PİYESLERİM: I, Shaman (Eng.&Tk.) “Ben, Şaman!”

                                                      I ,          S  H A M A N       
 
                     Bir sayfa İngilizce, bir sayfa onun çevirisi olarak düzenlenmiştir.
                                                       -Drama in Three Acts-
               (The Wheelwright & I, Shaman),  Published by the Pentland Press Ltd.
                                                   Cambridge, England  1992
                                                       ISBN 1 872795 48 X

                                                                 *    *    *

                                                      B E N   ,    Ş A M A N
                                                              
                                                       -Üç Perdelik Dram-
                                                  

CAST OF CHARACTERS  :

SHAMAN
Mr.Sadat Kramer  (A Businessman, 50’ies)
Mrs. Pamela Kramer  (Housewife, 45 y. old)
Bill Kramer   (Elder son, 25 y. old)
Gene Kramer   (Younger son, 22,23 y.old)
Sarah Kramer   (Bill’s wife)

        
                             Act  I        :       Somewhere in America.. Late Eightiees.
                                                       Place: Mr.Kramer’s Residence, backyard.

                             Act  II      :        The same night.. Sarah’s Bedroom.                         

                             Act  III     :        A few days later.. Family Room.
                                

                                                        KARAKTERLER   :

SHAMAN
B.Sadat Kramer    (50 yaşlarında bir iş adamı)
Bn. Pamela Kramer    (45 yaşlarında bir ev hanımı)
Bill Kramer    (Evin büyük oğlu, 25 yaşlarında)
Gene Kramer    (Evin küçük oğlu, 22-23 yaşlarında)
Sarah Kramer    (Bill’in karısı)

                       Perde  I       :      Amerikada herhangi bir yer.. 1980’in sonları..
                                                    Yer:  B.Kramer’in evinin arka bahçesi.

                       Perde  II     :       Aynı gece..Sara’nın yatak odası..
 
                       Perde  III    :      Birkaç gün sonra, oturma odası

                                                              

                                                              A C T     :    I

  
                                                          P E R D E   :    I
                   

                                                                        -6-

(A large back garden with a swimming pool. There are thirteen gang members, seven males and six females, mostly late teens in their swimming suits. They are playing with a beach-ball and playing rock-and-roll music. At  the right side of the stage, the whole Kramer Family: Mr.&Mrs.Kramer, Gene and Bill Kramer and his nine- months pregnant wife Sarah, sit around a picnic table in easy chairs, dressed for sun.

               At the left front of the stage, there seats SHAMAN, the healer. He wears a buffalo robe, hide sandals and a beaver skin hat. He is bearded, with a necklace of crystals and animal shapes. Animals are embroidered all over his robe. A recorder and a rattle hang from his belt; and a hunter’s pouch hangs from his neck. He is sitting on an animal skin, playing his recorder.)

BILL :  (Gets up, turns towards the pool crowd and claps his hands): OK boys and girls, there’s too much noise!

SHAMANN  (Stops playing)

BILL (Pointing his wife’s tummie): You’re inviting the baby out before its time. (Advancing towards the crowd a few steps) : Come on, come on, let’s go inside and prepare the things for the Welcome Party. (Bowing to Sarah) My dear wife!  (Bowing to GENE) My dear brother!  (Bowing to Mr& Mrs Kramer) My dear parents, be our guests. In a few minutes we’ll call you in… let’s go!

(He cheerfully leads the bubbling younsters into the house.)

MRS KRAMER : What a beautiful day. Weather forecast said rain, but it’s lovely. What  significant event this celebration is. I am so happy having my first grandchild. (Addressing to her husband)  Don’t you feel the same, dear?

MR KRAMER : Yes dear, of course I do..

SARAH and GENE (looking at each other) : So do we, so do we.

