul:                              8-9 yaşlarında bir erkek çocuk.
Garson:                              Yirmilerinde bir erkek.
Paul ESMENARD: 20-21 yaşlannda, kaba görünümlü, iri bir erkek.
Berthe:                              Esmenard’ın girl-friend’i.
Emmanuel FRUGES: Üniversite talebesi, zarif, 19-20 yaşlarında.
Oscar CAMILLE : 20-21 yaşlarında, genç ve sağlıklı bir erkek.
Stephanie:                Oscar’ın karısı.
Elise:                               Stephanie’nin kız kardeşi.
Emile COURIER : Stephanie ve Elise’in dayısı.
Bayan MARCHAND: 45-50 yaşlarında, kütüphane memuru.
Marie:                              45-50 yaşlannda, iri göğüslü porno tezgahtarı.
George:                              5-6 yaşlarında bir çocuk.

                   Vak’a 1950’lerde, Fransa’nın herhangi bir şehrinde geçer.

                                                           I.    P E R D E

                                           
                                                                      -1-

                                                               (SAHNE: 1)
                                          Fabian Especel, sonra Bayan Especel

                   (Perde açıldığında, sağda, orta halli bir ailenin salle-a-manger‘si, öbür tarafta ise çalışma masası, iskemlelerle basitçe döşenmiş bir çalışma odası görülür. Duvarlarda ‘nature morte’ lar ve Fabian’ın babasının portresi asılıdır. Uzakta bir köşede de, Meryem Ana’nın heykeli, yanan bir mumla sergilenmektedir. Işıklar karanlıktan aydınlığa doğru ağır ağır yüceltilirken, masa başında elleri şakaklarında, derin derin düşünen Fabian, başını ağır ağır kaldırarak, oturduğu yerden konuşmaya başlar)

                                                               Fabian

                   Tanrım… Bir gün daha başlıyor… Istırap dolu, anlamsız, ışıksız bir gün daha… (Yavaş yavaş yerinden kalkar, ağır hareketlerle sahnenin önüne gelir, başını göğe kaldırır gibi tavana yöneltir.) Sen, “Tanrı” denen varlık; yarattığın şu kulunun çektiği ıstıraplardan haz mı alıyorsun? (ağlamaklı.) Sen beni hissetmeyeceksen, hissettirmeyeceksen, ıssız vahalarda donmuş şu vaşak yavrusunu şöyle bir okşamayacaksan, beni neye yarattın (Duvarda asılı babasının portresine yönelir) Sen ey sefillerin sefili, varını yoğunu zevk ve safa ile, kadınlarla ve şarapla geçiren kalpsiz adam, sen beni bir anlık zevkine sattın. Şeytana satılmış adam. Bana bir iyilikte bulun, o şeytan ruhunu bana da gönder de bir az nefes alabileyim bu dünyada. (Meryem Ana heykeline yönelirken annesi girer.)

                                                            Bayan Especel

                    (Sevinçli bir eda ile) Bonjur benim Fabian’ım..0o, sen yine tedirgin görünüyorsun..Yoksa yatarken İncilini okumayı yine ihmal mi ettin? (Koşarak Meryem Ana heykelinin önünde diz çöker, haç çıkarır.) O, hepimizin koruyucu meleği. (Oğluna yaklaşarak kucaklamak ister.) Gel, birlikte dua edelim.

                                                                   Fabian

                    (Kibarca annesini reddeder, etrafta dolanır.) Yok anne, dualar da para etmiyor artık. Hayatta ne istediğimi bilemiyorum. Başkalarından neyim eksik benim?

                                                             Bayan Especel
                    Hiçbir şeyin, hiçbir şeyin!

                                                                    Fabian

                   (Onu duymamış gibi.) Yirmi beş yaşıma geldim, hala basit bir memur olmaktan ileri gidemedim. Her gün işe git, gel. Hayat bu mu ? Bir kız arkadaşım bile yok… Bulsam ne yapacağımı zaten bilmem..(Annesini kucaklar.) Anneciğim, içim boş, bomboş. Yıkılmış eski Roma harabeleri gibi. İçimde, yuva yapmak isteyen bir köstebek bile yok. Yalnızım, evet yapayalnız bu ıssız kalabalıkta..(Seyircilere doğru yürüyerek ve onlara hitap ederek.) Gölgeler bile kendi silüetlerine çekilmiş; ruhlar, selamı sabahı kesip Girit’in labirentlerine göç etmişler..(Başını elleri arasını alır.) Ah, beni kim ve nasıl kurtarır?
     
                                                                         -2-

                                                               Bayan Especel

                     (Oğluna yaklaşır. Şefkatle elini onun omuzuna koyar.) Güzel çocuğum, Fabian’ım benim… Seni dualarımdan hiç eksik etmiyonım. İnancını sakın yitirme. (Tereddüt ile.) Peder Gauthier de senin çoktandır kiliseye günah çıkartmaya gelmediğinden bahsediyordu. “O”na inan, “O”, bizim için öldü. Bizler “O”nun için yaşıyonız.. Hadi ben sana kahvaltı hazırlayayım.. (Gözlerini silerek çıkar.)

                                                                      Fabian

                     (Kararsızca ortalarda yürür, sonra masasına yaklaşır, içine mark konmuş bir kitabı alır, yüksek sesle okumaya başlar.) Nasıl İyi Hıristiyan olunur? Karar, nesne’nin içinde yatar.. Bunun takdiri `içten’ olup, diğer tüm içtenselliklerden farklıdır..:Hıristiyan olmakta esas Hıristiyanlığın “ne” olduğu değil, onun “nasıl” olacağıdır.. Bu, kesin bir paradokstur ve kaderin sunacağı hiçbir veri yoktur.. Ha, ha, ha. Kaderin sunacağı hiçbir veri yok imiş. Sen çok yaşa Kierkegaard.. (Kitabı kapatır, onu tekrar masanın üstüne bırakır.)

                                                         Bayan Especel  (girer.)

                    (Elinde tepsi, içinde kahve, francala, peynir, reçel vb vardır, onları masaya teker teker koyduktan sonra, müşfik bir sesle oğluna seslenir.) Hadi benim tontonum, gel birşeyler ye de, işe boş karınla gitme!
                                                                    Fabian

                    (Dalgınca mırıldanarak, yavaş hareketlerle masaya yaklaşır, annesinin dediklerini tekrarlar, aynı zamanda ağır ağır yemeye başlar.) “Gel birşeyler ye de, işe boş karınla gitme!” (Kahvaltı ederken, arada bir durarak, Sartre’dan bazı varoluşçu sözcükleri yineleyerek, sanki anlamlarını anlamak istercesine yüksek sesle konuşur.) “İnsan, kendi kendini nasıl yaptıysa öyledir!”. Püf, ulan ben kendi kendimi mi böyle yaptım? Nalet olası babam bana liseden yüksek bir eğitim sağlayabilseydi, herhalde bu halde olmazdım.. Talihimi değiştirebilir miydim? Hayır.. Evet.. Daha güvenceli kararlar verebilseydim.. Nasıl? (Bir süre çiğnemeye devam eder.) “İnsan ne ise ondan sorumludur!”. Peki Fabian, sen kimsin ve neden sorumlusun? Biliyor musun, sen bu dünyaya tesadüfen gelmiş bir avanaksın.. (Duvarda asılı babasının portresine sanki bir tükürük savururcasına bakarak.) Bana sorumluluk öğrettin mi, ha, öğrettin mi? Ne öğrendi isem annemden öğrendim. O bana ne öğretti? Hıristiyanlık.. Sadece Hıristiyanlık.. Doğruluk, iyilik, kardeşlik.. Peki, güzel ama, tüm bunlar bana ne getirdi? Hiçbir şey.. Ben mutlu olmak istiyorum, mutlu. (Tavana, gökleri ararcasına bakarak.) Peki sen, herkesi çift çift yaratırsın da, beni niye tek yaratırsın? Sen yalnız yaşayabilirsin, çünkü Sen herşeye kadirsin, ama ben? (Çatal kaşığı masaya fırlatarak.) Öf, yeter artık, ben galiba kaçıracağım. Kafayı bir üşütmeye gör. Haydi marş, iş başına! (El çantasını ve pardesüsünü alır, hışımla çıkar.)

                                                                SAHNE: 2
                                  (Bayan Especel, Bayan Dubois, sonra Fabian)

                                                              Bayan Espesel

                    (Oturma odasında komşusuyla hasbıhal etmekte ve pirinç ayıklamaktadır. Vakit akşamüstüdür.) İşte böyle Bayan Dubois. Çok dürüst, çok temiz bir genç, ama hala kendini mutluluğa götürecek bir yol çizemedi. Aşırı hassas. Hep düşünceli.. Kızlarla da arkadaşlık kurmaktan korkuyor gibi.. Kimbilir belki beğenmezler diye düşünüyordur..Aa, hava kararıyor, ben ışıkları yakayım. (ayağa kalkar.)
     

                                                                        -3-

                                                                Bayan Dubois
                    (Yün örgüsünden başını kaldırarak.) Aman, Bayan Especel, aslan gibi genç, neden beğenmesinler? Yakışıklı, dinine de düşkün.. Eğer erkekliğinde bir kusuru yoksa, bulunmaz Hint kumaşı oğlan. Eehh, bugünün gençlerini anlamak zor, ne olursa olsun onlar bizlerden daha talihli..Ellerinde yaşamak için her türlü firsat var; tanışmalan, dışan gitmeleri daha kolay. Ama sen yine Jesus’tan ümidini kesme kardeş..

                                                               Bayan Especel

                    (Meryem Ana ya bakarak.) A kesmem kardeş, keser miyim hiç? (Haç çıkarır.) Gece gündüz dua ediyonım..

                                                               Fabian (girer.)

                    (Aceleyle girer, elindekileri fırlatır.) Oh, Allaha şükür, gün bitti, iş bitti.. (Başını sallayarak.) Benim için hayat da bitti. (Birden misafıri farkederek.) Oo, Bayan Dubois, kusura bakmayın, birden görmedim..Görmeyeli nasılsınız, Bay Dubois? Michelle de nasıllar?

                                                                Bayan Dubois

                    (Nazik bir gülümseme ile.) Oh, Bonjur Fabian, Mersi. İyiler, iyi diyelim iyi olsunlar.. Michelle Üniversite sınavlarına hazırlanıyor.. Dışarda Bon Marché‘de çalışıyor. Hayat böyle işte. Senin işler nasıl?
 
                                                                     Fabian

                    (Ortalıkta bir az şaşkınca dolaşarak.) Aa, Michelle o kadar büyüdü mü? (Eliyle yere paralel bir işaret yaparak.) Sanki daha dün Le Petit Jardin‘de onun salıncağını sallıyordum..Hey gidi günler hey, yaşlanıyoruz, yaşlanıyoruz.. (Bir an durur.) Ben, çalışıyorum.. Çalışmak.. Evet, evet, o iyi birşey.. Çok önemli.. Şey anne, ne diyecektim? (Etrafında şöyle bir döner.) Hatırlarsam yine söylerim.. (Köşedeki masayı işaretleyerek.) Ben orada biraz rölaks olayım, siz konuşmanıza devam edin, beni yok bilin..

                    (Fabian masaya oturur, gözlerini kapar, bir müddet sessizce duvara bakar. Bu arada kadrıılar aralarında fısıldaşmaya devam ederler. Fabian nihayet bir kitap seçer, yüksek sesle okumaya başlar.)
                    “Eğemen sınıfın her üyesi, hakkını Tanrı’dan almış bir kişidir, bir ‘lider’dir ve bu ‘lider’ler çocukluklarından beri dünyaya hükmetmek için gelmişlerdir..”(Kitabı bırakarak göğsünü kabartır.) Poh, ben de bir `lider’im demek.. Kimlerin ‘lideri’? (Kaşlarını kaldırır, indirir.) Ben bir `kişi’yim, yani; gerçeğin, gerçek varlığımın, hak ve hukukumun bir sentezi’yim (Kahkaha ile gülerek.) Ama ne sentez! (kitaba döner.) “Bugünün hayat şartlan, bizi, materyalizm ile idealizm arasında bir seçim yapmaya zorluyor.. Asıl hür eylem, devrimci eylemdir, yoksa bireysel ya da anarşik serbestlik eylemi değil.. Devrimci eylemde bir özgürlük, bir Varoluş Felsefesinin varsayımlan ve öncüleri vardır.. Ve devrimci, kendi salt varlığı ile bu felsefeyi yaratır!” (Başını seyircilere döndürerek.) Ben kim, devrimci kim? Kim demişti: “insanlar hürdür!”. Jean Jack Rousseau galiba. ..Ve, “Madde maddeyi ezemez.” Ben hergün eziliyorum.. Üzerlerinden traktörlerin geçtikleri tahıl taneleri gibi.. Heyhat.. (Başını eğer, sahnenin ışığı ondan, anne ve misafirine kayar.)

                                                                 Bayan Dubois

                    (Sesini yiikselterek ve öteberisini toparlamaya çalışarak.) Eh, artık akşam olmak üzere. Philip gelmeden akşam yemeğini hazırlamam gerekiyor.. Sen de bizlere pek gelmez oldun artık.. Bu pazar, kilise’den çıktıktan sonra bir araya gelsek? Ne dersin, ha?

                                                                         -4-

                                                                 Bayan Especel

                    (Oğluna doğru kasvetli kasvetli bakarak.) İnşallah, inşallah…

                                                                  Bayan Dubois

                    (Anlamış gibi göz işareti yaparak.) Evet, inşallah, inşallah.. (Genç adama.) Au-Revoir Fabian! (Yanıt alamayınca başını sallayarak çıkar.)

                                                                 Bayan Especel

                    Ben de şunları ocağa koyayım.. (Fabian’a.) Oğlum, bir yorgunluk kahvesi ister misin? (Yanıt alamayınca o da başını sallayarak çıkar.. Işıklar hafifçe söner.. Yirmi-otuz saniyelik bir sessizlik hüküm sürer.)

                                                                     SAHNE: 3
                                           (Fabian, Şeytan sonra Bayan Especel)

                    (Sessizlik ve ışıkların kararmasından bir süre sonra uzaktan trampet sesleri duyulur; Şeytan, siyah-kırmızı klasik giysisi ve bir gülümseme ile masasının başında düşüncelere dalmış Fabian’a yaklaşır.)

                                                                      Şeytan

                    (Hafifçe Fabian’ın omuzuna dokunarak.) Fabian, uyan.. Bak, ben sana yardıma geldim.

                                                                      Fabian

                    (Başını ağır ağır kaldırarak, şaşkınlıkla.) Sen kimsin? Bu acayip kılıklı adam! Sonbaharın şebnemlediği kadın dudaklarından, Neptün’ün bakire kızlarının masum öpücüklerinden nasibini almamış ben, böyle keçi sakallı, kuyruklu bir yaratığı ne yapayım? Gözlerim de hislerim gibi bana ihanet mi ediyorlar artık? (Şeytan’a dikkatlice bakarak.) Evet, eveeet.. Seni tanıdım, sen Şeytansın, Şeytan! (Bir an düşündükten sonra.) Mina’da İbrahim Peygamber seni taşlamadı mı? Her yıl, yüzbinlerce hacı adayı seni lanetlemiyorlar mı? Sen Tann’dan Kıyamet Günü’ne dek insanlan doğru yoldan çıkarmak için mühlet almadın mı? Sen, düştüğün yeri yakan bir ateşsin.. Ne arıyorsun burada? Seni kim gönderdi bana, babam mı?

                                                                      Şeytan

                    (Ciddi bir tavırla.) Sen benim kötü şöhretime aldırma.. Meyvalı ağaca taş atarar. Beni Kabe’de taşlayanlar kendi günahlarına ‘yuf’ çekiyorlar. Beni haksız yere taşladıktan sonra, tünelde ne oldu? Bazan insan kendi gazabının kurbanıdır. Bak, Cahiliye Devrinde şairler benden esinlenirlerdi. Ben Faust’a, Yahya bin Zakariyya’ya ve daha nice ululara refakat ettim. Yezidi’ler bana “Tavs-al-malaike” derler. (Onurla omuzlarını kaldırarak ve çenesini büzerek.) Ben meleklerin tavus kuşuyum.. Ben Cennetteyken onların hocalanydım.. Benden ders alan melekler, tekrar bana gelmek için on bin sene beklerlerdi. Bana secde edenler bile var şimdi.. (Sesini alçaltır, şeytani bir tavırla ve kendini acındıracak bir şekilde.) Ben niye Cennetten kovuldum, biliyorsun. Sen de, ben de Allahın kullarıyız. Ben neden Adem’e secde edeyim? Ben yalnızca Allah’a secde ederim. (gülerek.) Eğer Adem ile Havva Cennette kalsalardı, sen dahil, hiçbir insan yeryüzünde yaşayamayacaktı.. (Fabian’a arkasını dönerek, dinleyicilere hitaben.) Tabii o zaman, bu dünyada bana yapacak hiçbir iş kalmayacaktı…

                                                                         -5-

                                                                      Fabian

                    (Gözleri parlayarak.) Sahi, sen gerçeği söylüyorsun.. Peki, ne istiyorsun benden? Ben, kendi halimde, gariban bir gencim.. Dünya ile pek bir ilişkim yok.. Benim, senin pazarına sermaye olacak bir malım yok.

                                                                      Şeytan

                    (İnandırıcı bir sesle.) Ben sabahtanberi senin yakınmalarını duyup, tez elden seni görmeye can atıyordum. Sakin sakin konuşalım diye bu zamanı seçtim…  (Yapmacık bir tavırla.) Ah, ıstırap çeken yaratıklara dayanamam, sana yardıma geldim.

                                                                       Fabian

                    (Şüphe ile bakarak.) Ne? Sen mi kaldın bana yardım edecek? Sen bana nasıl yardım edebilirsin? Sen kime yardım ettin isen, sonunda o hezimete uğramadı mı? Al babamı.. 0 da seni dinledi herhalde ki, sonunda sefalet içinde öldü.

                                                                       Şeytan

                    (Gülerek.) Ama hayatın safasını da sürdü, öyle değil mi? Dört dörtlük dopdolu bir hayat yaşadı. Mutluydu, zira her istediğini yapabiliyordu. Yedi, içti, gezdi, tozdu. (Fabian’ın kulağına eğilerek.) Kadınlarla da arası çok, ama çok iyiydi. (güler.)

                                                                       Fabian

                    (Bir az duraklayarak.) Ama ben o sefaleti yaşamak istemiyorum. (Önüne bakarak.) Ben daha ne istediğimi bilmiyorum bile. Ben, ben yalnızca mutlu olmak istiyorum, evet yalnızca mutlu.. (Gülerek.) Bir az da para, tabii. Bir az da kadın.. Eh, bu kadarına da hakkım yok mu yani?

                                                                       Şeytan

                    (Gözleri parlayarak.) Elbette var, elbette. Bak, ben sana öyle bir tılsım vereceğim ki, senin hayatta arzu ettiğin kim varsa, sen, “o” olabileceksin. Hem de istediğin kez.. Seç seç al.. Bak, sana vereceğim ‘formül’ü o istediğin kişinin kulağına fısıldayacaksın, hepsi bu. Sen hemencecik ‘o’ olacaksın, ‘o’ da ‘sen’ olacak. Değiş tokuş, ama zarlar senin elinde.. Ha, iki şeyi hiç unutmayacaksın; bu tılsım çocuklara geçmez, bu bir; iki, gerçekte kim olduğunu unutmamak için kendi isim ve adresini değiştiğin her zaman, değiştiğin kimsenin cebine koyacaksın ki o zavallı da kim olduğunu şaşırmasın. Bunu sakın unutma.

                                                                       Fabian

                    (Umutla gözleri parlar.) Bu çok müthiş bir şey.. Dünyada, yerlerinde olmak istediğim o kadar çok kimse var ki.. Abra kadabra, değiştin gitti.. Pöh.. (Kaşlarını çatarak ciddi bir eda ile.) Peki, sen bana bu iyiliği niye yapmak istiyorsun? Benim gibi zavallı bir insanın bu hizmete karşılık vereceği bir şey yok ki?

                                                                       Şeytan

                    Olmasın.. Sana önceden de söyledim, benim varlığımın nedeni bu.. Devlet büyüklerinin, köşeyi dönmüş olanların hayatta hemen hemen her istediklerini şu veya bu şekilde elde edebilenlerin bana gereksinimleri yok ki! Sırasında ben onlara da yardım ettim ama bana hep nankörlük ettiler.. Onlardan bazılan bana bile pabuç giydirir, ‘şeytanın teki’dirler. Ben senin gibi tanınmamış, küçük, fakat değerli ruhların mutluluğa kavuşmaları amacını güdüyorum.. İnan bana!

    
                                                                         -6-
 
                                                        Bayan Especel  (girer.)

                    Ne oluyor Fabian? Yine karanlıkta yalnız başına oturup kendi kendine mi konuşuyorsun? Acıktın mı diye merak ettim de..

                                                                      Fabian

                    (Ürkek ürkek Şeytan ‘a bakarak.)  Şey.. anne..

                                                                      Şeytan

                    (Fabian’a hitap ederek.)  Merak etme, beni senden başkası ne görür ne de işitir.. Sakin ol..

                                                                      Fabian

                    Şey, anne.. Evet, yüksek sesle düşünüyordum.. Evet, oh, hayır, açım.. Aç değilim.. Acele etme, bana bir az daha zaman ver..

                                                                Bayan Especel

                    (Şüpheyle.) Peki, sen bilirsin.. (Başını sallayarak çıkar.)

                                                                      Şeytan

                    (Fabian’a yaklaşarak.) Bak Fabian, beni dinle. Bu, hayatta senin son şansın. Bir düşün, istediğin anda istediğin kimse olabileceksin… Mutsuzluğa son. Değiştikten sonra, kişiliğini aldığın kimsenin sorumluluklarını taşıyacağını da unutma! 0 nedenle, kendinin hayatta ’nasıl’ olmasını arzuladığın kimseleri seç. Bu gerçek Varoluşçuluk. Var olduğun an istiyorsun, istediğin müddetçe de varoluyorsun. Sen Varoluşçuluğu tümüyle benimsemek istemiyor muydun?

                                                                      Fabian

                    (Bir az dalgın.) Elbette istiyorum, elbette. Yalnız, yalnız bir az korkuyorum. Bu kadar yıl beraber yaşadığım `kendim’den vazgeçmek beni bir az ürkütüyor. Bilmem, annemi de ne dereceye dek özlerim? (Bir an duraklar.) Adam sen de! Bu kadar yıl ben `ben’ olmuşum da ne oldu sanki? Bir az da `sen’ olayım..

                                                                      Şeytan

                    (Zafer dolu bir ses tonuyla.) Aferin Fabian.. İşte akıllı insan hayatta böyle düşünür. Hem sana söz veriyorum, çok kötü bir duruma düşersen, yalnızca bir kez için yardımına gelebilirim, ama tüm seçeneklerinden sen sorumlusun. İşte sihirli FORMÜL. (Fabian’ın kulağına yaklaşır, işitilmeyen birşeyler fısıldar.) Haydi, tekrarla bana bakayım..