SHAMAN (slowly gets up, puts the recorder half-way in his belt, moves center stage. The family appears to be speaking to each other silently when the SHAMAN starts to speak, they freeze. Then, SHAMAN, addresses the audience): I, Shaman, am the messenger of the healing universe. I have access to the re-occurrences of spirits of the ancestors; mine, yours, and (indicating the family) theirs, and the archaic kingdoms. Yet, my most essential allegiance is to the supernatural, not to the establishment. ‘Opus contra naturam’  (With a deep sigh, he continues) : Life is a quadri-dimensional design, and I offer the fourth dimension. I bring a meaning and healing into life. (He slowly walks towards the pool, raises his right arm, indicates the blue inside and reads from William MOTHERWELL) :
                                                                      

                                                                        -7-

(Perde açıldığı zaman bir evin yüzme havuzlu arka bahçesi sahnelenir. Yedisi erkek ve altısı kız, on üç ergen, mayolarıyla havuzda bir plaj topuyla oynamakta ve rock-and-rol müziği çalmaktadırlar. Sahnenein sağında ise tüm Kramer ailesi görülmektedir: Bay ve Bayan Kramer, Gene ve Bill Kramer ve sonuncusunun dokuz aylık hamile eşi Sarah, piknik masası etrafında, yazlık kıyafetleriyle oturmaktadırlar.

               Sahnenin solunda “şifacı”ŞAMAN oturmaktadır. Onun üzerinde bir yaban sığırı (Buffalo) ceketi, ayaklarında sandal ve başında kunduz derisinden yapılmış bir başlık vardır. Sakallıdır ve boununda kristal ve hayvan şekillerinden oluşan bir kolya vardır. Giysisi de birçok hayvan resimleriyle (ayı, kertenkele, yılan) işlenmiştir. Onun geniş belkemerinden bir flüt ve çıngırak sarkar. Açılışta bir hayvan postu üzerinde oturmakta olup, flütünü çalmakla meşguldür.)

BILL : (Yerinden kalkar, ellerini çırparak havuzdaki kalabalığa seslenir) : Haydi oğlanlar ve kızlar. Çok gürültü oluyor, bir az yavaş!

ŞAMAN : (O anda flüt çalmayı durdurur.)

BILL : (Eşinin şişmiş karnına bir ima’da bulunarak) : Yoksa bu gürültüyle çocuk vaktinden evvel gelecek. (Havuzdaki kalabalığa bir iki adım atarak) Haydi, haydi, dışarı çıkın da içeriye gidelim ve bebeğe “Hoşgeldin!” partisini hazırlayalım. (Karısına bir reverans yaparak) Sevgili eşim! (Kardeşinin önünde reverans yaparak) Benim aziz kardeşim! (Ailesinin önünde reverans yaparak) Benim değerli ebeveynlerim, hepiniz misafirimiz olun. Birazdan hepinizi içeriye davet edeceğiz. Gidelim.

(Bill, neş’eli, çığırtkan gençleri izleyerek sevinçle eve girer.)

MRS KRAMER : Aman ne güzel bir gün! Hava raporu ‘yağmur’ dedi ama yanıldılar galiba, çok latif bir hava. Bu kutlama ne kadar anlamlı bir olay. İlk torunum olacağından o kadar mutluyum ki! (Eşine hitaben) Sen de aynı şekilde mutlusun değil mi, Sadat? Ha canım?

MR KRAMER : Evet canım, elbette ben de senin gibi hissediyorum, aynen.

SARAH ve GENE (Birbirlerine bakarak) : Bizler de aynı şeyi hissediyoruz, bizler de..

ŞAMAN : (Şaman yavaşça yerinden kalkar, flütünü kemerine yarım sokar ve orta sahneye yürür. Bu arada ailenin fertleri birbirleriyle mimikle konuşurlar, fakat ŞAMAN konuşmaya başlayınca ‘havada donarlar’. Şaman şimdi dinleyicilere hitap etmektedir) :
  Ben, Şaman, şifa verici  Evren’in habercisiyim. Benim, sizin ve (aileyi işaretleyerek) onların cedlerinin ve tarihöncesi yaşamların ruhlarını davet etme ve onlarla temasta bulunma yeteneğim var. Benim en güvenceli sadakatim ‘bugün’e değil, Doğaüstünedir. Biz Şamanlar, Alt ve Üst Dünya gezilerine çıkar, tinsel varlıklarla yoldaşlık yapar; bitkilerle, kayalarla, Doğa ile konuşuruz. ‘Opus contra naturam’ (Derin bir nefes aldıktan sonra)  Hayat, dört boyutlu bir dizayn’dır ve ben, onun dördüncü boyutunu sunuyorum. Ben hayata bir anlam ve şifa getiririm. (Şaman yavaş yavaş havuza doğru yürür, içindeki mavi’yi işaretledikten sonra sağ kolunu havaya kaldırarak William MOTHERWELL’den şu mısraları okur) :

                                                                        -8-

                  The water! the water!
                  The dear and blessing thing,
                  That all day fed with the little flowers
                  On its banks blossoming.
                  The water! the water!
                  They murmur’d in my ear
                  Hymns of a saint-like purity,
                  That angels well might hear,
                  And whisper in the gates of heaven,
                  How meek a pilgrim had been shriven.”

(Then, indicating SARAH) : She is expecting. She, pretty soon, shall bring a new life to life. (With a smile) What is life? (He shakes his head, he reads from Miss London) :

                 “What is life?
                    A gulf of troubled waters – where the soul,
                    Like a wax’d bark, is toss’d upon the waves
                    Of pain and pleasure by the wavering breath
                    Of passions.”

(He slowly returns to his place at the corner, seats with crossed legs) : Tranquility of the mind is always most likely to be attained when the business of the world is tempered with thoughtful and serious retreat!

(He rattles his little bell, closes his eyes and starts to meditate. The family start to be animated and converse.)

MRS KRAMER (To GENE) : Gene, my Dear, (Looking at her watch) aren’t you going to be late for your work again?

GENE : Yes, Ma, but how I can leave now? I want to be here. (Exchanging gazes with Sarah) I just don’t feel like going. Soon, I am going to quit it anyway. It’s slavery, and I don’t like this shift.

MR KRAMER : Yes, but it’s still the best paying job you ever had. What about your brother?

GENE (Gazing each other with SARAH anxiously) : What about my brother, Dad?

MR KRAMER : Your brother works in the same factory, and worst of all, he is on the third shift. And, he has a family. We all worked hard. You are young, so, you should be able to take it, whatever it might be. You are making your future. When I was…

MRS KRAMER : (Getting up and interrupting) : Sadat, don’t start that again. When you were young… in Germany.. Times had changed. I’m not justifying Gene’s reluctance to go to work, but attitudes are different nowadays. (Pensively) I don’t know if we spoil our children or not, making things easy for them. Well, they have to make their own choices. (Taking a few steps) I am going inside to supervise that crowd before I need another kitchen.. Oh, by the way Sadat, aren’t you going to be late for your meeting too?

                                                                        -9-

           “Su!  Su!
                      Yüce ve kutlu nesne.
             Tüm gün, yamaçlarında yeşeren
             Beslediği küçük çiçeklerle.
             Su! Su!
             Kulaklarımda mırıldayan,
             -meleklerin hiç şüphesiz işittikleri-
             Azize saflığındaki kutsal şarkıları ve
             Cennet kapılarında günahlarından affedilmesini fısıldayan
             Alçak gönüllü bir hacı’yı anımsatan su.”

(ŞAMAN, SARAH’yı işaretleyerek) : O hamile. O pek yakında hayata yeni bir hayat getirecek.. (Bir gülümseme ile)  Hayat nedir?  (Başını iki yana salladıktan sonra Miss London’dan şu mısraları okur) :
 
              “Hayat nedir?
                Ruhun; kaderine terkedilmiş bir kayık misali, ihtirasların titreyen nefesinin,  ıstırap ve zevk dalgalarının yalpalarına terkedildiği, kederli bir körfez.”

(ŞAMAN yavaşça köşedeki yerine döner, bacaklarını çaprazlayarak oturur) :  Aklın huzuruna, hemen daima, dünya işlerinin yorgunluğundan, erdemli ve ciddi bir meditasyona geri çekilmekle erişilebilir.  (Belinden çıkardığı küçük çıngırağı şıngırdatır ve meditasyona dalar. Aile üyeleri canlanır ve konuşmaya başlarlar.)

MRS KRAMER (GENE’e hitaben) : Gene, evladım, (kol saatına bakarak) sen işine geç kalmıyormusun?

GENE : Evet, anneciğim, fakat şimdi burayı nasıl terkedebilirim? Ben burada olmak istiyorum. (SARAH ile bakışları paylaşarak)  Hiç gidecek gibi hissetmiyorum. Zaten yakında bu işi terkedeceğim.. Köle gibi çalış babam çalış.. Hem bu vardiyada çalışmak istemiyorum.