                                                                    Fabian

                    (Heyecanlı, fakat hayat dolu.) Peki! (Şeytanın kulağına birşeyler fısıldar, öteki, doğru gibisinden kafasını sallar.) Oh, Allahım, artık hayatta istediğim mutluluğa kavuşabileceğim.. (Yerinden fırlayarak.) Hey, açılın yollar, ben geliyorum.. (Dinç adımlarla dışarı yürürken, Bayan Especel, elinde yiyecek dolu tabaklar, içeri girmektedir. Oğlunun dinamiğine hayran, fakat hayretten donup kalmışken, Şeytan, Meryem Ana’nın heykeline alaylı bir gülüş fırlatır, o da Fabian’ın ardından çıkar.)

                                                                      – Perde iner-
                                                                               -7-

                                                                   I I.   P E R D E

                                                                               -8-

                                                                        SAHNE : 1
                                              (Fabian, Garson ve Bir Sokak Kafe’si)

                     (Perde açıldığında, tipik bir Fransız kafe ‘si göze çarpar. Şuraya, buraya serpilmiş bir iki masa, gençler konuşup gülmekte, çay, kahve ve benzeri hafif içkiler içmektedirler. Fabian sol taraftan aceleyle girer, sonra birden yavaşlar, nihayet boş bir masa seçer, kuşkulu gözlerle diğer insanları süzer. Oturduktan sonra, garsona yaklaşması için eliyle bir sinyal verir.)

                                                                          Garson

                     (Gülümser bir yüzle.) Bonjour Monsieur, içmek için ne buyurursunuz?

                                                                  Fabian

                     Şey, evet, “un cafe du lait avec le sucre, s’il vous plait!” (*)
                     (Garson uzaklaşır. Fabian, diğer masalarda oturan gençleri süzmeye devam eder ve kendi kendine konuşur.) Yok canım, bunlann hiçbirinde iş yok. Benden farklı görünmüyorlar ki? Şeytan bana bu kadar aceleci ol demedi ki.. ama.. ben.. hemen değişmek istiyorum. (Sütlü kahvesini getirmek üzere olan garsona gözlerini diker.) Hey, bu oğlan fena değil gibime geliyor.. Benden uzun boyluca, yakışıklı ve kendinden emin. Kalbim çarpıyor ama, bir denemeye gireyim bakayım.. (Garson yaklaşır, elindeki küçük tepsiyi masanın üzerine bırakır. Fabian hemen harekete geçer.) Şey, Monsieur, siz hayatınızdan memnun musunuz?

                                                                   Garson
                     (Gülümseyerek.) Oui, Monsieur; olmaması için bir gerek yok ki? Üniversiteye devam ediyonım, burada çalışıyorum, sağlığım yerinde.. ve.. Bir de sevgilim var..

                                                                   Fabian
                     (Bir az şaşkın.) Evet, evet ama, ben mutlu değilim.. Şey, bir soru: Kişiliğinizi benimki ile değiştirmek ister misiniz?

                                                                   Garson

                     (Zarif bir gülümseme ile.) Oh, no Monsieur, ne dediğinizi pek anlayamıyonım. Kendinizi pek iyi hissetmiyorsunuz herhalde Monsieur. Doktorunuza bir görünseniz iyi olur. (Korkuyla ve aceleyle uzaklaşır. Fabian, bir az kızgın ve düşkırıklığına uğramış bir hava içinde, sütlü kahvesinden acele bir iki yudum alır, homurdanarak ayağa kalkar.) Doktoruma görünmeliymişim, enayiye bak.. (Seyircilere başını döndürerek.) Ben bu işi başaramayacağım galiba. (Başını sert bir şekilde döndürerek.) Yok, hayır, başaracağım.. Şeytan bana arzunu kimseye sor demedi ki? Yapacağım ulan, hem de nasıl. (Hızlı hızlı dışarı doğru yiirüyüşe çıkar.) Hem de nasıl, bak görürsünüz.. (çıkar.)
————————
(*) ‘Bir fincan sütlü, şekerli kahve, lütfen!’
       

                                                                          -9-

                                                                   SAHNE: 2

                                                 (Maurice Poujard, sonra Fabian)

                     (Mr. Poujard yazıhanesinde, masasının başında, kafası kağıtlara gömülü harıl harıl çalışmaktadır. Arada bir, kendi kendine birşeyler homurdanır. Kapı vurulur.)

                                                                     Poujard

                     (Başını kaldırmadan, bıkkın bir sesle.) Entrez! (*)

                                                                     Fabian

                     (Girer, kendinden emin, sert adımlarla yürüyerek.) Ben sizinle görüşmek istiyorum Patron.

                                                                    Poujard

                     (Başını kaldırarak, yarı küstah bir tarzda.) Oo, sen misin? Sabah sabah yine ne istiyorsun, pısırık adam?

                                                                     Fabian

                     (Yüzünde vahşi bir gülümseme ile.) Pısırık adam ha! Sen beni bugüne kadar yanlış anlamışsın dostum, yanlış.. Ben senin aşağılayıcı tavırlanndan, burnunun büyüklüğünden, kabalığından, cimriliğinden hepsinden bıktım artık. Şimdi tüm bunları sona erdirmek istiyorum.

                                                                    Poujard

                     (Dehşete kapılır, yerinden fırlarcasına kalkar, dolaşır, Fabian’ın önüne dikilir, gözlerini onun gözlerine dikerek ve parmağını onın yüzüne doğrultarak, hiddetle.) Sen.. Sen, kendini bilmez.. Dünün çocuğu. Önceden dut yemiş bülbül gibi susardın, şimdi dilin çözülmüşe benzer, ama haddini bilmiyorsun.. Yoksa beni dövmek veya öldürmek mi istiyorsun? Ne bekliyorsun, saldırsana? (Etrafında dönerek.) Defol, defol diyorum sana.. Seni işinden kovuyorum, bu ne küstahlık? Haydi, git başımdan..

                                                                     Fabian

                     (O da sesini gitgide yükselterek, fakat kendinden emin.) Yavaş gel patron, yavaş gel, eski çamlar bardak oldu şimdi. Ben senin hakkından gelirim ama, öldürmeye tenezzül bile etmem. Bu dünya, senin gibi cimri dazlaklann cenneti olmamalı.. Sen papel babasısın, biz neredeyse açlıktan öleceğiz.. Senin modan geçti, artık sıra bende.. (Fabian, kendine şaşkın, adeta manyetize edilmiş gibi bakan patronunun yanına aceleyle sıçrar, kulağına tılsımlı sözleri fısıldar. Sahnede ışıklar şimşek gibi yanar, sönerler ve hemen açılırlar. Şimdi Patron, Fabian’ın görünümünde yerde baygın, uzanmış yatmaktadır; Fabian ise Poujard’ın görünümünde, ayaktadır. Tılsımın kudretinin müthiş etkisiyle mağrur, yüzünde vahşi bir gülümseme, yerde yatan vücuda hitap eder.)
Habis, işte senin sonun, bunu hiç beklemiyordun, değil mi, ha?.. (Elleriyle göğsüne vurarak.) Ey Fabian, muradına eriyorsun artık. Ara bakalım şu para babasını, cebinden ne çıkacak? (Fabian yere eğilir, -kendi eski görünümdeki- vücudun üzerindeki elbisenin ceplerini boşaltır, bir tomar kağıt para bulur, sevinçle haykırır. Onların ufak bir kısmını geri koyar, diğerlerini kendi iç cebine tıkar. Sonra, masaya giderek oradan hir kalemle bir kağıt parçası alır.) Unutmadan yazayım, bir ona, bir bana; zavallıyı evime göndersinler de, bari annem merak etmesin. Eveeet.. (Heceleyerek yazar.) Fa-bi-an Es-pe-cel.. 45, Rue La Bruyere, Fortunes. (Fabian, isim ve adresini yazdığı kağıtları katlayarak, yerde yatan patronunun ve kendi pantolon ceplerine koyar.)

—————
(*) ‘Giriniz!’

                                                                         -10-

                     (Fabian, bundan böyle Fabian-Poujard diyeceğiz, Şimdi Poujard’ın görünümünde; onun masasına oturur, kollarını, ayaklarını şöyle bir gerer, masanın gözlerini rastgele açar, kapar, bir kısım kağıtları yırtıp çöp tenekesine atar, yani tam bir patronluk havası içindedir. Kağıtların üzerine yeni bir imza denemesi yapar. Çekmecelerden birinde de bir puro kutusu bulur, bir tanesini alarak ağzına koyar, ceplerinde ve etrafta kibrit arar, bulamayınca da onu çöp tenekesine atar. Sonra da telefona sarılarak sekreterine hitap eder.)
                     “Allo, Mademoiselle.. Evet, ben Poujard. Ofisimde beni kimse rahatsız etmesin, telefonları da bağlamayın. Odamda bir misafırim var. On beş dakika sonra onun için bir taksi çağınp evine dönmesine yardım edin. Ben bir iki günlüğüne uzaklara gideceğim. Ha? Nereye mi? Sana ne yahu, dönünce söylerim, sana hesap mı vereceğim ben? Ne günlere kaldık yahu.”
                     (Fabian-Poujard telefonu kapar, ama yüzü birden kasılır: Elleri kasıklarına giderek acıyla ayağa kalkar.) Oo, idrarım geldi, ne keskin ağrı be.. Doğru, bu herifin kum sancıları vardı. Galiba hap da alırdı. Yandık. Nerede bu adamın hapları? ( Yerde yatan adamın üstünü başını araştırır, sonunda, ceplerinin birinde küçük bir hap kutusu bulur, sevinçle açar ve bulduğu bir hapı ağzına atar.) Ah, hap kutunu sevsinler senin.. 0o, yine de tuvalete gitmem lazım.
                     (Fabian-Poujard, elleriyle kasıklarını tutarak, yan kapılardan birinden çıkar, kısa bir süre sonra da döner. Sağ eliyle pantolonunun fermuarını zar zor çekmektedir. Yavaş adımlarla yürüyerek bir koltuğa adeta çöker.) Her yarım saatte bir, böyle helaya gidersek, çekeceğimiz var. (Yerde yatan vücuda hitaben.) Daha başka ne derdin var moruk? Dertlerini de birlikte bana sattın değil mi? Yemin ederim ki sen aynı zamanda iktidarsızdın. Öyle ya, hiç çocuğun olmadığını söylerdin.. Seni mel’un keleş seni..

                     (Fabian-Porıjard, başını iki elleri arasına alarak bir süre düşünür, arada da başını sallar, nihayet ayağa kalkar.) Evet, Monsieur Poujard, Grand Poujard.. Kalk bakalım.. Sekretere tatile gideceğini söyledin. Nereye gidersin? Hiç.. Bilmem valla.. O dır-dır Mme Poujard evdeyken sen nereye gidersin? Akşama, gözümün yaşına bakmadan benim derimi yüzer.. Oo, zaten gidemem, yarın kardiyoloğuma bir check-up’a gitmek zorundayım.. Evet, başka, başka? Evet, gideyim de bir yoğurtlu kebap yiyeyim, keyfim yerine gelsin.. Kararımı ondan sonra veririm. Oo, kebabı yersin ama, yann doktora nasıl hesap verirsin? Ya ‘perhizini bozdun’ diye beni azarlarsa? (Bir an tereddütten sonra.) Klübe gidip bir az poker oynasam? Ya kaybedersem karıya ne hesap vereceğim?