MR KRAMER : Öyle ama, bu senin şimdiye kadar tuttuğun işlerin en iyi ödeyeni, değil mi? Kardeşine ne dersin?

GENE : (Endişe ile SARAH’yla birbirlerine bakışarak) : Kardeşim konusunda ne, baba?

MR KRAMER : Abin de aynı fabrikada çalışıyor ve işin kötüsü, üçüncü, yani gece vardiyasında. O evli de. Bizler hep zorluklar içinde çalışmıştık. Sizler gençsiniz, olagelen her güçlüğün  her ne bahasına olursa olsun üstesinden gelebilmelisiniz.. Sizler geleceğinizi yapmak yolundasınız.. Ben o zam…

MRS KRAMER : (Ayağa kalkarak ve kocasının sözünü keserek) : Bak Sadat, yine “gençken..”, “Almanyada iken..” hikayelerine başlama. Zaman değişti. Ben GENE’in işe gitmekteki tereddütüne bahane bulmak istemiyorum. Fakat iş konusundaki değer yargıları ve davranışlar bugünlerde eskilerden çok farklı. (Bir az düşünceli)  Çocuklarımızı şımartıyor muyuz; bir yandan elimizden her geleni yaparak hayatı onlara kolaya mı getiriyoruz, bilmem? Herhalde onlar kendi seçeneklerini kullanmalı. (Bir iki adım atarak)  Ben içerdeki kalabalığı gözlemeye gidiyorum, yoksa yakında yeni bir mutfağa gereksinim olabilir. Oh, şimdi hatırladım Sadat, sen de toplantın için geç kalmıyor musun?
    
                                                                      -10-

GENE : What meeting Dad?

MR KRAMER : Oh, I’d completely forgotten about it. I have to attend to an installation of officers in Pro Neus ritual to be held in the Masonic Temple. It’s my moral obligation. I have to go, perhaps, after changing. I could nibble something and catch up with you later. So long.. (He gets up quickly, gives a friendly kiss to his wife, also waving to the youngsters) : So long..

GENE and SARAH : So long, Dad!

(Exit Mr. And Mrs.KRAMER)

GENE (After a pause and with genuine concern) : Sarah, honey, you seem to be too worried, too preoccupied. What’s the matter?

SARAH (Taking a deep sigh) : Oo, Gene, you know. Nothing new. I don’t know how long we can keep this secret. Love is blind, but people aren’t. We are falling into quick sand, deeper and deeper.

GENE (Passionately) : Don’t you think I feel just the same, day in, day out? Something has brought us together; I mean more than just physical attraction. It’s no more coincidence or accident that we are together. We all belong to God; we are just pieces, or even a piece of God’s machinery. The Plan. The great Work we are all involved with, is the evolution of that Plan.

SARAH (Anxiously) Yes Gene, but… we’re involved. It’s just not right. I can’t see how we can get out of this peacefully? If we are helping God’s Master Plan, as you say and suppose it’s true, why has it to be in this painful way? Your brother, who happens to be my husband, had been too good to me, and has been good to you, all through your childhood. Remember? Playing soccer, football together; camping, biking, stealing apples from your neighbour’s tree?

GENE (With a bitter smile) : Yes, I remember.

SARAH : You told me you always looked up to him. He is sincere, kind and just. And, what we are? (Putting her hands at the both sides of her head, nearly crying) : How did we get in this mess?

(Both fall silent)

SHAMAN (Slowly awakening, getting up and moving to the center of the stage, addressing the audience) :
                   Among all our corrupt passions, there is a strong and intimate connection. When any of them is adopted into the family, it seldom quits there until it has furthered all its kindred. From our eagerness to grasp, we strangle and destroy the pleasure. (He takes a few steps, and in a sad voice, he reads from MILTON’s “Paradise Lost”) :

                                                                       -11-

GENE : Ne toplantısı babacığım?

MR KRAMER : O, ben onu tümüyle unutmuştum. Farmasonluk Mabedinde biraraya gelip “Pro Neus” Ayininin görevlilerinin iş başına atanma törenini yapacağız. Bu benim töresel bir görevimdir.. Giysimi değiştirir değiştirmez gitmem gerekecek. Bir az birşeyler atıştırıp, sonra sizlerle birlikte olmaya çalışacağım.. Haydi Allahaısmarladık. (Çabucak ayağa kalkar, hanımına dostça bir öpücük verir, gençlere de elini sallar) : Tekrar görüşmek üzere.