                     (Fabian-Poujard ümitsizce bir koltuğa çöker, bir müddet düşünür. Sonra yüksek sesle konuşur.) Fabian-Poujard dostum, sen herhalde yanlış bir seçim yaptın! Henüz aklın başında iken ve kimliğini kaybetmemişken…. (Heyecanla ceplerini karıştırır, önceden yazdığı isim ve adresini içeren kağıdı bulunca rahatlar, yüksek sesle okur ve tekrar cebine katlar.) Evet, henüz kimliğini kaybetmemişken yola düş, kendine başka bir yoldaş ara.. Haydi marş! (Yerinden kalkar, düşünceli bir tarzda yavaş yavaş yürüyerekten sahneyi terkederken yerdeki vücuda şöyle bir bakar, sanki geriye, ona dönmek istiyor gibidir; mamafih `hayır’ gibilerden başını iki yana sallayarak, ona bir “au-revoir ” işareti yaparak yan kapıdan çıkar.)

                                                                  SAHNE: 3
                            (Garson, müşteriler, Paul Esmenard, Fabian-Poujard)

                                                Fabian-Poujard (girer.)

                     (Bu, onun daha evvelden gelmiş olduğu kafe’dir. Ağır adımlarla ilerler ve soluyarak bir masaya ilişir. Cebinden bir mendil çıkararak alnındaki terleri siler.)
 

                                                                     -11-

                                                             
                                                                  Garson

                     (Nezaketle.) Bonjour Monsieur, Kafe’mize hoş geldiniz. Buralarda yenisiniz herhalde. Ne buyurursunuz?

                                                             Fabian-Poujard
                     (Meyus bir tavırla.) Bonjour.. Ben buradan yıllar önce geçmiş ve bir fincan sütlü kahve içmiştim. Siz çok gençsiniz, o günler daha doğmamıştınız herhalde. Bir soda lütfen.

                                                                    Garson
                     Oui, certainement Monsieur! (*) (uzaklaşır.)

                                                              Fabian-Poujard

                     (Kendi kendine konuşur.) Ulan, bu kez acele etmeyeceksin. Etrafına dikkatle bak. (bakar.) Seçeceğin adam şöyle genç, kuvvetli, pazılı, gerçekten dişli biri olmalı.. (Başını etrafta gezdirirken, genç bir kızla konuşan zarif, ince ve yakışıklı birini farkeder.) Kibar birine benzer, onu mu seçsem acaba? Hazır kızı da var yanında.. Iıhh, yok canım, ya eski Fabian gibi muhallebici çocuğunun biri ise? Acele etme, düşün bir kez daha.. (Gözleri iri yarı, pazılarında dövmeler olan, boksör eskisi olan bir gence takılır.) Onu mu seçsem acaba? Düşünceli görünüyor, problemleri mi var yoksa? Hiç olmazsa dinç ve sağlıklı gözüküyor.. Belki de bir gemicidir ve tüm dünyayı dolaşmıştır. Kimbilir her limanda ne anılan vardır. Fabian-Poujard, haydi, kararını çabuk ver, yoksa helalara taşınıp duracaksın. (Bu arada Garson sodayı getirir ve masaya bırakır. O uzaklaşınca, Fabian-Poujard bardaktan bir yudum alarak, derin bir nefes çektikten sonra, yavaş adımlarla o iri yarı, lastik suratlı adamın masasına yaklaşır.) Bonjour mon ami. (**) Masana oturup bir az konuşabilir miyiz?

                                                               Paul Esmenard

                     (Bir az şaşkırı, fakat kendinden emin ve kayıtsız bir tavırla.) Buyrun oturun.. Daha öncelerden tanıştığımızı sanmıyorum.. Benim ismim Paul.. Paul Esmenard.. (Elini uzatır, Fabian-Poujard’ın elini kuvvetlice sıkar, ihtiyarın nerdeyse gözlerinden yaş gelir.) Arkadaşlarım bana “Çalışkan Paul” derler. Yapamayacağım iş yoktur. Ne o, bir ‘body guard’a mı gereksiniminiz var, yaşlı dostum? Yüz frank peşin, elli frank günlük, masraflar da bölüşülecek. Ne dersin?

                                                               Fabian-Poujard

                     (Otururken, bir az tereddüt ile.) Şey, onun gibi bir şey, ama farklı.. Evet, size gereksinimim var, ama başka şekilde..

————
(*)     ‘Gayet tabii, memnuniyetle!’
(**)    ‘Evet, dostum!’
                                                                       -12-

                                                             Paul Esmenard

                     (Bunun “özel” bir teklif olduğunu sanarak kasılır, kaşlarını çatar.) Monsieur! Monsieur!..

                                                             Fabian-Poujard

                     Yok, yok monsieur, beni yanlış anladınız. (Cebinden bir deste banknot çıkararak.) Ben yalnızca sizinle kişiliğinizi değiş-tokuş ettirmek istiyorum. Eğer kabul ederseniz, tüm bunlar sizin olacak.

                                                             Paul Esmenard

                     (Bir az şaşkın, başını kaşıyarak.) Ama Monsieur, bu nasıl olacak, benim ne yapmam gerekecek?

                                                             Fabian-Poujard

                     (Gözleri ümitle parlayarak.) Hiçbir şey. Sen şöyle rahat rahat otur. (Cebinden isim ve adres yazılı kağıdı ona vererek.) Bu, senin yeni kişiliğin.. Oo, neydi senin ismin?

                                                             Paul Esmenard

                     Paul, Paul demiştim ya.. Paul Esmenard.

                                                             Fabian-Poujard

                     Haa… Evet, Paul Esmenard. Verdiğim kağıdı cebine koy, kaybetme. Eğer şimdi sen izin verirsen ben senin kulağına bir dua okuyacağım, hepsi bu. Kabul mü?

                                                             Paul Esmenard

                     (Hala şaşkın.) Valla bu işler bana.. yani, hani.. bir az tuhaf gibi geliyor. Ama herhalde `fun’. Aziz dostum, paraya çok ihtiyacım var.. Belki “girlfriend“im bu kez benimle evlenmeye razı olur.. Valla onun hatırı için yapıyorum. (Paraları cebine atarak.) Hadi bakalım, “blow“.

                                                             Fabian-Poujard

                     (Yavaşça yerinden kalkar, masayı döner, salak salak gülümseyen Paul’ un kulağına yaklaşır ve tılsımlı cümleyi söyler. Yine, şimşekler çakar, ışıklar söner. Tekrar yandığında, herkes, sanki hiçbir sey olmamış gibi yaşama devam eder. Eski “Paul Esmenard “, şimdi “Fabian-Poujard ” olarak sandalyasında uyuyakalmıştır. Yeni “Fabian-Esmenard “, mutlu bir gülümseme ile ve dinç adımlarla ağır ağır sokağın yolunu tutar.)

                                                                      Garson

                     (El sallayarak.) Güle güle Paul, au-revoir!

                                                            Fabian-Esmenard

                     (Cevap vermez, yalnız parmaklarıyla geriye “Peace” (Barış) işareti verir.)

                     
                                                                         -13-

                                                                   SAHNE: 4
                                                   (Marie, Fabian-Esmenard)

                     (Bu, porno magazinlerin, foto ve dergilerin sergilendiği bir dükkandır. Orta yaşlı, iri göğüslü bir kadın öteberiyi düzenlemekle meşguldür. Fabian-Esmenard içeriye fırtına gibi girer.)

                                                             Fabian-Esmenard

                     Bonjour Marie, comment ça-va? (*) (Samimi bir tavır ile yaklaşır, kadının göğüslerini şöyle bir yoklar.) Bunlar gitgide anneminkilere benziyorlar.

                                                                        Marie

                     (Bir az utangaç bir gülümseme ile.) Aman Paul, koskoca adam oldun, hala emzik peşindesin.. Geçinip gidiyoruz işte. Herkesin işi gücü seks olduğu sürece biz aç kalmayız. Sende yeni birşey var mı?

                                                             Fabian-Esmenard

                     (Konuşmaya başlarken dokunduğu döner kitaplıktan bir gıcırtı duyulur, bu onu irkiltir.) Ah Marie, bunu hala fiks etmemişsin, bu benim içimi kemiren, kötü bir ses. Sanki çocukluğumun karanlık tünellerinden birşeyler geliyor gibi.. Ne bileyim, belki annemle gittiğim kiliseden ya da… annemle babamın yatak odasından gelen bir anı gibi. Her neyse. (Porno magazininin sahifelerini karıştırarak.) Ah anam, bunlan görünce içim sızlıyor. Ah anam be, benim kız bana yüz verse, bu resimlere kim bakar?

                                                                       Marie

                     Ah Paul, Berthe çok zarif ve anlayışlı bir kız, belki sana tutkusu da var. Ama Paul, biliyorsun genç kızlar ne istiyor: Para. Bu iş böyle, paran olur seks olmaz, kız paranı yer, başkasıyla yatar.. Yook, paran yoksa, seks bir dereceye kadar işliyor.. Ah Paul, devamlı bir işin olsa, Berthe belki evlenmeye bile razı olur.

                                                            Fabian-Esmenard

                     (Cebinden bir tomar para çıkararak.) Marie, bunlara bak, bunlara.. Şey, yakın bir akrabam öldü.. Bana bir yığın miras bıraktı. Şimdi gidip ona evlenme teklif edeceğim, umarım kabul eder.

                                                                      Marie

                     (İçtenlikle.) İnşallah.. Dualarım seninle birlikte olsun..

                                                           Fabian-Esmenard

                     (Kadının göğüslerine dokunmak üzereyken ellerini geri çeker.) Benim dualanm da seninle birlikte olsun Marie. Au-revoire. (**) (çıkar.)

——————–
(*)    Günaydın, nasılsın?
(**)  Allahaısmarladık      

                                                                     -14-

                                                                SAHNE: 5
                                      (Berthe, Fabian-Esmerald, sonra Şeytan)

                        (Burası Berthe’nin yatak odasıdır. Genç kız aynasının önünde tuvaletini yapmakta, hafiften bir şarkı mırıldanmaktadır.)

                                                          Fabian-Esmenard

                        (Usul usul yan kapıdan girer, parmaklarının ucuna basa basa kıza arkadan yaklaşır, elleriyle gözlerini kapar.) Bil bakalım kim geldi?.. Kocaman sevgilin.. Müstakbel kocan!..

                                                                   Berthe

                        (Dehşetle sıçrayarak.) Sen nasıl olur da kapıya vurmadan içeri girersin? Ah melun, evimin anahtarlannı kaybettiğini söylemiştin, demek yalanmış. Seni yabani seni. Hemen, hemen buradan çık. Sana kaç kez dedim.. Benim sokak serserilerine kiralayacak vücudum yok…

                                                         Fabian-Esmenard

                        (Kırgın, fakat yine aşağıdan alarak.) Berthe, Berthe, kendine gel.. Ben seni seviyorum, sen bunu yediğin ekmek gibi biliyorsun.. Evet, arada sırada sana kaba davranıyorum, sürekli bir iş tutamıyorum ama… (Cebinden para destesini çıkararak.) Bak, bana uzak akrabalanmdan birinden, Charles Amca’dan ne miras kaldı. Artık evlenebiliriz. (Ümitle genç kıza bakar.)

                                                                   Berthe

                        (İrkilerek vücudunu gerer.) Ne? Evlenmek mi? Miras? Kimden dedin? Charles Amca da nereden çıktı? Seni katil suratlı seni, sen kimbilir kimleri mantara bastırdın da o paralara sahip oldun. Sen kimi kandırıyorsun? Ben o gözyaşlarıyla, kocalarının hapishaneden gelişlerini bekleyenlerden biri olmak istemiyorum. Evlenmek kim, sen kim. Zaten ailem ölür de, şereflerine sürülecek böyle bir lekeyi asla kabul edemez.

                                                        Fabian-Esmenard

                        (Gitgide telaşlanarak ve hiddetlenerek, genç kızı kollarından sıkıca tutar.) Berthe, Berthe, benim yüreğimi parçalıyorsun. Ben fakirim ama, şerefli bir insanım. Evet, bir iki kez kodese girdim çıktım ama bana hakaret ettiler de ondan, bunu sen de biliyorsun.. (Birden yumuşayarak ve yalvaran bir sesle.) Ben değiştim sevgilim, daha da değişmek istiyorum. Bak pilicim.. Güzelce giyinmişsin, kılık kıyafetin yerinde, kalk gidelim kiliseye, iki şahit bulup hemen evlenelim, ha güzelim?

                                                                   Berthe

                        (Silkinerek kollarından kurtulmaya çalışarak.) Bırak beni, yoksa bağıracağım.. Çek şu pis ellerini üzerimden. Seni sevmiyorum, sana inanmıyorum ve seni bir daha katiyen görmek istemiyorum. Anladın mı meşin suratlı?

                                                          Fabian-Esmenard

                        (Birden gazaba gelir, kaba elleriyle, tüm gücüyle kızın boğazına sarılır, onu yatağa çeker, boğazını sıka sıka onu boğar. Sonunda, yüzü korkunç şekil alır, bir bunalım içindedir. Yavaş yavaş ayak üstünde dikilerek, ellerine baka baka, derinden gelen ve ağlamaklı bir sesle konuşur.)
                        Ah, ne yaptım ben? Sevdiğim kızı öldürdüm.. Üstetik bir de katil oldum.. Şimdi ben ne yapacağım? Ben.. ben.. ben kimim? (Yatağın kenarına oturur, başını elleri arasına alır, düşüncelere dalar.)

                                                                     -15-

                                            Şeytan (girer), Fabian-Esmenard

                        (Klasik giysileri içinde, telaşla gelir, elini Fabian-Esmenard’ın omuzuna koyarak hafıfçe sarsar.) Hey Fabian, Fabian, kendine gel, ne oldu, bu ne hal? Cinayet bizim anlaşmamızda yoktu!

                                                          Fabian-Esmenard

                        (Başını yavaş yavaş kaldırarak, dalgın bir şekilde.) Sen, sen kimsin? Bu acayip kılıklı adam? Seni biryerlerden anılayacağım galiba.. Senin ismin…

                                                                  Şeytan

                        (Dostane bir tavırla.) Fabian, ben senin dostun Şeytan! Hatırlıyor musun? Bu maceraya beraber başlamıştık.. Bak. Yaptığın yanlış seçeneklerle kendini zor durumlara sokuyorsun, kendi öz kişiliğinden gitgide uzaklaşıyorsun. İşlediğin bu cinayetten vicdan azabı çekebilirsin.. Sen, son transformasyonda kendi ismini cebine koymağı unuttun.. Beni bile hatırlayamadın. İddia ederim ki formülü bile unutmuşsundur.. Bak Fabian, sana son bir iyilikte bulunacağım.. İşte formül.. (Kulağına formülü fısıldar.) Bundan böyle adam gibi birini seç de başın belaya girmesin. Hadi kalk, polis gelmeden buradan tüyelim.. Kütüphanede benim birkaç tanıdığım var.. Hadi oraya gidelim.. (Fabian-Esmenard ağır ağır, neredeyse şuursuzcasına kalkar; Şeytan onun koluna girer, beraberce çıkarlar.)

                                                               SAHNE: 6
           (Şeytan, Fabian-Esmenard, Bn. Marchand, Gençler, Emmanuel Fruges)

                        (Burası Üniversite talebelerinin kütüphanesidir; klasik kitaplıklar, üçbeş öğrenci ve masasında Bn. Marchand sahneyi doldururlar. Şeytan ve Fabian-Esmenard, yavaş adımlarla yan kapıdan girerler.)

                                                                 Şeytan

                        (Hala tümüyle kendine gelememiş Fabian-Esmenard’ı bir masaya oturtur.) Gel, sen şu masaya otur, ben de şöyle bir bakınayım. Merak etme, ben istediklerime görünürüm, istemediklerime görünmem. Sen de yerleşmeden önce git Bayan Marchand’dan Goethe’nin Faust’unu iste.

                                                        Fabian-Esmenard

                        (Hala Şaşkın.) Ne? Ne dedin?

                                                                 Şeytan

                         Faust, Faust. Ben de eski tanıdıklanmdan birini seninle tanıştıracağım. Haydi sen kitabı iste! (Fabian-Esmenard Bn. Marchand’a yollanır, kitabı sorar, alır gelir, masasına oturur. Şeytan da genç, yakışıklı, entelektüel birini selamlar.) Bonjour Emmanuel, beni tanıdın mı?

                                                        Emmanuel Fruges

                         (Heyecanla ayağa kalkar, Şeytanla el sıkışır.) Bonjour.. Sizinle hiç karşılaşmadık amma, ben sizi biliyorum.. Sen, benim içimdeki şeytansın. Nihayet yüzyüze gelmek mümkün oldu.

                                                                Şeytan

                         (Gülümseyerek.) Evet, oldu. Ben seni ta küçüklüğündenberi izlerim, nerelere varacaksın diye..

                                                                  -16-
                                                       Fabian-Esmenard

                         (Fabian-Esmenard, FAUST’dan bir iki parçayı yüksek sesle okumaya başlar; fakat o okurken diğer tüm oyııncular havada ‘donarlar’.)
                         “Ümide, imana ve sabıra lanet!.. Bu biçimde yaşamakta mana yok. Hayatını bir akbaba gibi kemiren derdinle uğraşmaktan vazgeç. Sen hayatta benimle birlikte yürümek istersen, memnuniyetle ve derhal senin olmaya hazırım, sana arkadaş olurum, uşağın, esirin olurum.. (Kaşlarını oynatarak hayranlığını belirtir.) Vay Şeytan vay! (Okumaya devam eder.) Önce Küçük Dünyayı, sonra Büyük Dünyayı gezeceğiz. Yeni hayatını tebrik ederim..” (Sessizce okumaya devam eder, o andan sonra, önceden havada ‘donan’ herkes, kaldıkları yerden oyuna devam eder.)

                                                                  Şeytan

                         Evet, ne diyordum? Ben seni hep izledim. Şimdi İngiliz Edebiyatının sıkıcı labirenti içindesin, biliyorum. Bir az entrikalı, örneğin bir cinayet işlemediğin halde bir cani gibi aranmaya, geçmişte yaşanmış ve birbirleriyle bütünleşmiş birkaç hayatın karmaşasını yaşamaya ne dersin? Tam senin için bir ‘challenge’ (*) değil mi?

                                                        Emmanuel Fruges

                         (Gözleri parlayarak.) Alright (**), tabii ki isterim.. Herhalde pek eğlenceli bir `venture‘ (***) olacak. Senin hikmetinden sual sorulmaz ama, bu nasıl olacak?

                                                                 Şeytan

                         Orasını sen hiç merak etme.. Gel seni bu hayat dramının kahramanı ile tanıştırayım. (Beraberce Fabian-Esmenard’ın otıırduğu masaya yaklaşırlar; Şeytan, tarafları birbiriyle tanıştırır.) Monsieur Fabian-Esmenard, Monsieur Emmanuel Fruges. (İki genç samimiyetle el sıkışırlar.) Monsieur Fabian, Monsieur Emmanuel teklifinizi kabul etmek lutfunda bulundu. Şimdi birbirlerinizin hayat kaderlerini değiş-tokuş edebilirsiniz.

                                                        Fabian-Esmenard

                         (Sevinçle.) Hay hay.. Bu işin tılsımı şu: (Emmanuel Fruges’ün kulağına eğilir ve tılsımı fısıldar. Yine gürültüyle şimşekler çakar, ışıklar söner ve yanar. Eski Emmanuel Fruges, şimdiki Fabian-Esmenard, koltukta uyuya kalmışken, Şeytan ve yeni Fabian-Fruges kolkola kütüphaneden çıkarlar.)

                                                               SAHNE: 7
                                      (Şeytan, Fabian-Fruges, sonra George)

                                                                Şeytan

                         (Değişen sahnenin ya da inen perde ile bölünen sahnenin ön kısmında, Fabian-Fruges ile kolkola yürürken birden durur, onun yüzüne hitap ederek.) Bak Fabian, bu kez, kendine layık bir kişiliği beraberce seçmekten duyduğum mutluluğu belirtmek isterim.. Kendini iyi kolla; sen şimdi, bir üniversiteli entelektüel, ince ruhlu bir delikanlısın. Bu yeni kimliğini iyi koıu, başını belaya sokma. Haydi yolun açık olsun, ben aynlıyorum. (Çıkar)
———-
(*)     ‘Meydan okumak’  
(**)   ‘Çok güzel, hemen kabul’
(***) ‘Macera’

                         
                                                                           -17-

                                                                Fabian-Fruges

                         (Telaşla.) Dur Şeytan, dur. Seni bir daha göreceğimi sanmıyorum. Ayrılmadan evvel bana tüm bu olup bitenlerin bir yorumunu yapar mısın? Örneğin dünya, hayat nedir? Ben kimim? Benim bu ‘değişmek’ gereksinimim nereden geliyor? Kendi gerçek kimliğimden bu denli kopmakla nereye gidiyorum? İşlediğim cinayetin gerçek sorumlusu kim ve bu nasıl ödenecek? Tüm bunlar beni korkutuyor…

                                                              Şeytan (kapıda!)

                         (Filozofane bir eda ile.) Senin problemin  h a s e t; çocukça, doymak bilmeyen bir haset! Büyük Nietzsche: “Her insanın içinde oynamak istiyen bir çocuk vardır” demişti. Victorian zamanlarda çocuklar hep kadınların bakımına bırakılmışlardı, zira erkeklerin ‘yapacak başka işleri’ vardı. Bohemian zamanların motto’su ise, çocukluk devrinin labirentlerinde fosilleşmiş hırs, arzu, haset ve ihtirası, eğlenceyi, duygusallık ve hor görmeyi yeniden tatma ve bunu bir yaşam tarzı yapma. Bu bir oyun ve ‘haset’, anahtar sözcük.

                                                               Fabian-Fruges

                         Peki, anlamaya başlıyorum, ama ben niye arzularımı, ihtirasımı başka yollarla ifade yerine bu yolu seçtim?

                                                                    Şeytan

                         İnsanoğlu, kendinin kişisel gelişiminde, türünün tarihsel gelişiminin hem muhafızıdır ve hem de, ileriye dönük davranışının ikilemini yaşamakla yükümlüdür. Bu arada gerekli mütasyon yapamayan, ortama uyum sağlayamayan nesiller ortadan kalkar. Anne rahminden başlayarak insanı çevreleyen, baskı yapan, hasete sürükleyen, kısaca bu denli bir yaşam mücadelesine zorlayan dış dünyaya uyum, bir tür metamorfoz’dur. Sen bu seçeneği kullanmasaydın, yani metamorfozlara girmeseydin, dünyaya uyum sağlayamayacaktın, olası, yaşamına devam edemeyecektin… Sen, benim sana sunduğum bir tılsım sayesinde, yalnızca zaman elemanını manipüle ederek, normalde mümkün olamayacak birçok yaşamlan, hemen hemen aynı anda, karmaşa olarak yaşıyabiliyorsun.. Hepsi bu kadar.. Haydi, Allahaısmarladık… (Ardına bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşır.)