GENE ve SARAH : Tekrar görüşelim, baba.

(MR ve MRS KRAMER sahneyi terkederler)

GENE (Bir duraksamadan sonra samimi bir üzüntü ile) : Sarah, canım; sen çok üzgün ve düşünceli görünüyorsun, neyin var?

SARAH (Derin bir nefes alarak) Ah, Gene, biliyorsun.. Yeni birşey yok..Bu sırrı daha ne süre saklı tutabileceğimizi düşünemiyorum. Aşkın gözü kördür, fakat milletinki öyle değil. Biz yavaş yavaş derin bir girdabın içine gömülmekteyiz.

GENE (Sevecen bir eda ile) : Benim de her geçen gün aynı şeyleri hissettiğimi bilmiyor musun? Bizleri fiziksel çekimin ötesinde birşeyler biraraya getirdi. Bu birlikteliğimiz artık ne bir şans ve ne de bir rastlantı.. Biz hepimiz Tanrı’ya aidiz; bizler ancak küçük parçacıklarız, hatta Tanrı’nın mekanizmasının tek bir parçası.. Varoluş Planı..O Plan’ın gelişiminde elzem olan çalışmaya birlikte katılmışız, hepsi bu..

SARAH (Bir az sıkıntılı) : Evet, Gene, ama.. Biz birbirimizle sarman dolman olduk. Bu doğru değil.  Bizler Bu karmaşa durumdan salimen  nasıl çıkarız, bilmem? Farzedelim ki Biz Tanrının o Büyük Planına yardımcı oluyoruz, ama niye böyle acı verici bir şekilde olsun? Senin abin ki benim kocam oluyor, bana her zaman iyi muamele etmiştir, keza tüm çocukluğun boyunca sana  da. Hatırlar mısın? Top oynadığınız, kamp yaptığınız, komşunun elma ağacından elma çaldığınız zamanları?

GENE (Acı bir gülümseme ile) : Evet, hatırlıyorum.

SARAH : Sen bana her daim onu örnek aldığını söylerdin.. Abin samimi bir insan, şefkatli ve adil.. Ve biz neyiz, ha? (Ellerini başının iki yanına koyarak ağlamaklı bir sesle) Nasıl oldu da biz bu çöplüğün içine düştük?  (İkisi de düşüncelere dalarlar)

ŞAMAN (Yavaş yavaş uyanır, yerinden kalkar ve sahnenin ortasına doğru ilerler; seyircilere hitaben)  :
                Bizim tüm ihtiraslarımızın arasında kuvvetli ve yakın bir ilişki vardır. Onlardan herhangi biri aile tarafından benimsenirse, kıvılcımlarını her tarafa saçmadan pek ender terkeder. Bizler, elimize geçeni sımsıkı kavrama isteğimizden dolayı, zevk’i boğazından boğar ve mahvederiz.
                (İleriye bir iki adım atar, kederli bir sesle Milton’ın “Kaybolmuş Cennet”inden şu mısraları okur) :
                                                                   

                                                                      -12-

                   “Now conscious wakes despair
                    That slumber’d, makes the bitter memory
                    Of what he was, what is, and what must be
                    Worse; if worse deeds, suffering must ensure?”

                  (He quietly returns to his corner, sits and contemplates)

SARAH (Pensively) : I sometimes rebel against God, almost screaming: ‘Why am I growing up? I wish I could stay as a small child, forever innocent!’ Oh, those magical years: Close your eyes, all problems disappear. Open Sesame: You are offered a brand new life. (With a cheery smile) You know Gene, “Open Sesame” was my favourite story when I was a small child. My grand-father, would sit me on his lap, and recite it again, again and again. If you are a good boy, I’ll tell you the story, like in the olden, golden days?

GENE (With obvious pleasure) : Of course I’ll be a good boy. (Closing his eyes) Now, I imagine myself as a small toddler, sitting in front of the fireplace, snuggling up. Shoot.