                                                              Fabian-Fruges

                         (Düşünceli). Yarabbi, tekrar hissedebilmek ne güzel.. Fakat bu kadar değişimlerin faturası sonda neye mal olacak? Şimdi hayatı daha iyi anlıyabiliyorum sanıyorum. Beni kim sevdi? Babam mı? Hiç sanmıyorum.Ya annem? Belki evet; ama, Schiller gibi “Dünyanın mutluluğunu yaşadım, zira yaşadım ve sevdim” diyemem. Luther demiş: “Sevgi, Tannnın timsalidir.” Peki ben Tannya inanıyor muyum? Belki evet. Peki, benim Şeytana uymam acaba Tanrının gücüne gitmiş midir? Bilmem, buna cevap veremem. Gücenmiştir herhalde, çünkü çoktandır Kiliseye gitmedim. Zavallı anneciğim. Kiliseye gittiğim günlerden birinde papaz demişti: “Her kim ki Tanrıyı içinde hisseder, o kimse Tanrı için bir sevgidir.” (İçini çekerek.) Ben o ışığı çoktan kaybettim. Bana şimdi ne olacak? Sevgiye çok gereksinimim var.. Anneme de artık dönemem, zira onun ‘Yeni Fabian’ı var. Acaba ne yapıyorlar? (Kısa bir düşünme süresinden sonra.) Dresden demiş, “Sevgi, sevginin ödülüdür!” Ben o ödülü hiçbir zaman alamadım. Belki de hiçbir zaman layık olmadım ona… (Deprese bir hava içinde düşüncelere dalar.) Evet, ben şimdi ne yapayım? Ah, çocukluğuma yeni baştan bir başlayabilseydim, doğru yolu bulabilir miydim acaba? Bilmem. Zaten ben hiçbir zaman, hiçbirşeyden emin olmadım. Bu yeni duyarlılıkla kendimle nasıl yaşayacağım, bilmem…

                                                             George (girer.)

                         (Sahnenin bir tarafından, küçük bir erkek çocuk, elinden kaçırdığı topu yakalamak için içeri koşarak girer; onu yakalar, yere çeler, yine kaçırır, yine yakalamak isterken Fabian-Fruges onun topu yakalamasına yardım eder. Çocuk bir ‘Merci.. Bonjour!’ (*) çeker ve uzaklaşmak ister.)

————
(*) ‘Teşekkürler. İyi günler…’

                                                                       -18-

                                                              Fabian-Fruges

                         (Gözleri parlayarak ve çocuğu kaçırmaktan korkarak.) Oh, bonjour mon petit (*). Bana bir az yaklaşır mısın? Seni yakından tanımak istiyorum. Adın ne senin?

                                                                   George

                         (Ürkek ürkek yaklaşarak.) George, Monsieur; Georgie derler bana.

                                                             Fabian-Fruges

                         Okey, Georgie, kaç yaşındasın sen?

                                                                  George

                         Exactement (**) altı, Monsieur.

                                                             Fabian-Fruges

                         Aman ne güzel. Tabiidir ki senin bir annen bir de baban var. Herhalde minicik bir kızkardeşin de vardır, kendini yalnız hissetmiyorsundur. (George yine topu elinden kaçırır, onun ardından sahrıeden bir süre için uzaklaşır. Fabian-Fruges kendi kendine konuşmaya devam eder.) Acaba? Yok canım, hakkım yok.. Ailesi ne yapar sonra? Yook, masum bir çocuğun kimliğini çalmaya hakkım yok. Yooo, yapamam.. (Kaşlarını çatarak.) Niye yapamazsın? Kim ne kaybedecek? Çocuk da benim gibi iyi tahsil yapmış bir delikanlı olur çıkar.. Tannm, bana bu şansı ver. (O anda George yeniden topla oynaya oynaya içeri girer. Ona seslenir.) Georgie, sen kiliseye gider misin?

                                                                   George

                         Oui monsieur, chaque dimanche. (***) Annem babamla.

                                                           Fabian-Fruges

                         Güzel, çok güzel. Sabah akşam ‘prayer’ini (****) söyler misin?

                                                                   George

                         No monsieur, yalnız yatarken.. Sabahları ben topumla oynarım.

                                                           Fabian-Fruges

                         Tabii, çok güzel. Çocuklar, oynamak için yaratılmışlardır. Bana bir az daha yaklaşır mısın? Ben senin kulağına bir ‘Sabah Duası’ mırıldamak istiyorum, çabuk büyürsün…
————–
(*)       ‘Günaydın küçüğüm’
(**)     ‘Tam tamına’
(***)   ‘Evet efendim, her pazar’
(****) ‘Duanı’

                                                                       -19-
                                                                    George

                         Certainment monsieur (*). (Çocuk yaklaşır, Fabia-Fruges onun kulağına malum tılsımı fısıldar. Çocuk merakla dinler, sonra, hiçbir şey olmamış gibi.) Garip bir ‘prayer’ monsieur, hiç duymamıştım. Doğrusu, hiçbir şey anlamadım.. 0o, annem artık merak eder.. Adieu monsieur. (**) (Topunu seke seke uzaklaşır.)

                                                              Fabian-Fruges

                         (Üzgün bir tavırla.) Eyvah, formül iştemedi. Evet, evet, şimdi hatırladım, Şeytan bana çocuklara geçmez demişti, hay Allah, nasıl da unuttum. Epey umutlanmıştım da. Ah, o masum çocukluk.. Ee, şimdi ne yapacağım? Ben bu hassas kişiliğe sonsuza dek mahkum mu kalacağım? İşlediğim cinayetin bedelini nasıl ödeyeceğim? Zavallı Esmenard acaba şimdi ne düşünüyor? Kafam kanşıyor, bir az parkta dolaşayım, yoksa kafayı üşüteceğim (Sakin adımlarla çıkar.)

                                                                SAHNE: 8
                                            (Fabian-Fruges, Oscar Camille)

                         (Bir park sahnesi. Şurada burada öbek öbek ağaçlar ve bir iki bank sergilenirler. Sıralardan birinde Oscar Camille, kendi başına oturmakta ve gazetesini okumaktadır. Fabian-Fruges yavaş yavaş yürüyerek gelir, etrafına bakınır, sonra onun yanına oturur. İki genç bakışır, ama selamlaşmazlar.)

                                                              Oscar Camille

                         (Gözlerini gazeteden kaldırmaksızın bir eliyle cebinden sigara çıkarır, kibrit arar bulamaz, yanındakine dönerek.) Pardon, ateşiniz var mı?

                                                             Fabian-Fruges

                         Malheureusement (***) monsieur, sigara içmem.

                                                             Oscar Camille

                         (Sigarayı tekrar cebine koyarak.) Aman ne iyi, bahane oldu da içmem bari. Kendi kendini zehirleme enayiliğinden başka bir şey değil. (Gazeteye bir iki göz atar, katlar.) Enflasyondan başka kötü haber yok.. İşsizlik de caba…

                                                            Fabian-Fruges

                         İş mi anyorsunuz?

                                                            Oscar Camille

                         (Bezgin bir sesle.) Yaa, insan yeni evli olunca böyle oluyor. (Ezilerek.) Hoş, eski evli olsan ne yazar. Eskisi gibi yalnız olaydım, kolaydı. Nerde akşam orda sabah. Ama şimdi kazın ayağı farklı. Üstelik de kuzenim bizlerle birlikte oturuyor, okulu yeni bitirdi, o da iş arıyor… Zor günler monsieur… Birşeyler yapmamız lazım, yoksa evin faturalannı ödeyen dayımın, daha doğrusu hanımın dayısının dilinden çekeceğimiz var. Ya siz ne yapıyorsunuz monsieur?

———-

(*)     ‘Hay hay efendim’
(**)   ‘Allahaısmarladık efendim’
(***) ‘Maalesef’

                                                                       -20-
                                                              Fabian-Fruges

                         Ben Üniversiteye devam ediyorum… (Gülümseyerek.) Bu demektir ki hala ailemin eline bakıyorum…
                        (Camille başını sallayarak bir gülümseme ile tekrar gazetesine döner. Fabian-Fruges yerinden kalkar, sahnenin önüne gelir, seyircilere kah önünü, kah yanını vererek yüksek sesle düşünür.) Şansımı yitirmeden, tüm kimliğimi kaybedip keçileri kaçırmadan önüme gelen bu fırsattan istifade edip yararlanayım bari.. Şansımı son kez denemek istiyorum… Halen elinde işi yok ama, aklı başında bir adama benziyor. Karısı, yeğeni, dayısı, kısacası yakın bir ailesi var. Böyle nimet bir daha nereden elime geçecek?  “Courage mon ami, courage!” (*) (Yavaşça yerine döner, eski yerine oturur. Bir süre düşünür gibi görünür, sonra ani bir kararla, cesaretli bir sesle Camille’e hitap eder.) Şey monsieur, isminiz neydi sizin?

                                                           Oscar Camille

                         Oscar Camille. Bana ‘Fedakar Oscar’ derler…

                                                           Fabian -Fruges

                         Benimki de Fabian, Fabian-Fruges.  Enchanté. (**)  (İki genç el sıkışırlar. Fabian-Fruges’ün yüzünde zoraki bir gülümseme belirir.)  Şey, aklıma çok acayip bir nükte geldi, bunu kulağınıza fisıldamama izin verir misiniz?

                                                            Oscar Camille

                         (Bir az  şaşkın.) Ya öyle mi? Neymiş bakalım, söyleyin…

                                                            Fabian-Fruges

                         Şu işte. (Oscar’ın kulağına şifreyi fısıldar. Yine gürültülerle ışıklar söner, yanar. Şimdi o, eski Fabian-Fruges’ün görünümünde uyuya kalmıştır. Fabian-Fruges, Şimdi yeni Fabian-Camille, dudaklarında mutlu bir gülümseme ile ayağa kalkar.) Elveda dostum. Uyanınca ne iş, ne güç, ne de evlilik problemleri. Artık ensende boza pişirecek bir dayın ve devamlı hesap verecek karın da yok. Au-revoir (***). (Elini sallayarak sahneden çıkar.)

                                                                SAHNE: 9
                             (Elise, Stephanie, Fabian-Camille, sonra Emile Courier)

                         (Elise’ in yatak odası. Genç kız aynanın karşısında, iskemlesine oturmuş, tuvalet yapmaktadır. Ablası Stephanie ayakta, ona sitem etmektedir.)

                                                                Stephanie

                         Elise’ciğim, sana bugünlerde birşeyler oldu. Artık sırlannı benimle paylaşmaz oldun. Benzin sapsarı, adeta yemekten, içmekten kesildin. Aşık mısın nesin?
————-
(*)     ‘Cesaret dostum, cesaret’                     
(**)   ‘Tanıştığımıza memnun oldum’
(***) ‘Tekrar görüşmek üzere’

                                                                    -21-
                                                                    Elise

                        (Bir az üzgün, fakat yüzünü saklayarak.) Bilmem.. Belki.. Kesin emin olsam senden başka kime söyleyeceğim? Bilmem, daha yorumunu doğru dürüst yapamadığım birşeyler var. (Saçlarını alttan okkalayarak.) Ben güzel miyim abla?

                                                               Stephanie

                        (Çok emin bir sesle.)  Şöylediği şeye de bak. (YakIaşır, kollarrnı kardeşinin boynuna dolar.) Elbette güzelsin… Keşke Venüs sana olduğıı kadar bana da gülümseseydi. Sen eve kapanıp kalacağına, dışarıya çıkıp gençliğinin, güzelliğinin mutluluğunu yaşamalısın. Biliyorum, iş bulmak zor ama, niye eski işindeki arkadaşlarını aramıyorsun?

                                                                   Elise

                        (Bezgin bir sesle.) Bilmem… Canım istemiyor..

                                                 Fabian-Camille (girer.)

                        (Fırtına gibi eserek, eşi Stephanie’ye.)  Hello, şekerparem!.. (Yanaklarından öper.) Bütün evi aradım, seni nihayet burada bulabildim. (Elise’e hitaben.)  Sen nasılsın cennetlerin kuğusu?

                                                                   Elise

                        (Hislerini belli etmemeye çalışarak.) İyiyim Oscar… Herzamanki gibi aynanın önündeyim işte…

                                                              Stephanie

                        (Kocasına hitaben.)  Sen bütün gün nerdeydin? Merak ettim…

                                                           Fabian-Camille

                        Hiiiç.. Parka gittim. Gazetede iş ilanlarına baktım, hiç de uygun birşey yok.. (Yüzünde garip bir gülümseme ile.) Orada çok ilginç bir adamla karşılaştım. Bana garip bir teklifte bulundu.

                                                               Stephanie

                        (Endişe ile.) Ne teklifi?

                                                          Fabian-Camille

                        (Yüksek sesle gülerek.) Yok canım, merak edilecek birşey yok… Kirli bir iş teklifı değil. Bana, kişiliklerimizi değiştirmekten bahsetti.

                                                              Stephanie

                        O da ne demek? Kaçığın biri herhalde…

                                                         Fabian-Camille

                        (Sinsi bir gülümseme ile.) Hiç sanmam. Herhalde hayatından, kaderinden mutlu olmayan biri.. Zira bana ‘eğer ben sen olaydım’ gibilerden birşeyler söyledi.  (Karısını kolları arasına tekrar alarak.) Yani, böylece sana hazırdan sahip olacaktı.

                                                                      -22-
                                                                 Stephanie

                        O herif cidden kaçırmış… Çocuklar, ben aşağıya yemeği hazırlamaya gidiyorum… Sonra siz de gelirsiniz.. Chia! (*) (çıkar.)

                        (Stephanie çıktıktan sonra ortaya bir sessizlik çöker. Fabian-Camille genç kızı aynadan sevgi dolu gözlerle dikiz etmektedir. Nihayet dayanamayıp Elise’e yaklaşır.)

                                                            Fabian-Camille

                        Sen çok güzel bir kızsın, Elise…

                                                                   Elise

                        (Utangaç bir tavırla.) Sen de çok yakışıklı bir erkeksin, Oscar. Stephanie çok talihli bir kadın.

                                                           Fabian-Camille

                        (Kızın oturduğu sandalyaya arkadan yaklaşarak ellerini yarı iskemleye, yarı onn omuzlarına koyarak.) Evet ama, keşke hayatımı ben seninle paylaşsaydım.. Ah senin gözlerin.. Bir hayat var o gözlerde…

                                                                    Elise

                        (Hemen yerinden fırlayarak, memnunlukla kızgınlık arası bir sesle.) Oscar, bunu bana nasıl söylersin? Evet, sana hayranlığımı, belki de tutkunluğumu saklayamam ama.. (Gözyaşları içinde.) Bu, Stephanie’ye ihanet olur.. Beni buna zorlama.. Keşke buna bana hiç söylemeseydin! (Fırlayarak odadarı çıkar.)

                                                            Fabian-Camille

                        (Hüzünlü bir eda ile yatağın kenarına ilişir, yüksek sesle düşünür.) Hoppala, bir çuval inciri berbat ettin yine. Gül gibi bir karın var iken, yeni tomurcuklanan genç bir kızdan sen ne istersin? Be Fabian, veyahut her kim isen, sen ne sevgi fıkarasısın böyle? Gidip özür mü dilesem acaba? Yok öyle şey, sen bir erkeksin, ne diye özür dileyeceksin? Kızın zaten bana bir meyli olduğu meydanda.. Sevgi gözlerinde okunuyordu. Ah, ne gözlerdi onlar, Elise’in gözleri.. Bir hayatın hikayesi gizli onlarda.. (Başını elleri arasına alır, bir süre düşünür, sonra birden canlanarak.) Şimdi ne yapmalıyım ben? Elise ile metamorfoza ne dersin? Aa, deli olma, hiçbir kez bir kadınla değişmek istememiştim.. Ama neden olmasın? Onun o anlamlı gözlerinden hayatı içebilsem.. Fakat kız olunca tüm erkekler bana peşkeş çekmez mi? Yook, anam, sen bu sevdadan vazgeç… Peki ne yapacağım şimdi? Şeytan yahut Tanrı, ne olur, biriniz bana yardıma getin!. Elise’e bir tür aşkımı ifade ettikten sonra, Stephanie’ye nasıl dönerim? Yine yalnızlığın, sevgisizliğin ve ölümlülüğün nemli, ürpertici ellerini ruhumda hissediyorum… İçim eziliyor… En iyisi bu diyardan gitmek. (Başını örıüne eğer.)

                                                        Emile Courier (girer.)

                        (Elise’in çıktığı kapıdan hışımla girer.) Sen ne yaptın da Elise’i yine ağlattın, ha? Ne istersin o kızdan be sakar adam? Muhakkak onunla alay etmişsindir. Kazık kadar herif olmuşsun, hala adam olamamışsın. Baldızına sataşacağına git kendine bir iş bul da, bu eve bir az ekmek getir!

—————-
(*) ‘Yine görüşmek üzere’

                                                                         -23-
                                                               Fabian-Camille

                        (Kızgın, o da hışımla yataktan fırlayarak.) Emile dayı, kendine gel, kendine.. Ben sana şimdiye dek boş yere saygı göstermişim. Sen kendi salaşlığına bak da, bana dalaşma..  Sen kızlara hamilik edeceğine git de nhtımda hamallık et.. Sen ancak o işe layıksın.. Artık ben senin hakaretlerine tahammül edemem. Burası senin evinse ne yapalım, sana kul köle mi olalım yani? Zamanında biz de ekmek getirdik ve sen de zıkkımlandın ondan. Çok nutuk atarsan böyle, ben de çeker giderim, anladın mı hımbıl adam?

                                                                Emile Courier

                        (Hiddetinden kıpkırmızı, ayakları üstürıde tepinerek.)  Sen, sen, nankör adam! Yezitlerin yeziti! Sen benim gonca gibi Stephanie’mi kurumuş sovana döndürdün.. Daha nişanlandığınız gün ben senin ne matah olduğunu anlamıştım ama, ne yaparsın ki kız gönlünü vermişti bir kez.. Ah melun seni, ah! (Yumruklarını sıkarak çıkar.)

                                                                Fabian-Camille

                        (Yaptığından memnun, sırıtır.)  Oh olsun kerataya! Ona ne zamandanberi verip veriştirmeyi planlıyordum, oh olsun.. Ee, artık evi terketme anı geldi…

                                                                  – P e r d e –

                          
                                                                        -24-

                                                            I I I.   P E R D E

     
                                                                        -25-
 
                                                                  SAHNE: I
                                                (Fabian-Camille, sonra George)

                                                             Fabian-Camille

                         (Fabian-Camille, Emile Camille’ye rastladığı parkta aynı banka oturmuş, bir sandviç dişlemektedir. Düşünceli bir tavrı vardır, lokmalar arasında da kesik kesik konuşmaktadır.) Bu park.. Bu park bana birşeyler anımsatıyor gibi.. Sanki buraya önceden gelmişim gibime geliyor.. (Isırdığı sandviçe bakarak.) Ben seni niye dişliyorum? Yalnızca açlıktan mı, yoksa bir sevgi nesnesi diye mi? Tıpkı annemin memesi gibi.. Iııh, annemin memesi. (Kalan ekmek parçasını yere atar, ayağıyla çiğner.) İşte bu, hepsi bu.. (Bir az daha düşünceli ve konfüze.) Ben.. Ben kimim? Bana ne oldu yahu? Her ne bahasına olursa olsun, esas kimliğimi bulmak, ona dönmek istiyorum.. Benim vücudum neye benzerdi? Bilmem valla. (Eliyle işaretler yapar.) Şöyle birşey. Nasıl birşey? Hiç valla.. Gözler? Aa, Elise’in gözleri.. Niye onlar o kadar çekici idiler? Onlara baktıkça sanki Narkisus’un suda kendine aşık olduğu hayali görür gibi olmuştum.. Tamam, buldum, onlar benim gözlerimdi, evet benim.. Ya vücudum, ya ruhum nerelerde?

                                                              George (girer.)

                         (Sahnenin bir ucundan elinde top, seke seke gelir, bankta oturan Fabian-Camille’e bir bakar, sanki onu hiç görmemiş gibi oyununa devam eder.)

                                                              Fabian-Camille

                         (Çocuğa dikkatli dikkatli bakarak.)  Sen.. Sen.. Ben seni biryerlerden tanıyorum galiba.. Adın ne senin mon-petit‘?

                                                                     George

                         (Topu elinde sımsıkı tutarak.)  İsmim George, monsieur, Georgie derler bana. Ben daha evvel sizinle tanıştığımı sanmıyorum. Şey, sizin isminiz nedir Monsieur?

                                                              Fabian-Camille

                         (Şaşkın.) Şey, benim ismim.. Benim ismim.. Fa-bi-an.. Evet, Fabian, fakat soy ismim ne? Ooh, hatırlayamıyorum. Beni önceden görmediğine emin misin?

                                                                     George

                         (Bir az ürkek.) Oui monsieur, eminim.. Yediğim ekmek gibi.. Annem beni bekliyordur.. Adieu monsieur.. (Topunu seke seke sahneyi terkeder.)

                                                               Fabian-Camille

                         (Ellerini ceplerine daldırarak birşeyler arar, bulamayınca endişelenir.) Tuh, canına yandığımın. Son iki kez değişirken isim ve adres yazmayı unutmuşum.. Ne yapacağım ben şimdi? Ormanda kaybolmuş ürkek bir ceylan gibi hissediyorum kendimi.. Hangi izleri, ekmek kırıntılannı izleyip de aydınlığa kavuşacağım? Nereden başlamalı? (Kendine hitap ederek, kat’iye yakın bir sesle.) Haydi yürüyüşe çık bakalım, marş. Herhalde biryerlere varacaksın. (Ayağa kalkar, etrafına bakınır, ağır adımlarla, düşünceli bir tarzda yürümeye başlar.)

                                                                        -26-

                                                                   SAHNE: 2
                             (Bn. Marchand, Kütüphanedeki gençler, Fabian-Camille)
                       -Bu sahne, daha önceki Kütüphane sahnesinin tıpatıp aynısıdır-

                                                              Fabian-Camille

                         (Ürkek adımlarla yan kapıdan girer, talebelerin yüzlerine teker teker bakar, sanki tanıdık birini arıyor gibidir.) Bu kütüphane.. Bu yüzler.. Evet, birşeyler var burada benim önceki varlığımı hatırlatacak.. Belki beni tanıyan birini bulurum.. Bulur muyum acaba? Hafiza kırıntılarım bana geçmişte, hayatımın bir parçasını burada paylaşmış olabileceğini duyumsatıyor.. Ya Rab, şu ‘hayat’ denen şey ne garip! O sanki bir rüya ve ben, geçmişin rüyası içinde, geleceği arzuluyorum… Hayat.. Sanki ölümsüzlüğün çocukluk devresi… Ve ben, yeniden gelişmek, ama bu kez ıstırapsız, işkencesiz büyümek istiyorum.. Kendi enkarnayonumu kendim yaratmak istiyorum.. Diğer ruhlarla pekişmek istiyorum. Ama, ben herşeyden evvel kendimi bulmalıyım.. Ölümüm bahasına da olsa.. Haydi aramaya devam! (Canlı adımlarla kütüphaneyi terkeder.)

                                                                     SAHNE: 3
                             (Fabian-Camille, Berthe’nin oda penceresi, Polis, birkaç kişi)

                                                                Fabian-Camille

                         (Kalabalığa arkalarından yaklaşır.. Herkesi yararak pencereden içeri bakar. Ürkek ve düşüııceli bir tarzda.)
                          Bu kadın da kim? Polis de var.. Bir kaza mı oldu acaba? (Endişeli bir sesle.) Evde olduğuna göre, cinayet mi acaba? Yalnız bir kadını kim öldürebilir? Ben? Yook canım, ben öyle bir insan, bir katil olamam. Tanımadığım bir kadını ben niye öldüreyim? Peki bu içimdeki suçluluk hissi nereden geliyor?  Stephanie’yi bıraktığımdan mı acaba? Yook, bu çok daha ağır bir his.. (Düşünceli bir tarzda.) Bir ses içimde sanki bana burada daha öncelerden var olduğumu anımsatıyor gibi.. Tıpkı parkta ve kütüphanede hissettiğim gibi.. “Fabian”ın ötesinde ben kimim? Polise sorayım desem, o benden şüphelenecek.. Zaten garibanın biriyim, şüpheleri boş yere üstüme çekmeyeyim… (Kısa bir duraksamadan sonra.) Gitgide yozlaşan ayaklanm, çoktan yıpranmış zihnimin ve düşüncelerimin ağırlığı altında eziliyor. Ruhum; sanki geçmiş baharlann şebnemlerinin buzlaşmasından ötürü, yaz’ımı göremeden, sonbahar’ımdan yine kış’ıma yönelmiş; kader, yörüngesinde evrensel seyrini yapmakta.. Ah ruh, sen yaşam ateşinin bir kıvılcımısın, fakat benim kıvılcımlarım sönmek üzere. Ben seni bu dünyada sonsuza dek benimle birlikte yaşayacak bir misafir olarak görmüştüm. Sen ise, ölümsüzlüğü yaşamak için evine, ilk sahibine dönmek istiyorsun. Öyleyse yürü bakalım, sahibini bulacağız… (Ağır ağır çıkar.)

                                                                    SAHNE: 4
                                        (Fabian-Camille, Porno Dükkanı, Marie)

                                                               Fabian-Camille
                          (Ağır ve şaşkırı adımlarla, çevresine bakaraktan içeri girer, bir köşede meşgul olan Marie’nin bakışlarıyla karşılaşınca.) Şöyle bir bakabilir miyim, madame?

                                                                       Marie

                          (Yerinden ‘tüm vücuduyla’ kalkarak.) Elbette bakabilirsiniz, Monsieur.

                                                                        -27-

                                                              Fabian-Camille

                          (Kadının iri göğüslerine uzun uzun bakar, parmakları, avuçları içinde kıvranmaktadırlar.) Baktıklarıma şöyle bir dokunabilir miyim madame? (Alçak bir sesle.) Ah, anamınkiler gibi…

                                                                      Marie

                          (Bir az tedirgin, mamafih göğüslerini gererek.) Açık olanlara bakabilirsiniz monsieur, ama kapalı videolara ve paketlenmiş materyale lütfen dokunmayın. (Yerine oturur.)

                                                              Fabian-Camille

                          (Öteye beriye dokunarak dolaşır.. Porno resimlere hayretle bakar. Döner kitaplıklara dokunduğunda, Perde 2, Sahne 4’deki gıcırtı yine oluşur. O bundan birden irkilir.) Ah bu gıcırtı, bu içimi tırmalayan gıcırtı. Bu bana sanki daha öncelerden yaşadığım ve pek de hoş olmayan anıları anımsatıyor.. Ah bellek, zihinsel hazinelerin saklandığı kutsal tapınak, lütfen bana kapılarını aç, bağrına bas. Sana herzamankinden fazla gereksinimim var. Bana kapris yapma, esirin olayım, görünmez zincirlerle birbirlerine sanlmış ve zaten yaşanmış alınyazımın fosillerini sergile bana.. Sergile ki bu sırrımı çözebileyim.. (Marie’ye hitap ederek.) Madame, benim ismim Fabian, soyadımı hatırlamıyorum. Acaba bana yardım edebilir misiniz? Şu kitaplığın gıcırtısını hatırlıyonım.. Siz beni burada hiç gördünüz mü?

                                                                    Marie

                          (Bir az endişeli.) Oh mon Dieu (*). Evet, o kitaplık çoktandır gıcırdıyordu ve bir genç, ama size hiç benzemeyen bir genç de ondan şikayet etmişti.. Ama sizi hiç hatırlamıyorum.

                                                           Fabian-Camille

                          (Heyecanla.) Kim, nasıl, nasıl bir genç? İsmi neydi onun?

                                                                    Marie

                          Şey, Paul, evet Paul. Ama o çok iri yarı; kolları dövmeli bir gemici… Birkaç gündür de görmedim. Monsieur, eğer arzu ederseniz, sokağın hemen bitimindeki Polis İstasyonuna bir başvurun.. (Anlamlı bir gülümseme ile.) Malum, onlar bizi daima kontrol ederler.

                                                            Fabian-Camille

                          (İrkilerek.) Polis mi, o ‘non’, ben kendim bulacağım.. Pardon madame.. (Aceleci adımlarla arkasına bakmadan çıkar.)

                                                                 SAHNE: 5
                     (Fabian Especel, Bn. Especel, Fabian-Camille, sonra , Şeytan)

                          (Fabian’ın orijinal evi. Sahne ortadan, bir büyük ve bir de çok küçük iki bölüme ayrılmış olup, arada tahtadan bir kapı bulunmaktadır. Soldaki yarıda Fabian Especel, yatağında derin bir uykuda, sanki koma’da yatmaktadır. Yatağın etrafında kandiller yanmaktadır. Bn. Especel, yatağın başucunda çömelmiş, elindeki İncili okumaktadır. Işıklar yarı sönüktür. Anne, arada sırada elini Fabian’ın alnına değdirmekle ve ağzına su damlatmaktadır.)
———–
(*) ‘Aman Allahım’

                                                                          -28-
                                                               Bayan Especel

                          Ulu Tannm.. Bana yavrumun ruhunu bağışla… Son üç gündür eve getirildiğindenberi kendini bilmez bir halde yatıyor.. Sen Ulu Tarı, Yaratıcı, Gözlemci, Tanık ve Sahip… Eminim, onun ruhu sana yücelmekle en yüksek mertebeye ulaşacaktır.. Ama, ama.. (Gözyaşlarını silerek). Ben yine Senin onu bana bağışlamanı arzu ederim. O benim bu dünyada tek varIığım.. O bir bebek kadar sessiz ve masumdu. (Başını öne eğerek.) Artık başka hiçbir dileğim olmayacak Senden, yaşadığım sürece…

                                                               Fabian-Camille

                          (Sahnenin sağ yarısından ağır ağır ilerlemekte, sol eliyle de kalbini tutmaktadır. Çok heyecanlıdır. Etrafa göz gezdire gezdire, şuraya buraya el süre süre ara kapıya yaklaşır. Bir an durakladıktan sonra ara kapıya ulaşır ve onu  parmağıyla tıklatır.)  Fabian, Fabian.. Bak ben geldim sana.. Sana emanetini teslim etmeye geldim…

                                                               Fabian Especel

                          (Yattığı yatakta gözlerini yavaş yavaş açar, şaşkınlık ve aynı zamanda göze görünür bir sevinç içinde yatağında doğrulur, oturur. Ses yineler: “Fabian, Fabian, bak sana geldim sana.. Sana emanetini teslim etmeye geldim.” Anne de, dualarının kabul edildiği inancında, sevirıç gözyaları döker, oğlunun iki yanaklarından öper. Ancak, Fabian onu hissetmez bile. Uyur gezer gibi, hafıf bir sesle, gözleri kapıya dikili, konuşur.) Bu ses.. sanki benim sesimin gölgesi ve ruhumun yankısı.. O yankı ki, tüm dünyayı, birçok yaşamları dolaştıktan sonra gerçek sahibine dönüyor. (Kısa bir aradan sonra.) Artık ağzı olmayan bir ses ve anlamı kaybolmuş sözcükler.. (Ağır ağır yataktan kalkar ve ara kapıya doğru sendeleye sendeleye yürür.)

                                                                Fabian-Camille

                          (Müzikal bir ton ile ve neş’e içinde tekrarlar.)  Fabian.. Fabian.. Bak ben geldim sana…

                                                                Fabian Especel

                          (Kapıya yaklaşır, onu açmaya çalışır ama gücü yetmez. Eğilir ve anahtar deliğine, sanki görmek istercesine, önce gözünü, sonra da kulağını dayar, birşeyler duymaya çalışır. Merakla karışık bir kıvanç içindedir.)

                                                                Fabian-Camille

                          (O da Fabian ‘a paralel olarak anahtar deliğinin diğer ucundan, eğilir, dudaklarını anahtar deliğine dayayarak, onun kulağına söyler.)  Ben geldim işte.. Al emanetini.. (Kulağına tılsımı tekrarlar. Sözlerini bitirir bitirmez de öncelerden yaşanmış olan büyük gürültü ve ışık sönme ve yanma olayları yineler. Fabian-Camille akabinde yere cansız düşer ve hareketsiz kalır.)

                                                                 Şeytan (girer.)

                          (Şeytan, Fabian-Camille’in girdiği yerden sert adımlarla girer. Onun cansız vücudunu iki bacağındarı çekerek sahne dışına sürüklerken, seyircilere hitaben Goethe’nin ve Oscar Wilde’ın bilinen mısralarını sunar.):

                          “Zaten hiçbir işe yaramayan hayat, erken bir ölümden başka neye benzer ki?” (Ufak bir aradan sonra, sanki ölenleri tenkid edercesine.) “İnsan kaç hayatla yaşarsa, o kadar kez ölür!” (Cesedi sürükleyerek sahneyi terkeder.)

                                                                         -29-

                                                                 Fabian Especel

                          (Ağır adımlarla geriye, yatağına gider, kenarına ilişir ve kendi Ölüm Tiradı’ nı okumaya başlar):
                          “Sen bir zamanlar melek ruhlu, saf bir çocuktun.. Hayatın nimetlerinden nasibini alamadın ve hasetini izleyerek bir yolculuğa çıktın.. Kısa süreli de olsa birçok hayatlar yaşadın. (Karamsar bir eda ile.) Kötülükler yapmış bir insanın ruhunun göğe yücelmesi kolay olmuyor.. (Bir aradan sonra.) Sanki yeni bir başlangıca gidiyor gibiyim.. İçim ürpertilerle dolu ama huzurlu.. Bu yaşam provasında öğrendiklerimi, babamla paylaşmak istiyorum… (Filozofane bir eda ile.) Hayat çok garip.. Tanrı herkese erdem, huy, anlayış ve zevk bahşediyor, sonra da önceden tasarlanmış bir senaryo, son perdesine erişiyor: Bu piyes gibi. Hayat sanki ölümsüzlüğün çocukluk devri ve ölüm, “sonsuzluk sarayının kapılannı açan altın bir anahtar!”
                          (O anda, diz çökmüş ve haçını çıkarmış, gözyaşları içinde dualarını söyIeyen annesine hitaben): “Tanrı insanlara Cennetin en güzel ve taze çiçeklerini, onlar dizleri üzerinde olduklan zaman sunar…” (Eliyle yorganını açarak yatağına uzanırken, seyircilere hitap eder.)  “Ben çok kereler öldüm.. Ama bu kez, bir daha ölmemek üzere ölüyorum dostlar!” 

                          (Yatağına uzanır, başı yana düşer ve son nefesini verir. Annesi, elindeki haçı oğlunun gövdesi üzerine koyup onunla birlikte uzanırken perde düşer.)

                                                            -O y u n u n   s o n u-

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>