(SHAMAN starts to play his recorder again, very softly)

SARAH : Good boy. Well, “once upon a time, there lived in a town of Persia two brothers, one named Cassim and the other Ali Baba. Their father devided a small inheritance equally between them. Cassim married a very rich wife, and became a wealthy merchant. Ali Baba married a woman as poor as himself, and lived by cutting wood, and bringing it upon three asses into the town, to sell it. One day, when Ali Baba was in the forest, and had cut just enough wood to load his asses, he saw in the distance a great cloud of dust, which seemed to approach him. He observed it with attention, and distinguished soon a body of horsemen, whom he suspected to be robbers. He decided to leave his asses to save himself. He climbed up a large tree, planted on a high rock, whose branches were thick enough to conceal him, and yet enabled him to see that all passed.”

                “The troop, numbered forty, all well mounted and armed, they came to the foot of the rock on which the tree stood, and there dismounted. Every man unbridled his horse, tied him to a shrub, and hung about his neck a bag of corn. Then each of them took off his saddlebag, which seemed to Ali Baba to be full of gold and silver. One, whom he took to be their captain, came under the tree in which Ali Baba was concealed; making his way through some shrubs, pronounced these words: “Open Sesame!” As soon as the captain of the robbers had thus spoken, a door opened in the rock; and after he made all his troop enter before him, he followed them, when the door shut again of itself.”

                   
                                                                       -13-

             “Şimdi, bilinçlilik, uykuya dalmış ümitsizliği
               uyandırıyor; o his ki ümitsizliğin ne idüğünü, ne olduğunu
               ve ne kadar kötü olabileceğini acıyla anılıyor. Eğer ‘kötü’ (zaman olarak)
               ‘devredilebilecekse’, (acaba) ıstırap çekmek emniyete alınabilecek mi?”

(ŞAMAN sessizce köşesine döner, oturur ve düşüncelere dalar)

SARAH (Düşünceli bir tavırla) : Ben zaman zaman Tanrıya isyan etmek ve haykırmak isterim: “Ben neye büyüyorum? Keşke ebediyen küçük, masum bir çocuk olarak kalaydım.” Ah o tılsımlı yıllar: Gözlerini kapa, her tür problemler uçsun gitsin. Aç gözlerini: Sana yepyeni bir dünya sunulur. (Neş’eli bir gülümseme ile)  Gene, bilirsin ki “Açıl Susam Açıl” küçükken benim en çok sevdiğim masaldı.  Büyük Babam beni dizinin dizinin üstüne oturtur, uykuya dalıncaya dek onu bana yinelerdi. Eğer bana uslu bir çocuk olmayı vad’edersen, sana, eski altın devirlerde olduğu gibi masalı anlatacağım.

GENE (Belirli bir mutluluk ile): Gayet tabii uslu bir çocuk olacağım. (Gözlerini kapar)  Şimdi kendimi şöminenin önüne oturmuş, birbirlerimize sokulmuş yumurcaklar olarak düşlüyorum. Başla.

ŞAMAN (Hafiften flütünü çalmaya başlar)

SARAH : Peki benim uslu çocuğum. “Bir varmış bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,  İran’da bir şehirde iki kardeş yaşarlarmış.. Birisinin adı Kasım, diğerinin de Ali Baba imiş. Babaları küçük bir mirası aralarında eşit olarak bölmüş. Kasım, çok varlıklı bir kadınla evlenmiş ve zengin bir tüccar olmuş. Ali Baba ise kendisi gibi fakir bir kadınla evlenmiş; hayatını odun kesmekle ve kestiklerini üç eşeğe yükleyip kasabaya getirip satmakla temin edermiş. Bir gün Ali Baba yine ormanda iken ve yeterli miktarda odun kesip eşeklerini yüklemek üzereyken, uzaklardan kopup gelen bir toz bulutu görmüş. Dikkatle izleyince, hırsız olduklarında şüphesi kalmayan bir sürü atlı adam olduklarını anlamış. Eşeklerini salıverdiği gibi kendini kurtarmayı yeğlemiş; hemen oracıkta yüksek bir kayanın üzerine dikili yüksek bir ağacın sık dallarına görülmeden etrafı gözetleyebilecek bir şekilde saklanmış.”

                 “Hepsi takımlı takmalı ve tepeden tırnağa kadar silahlı kırk kişilik eşkiya alayı kayanın dibine gelmişler ve orada takımlarını indirmişler. Her bir harami atını boşaltmış, sırtlarında getirdikleri bir mısır torbasını atlarının boyunlarına geçirerek onları bir çalılığa bağlamışlar. Sonra yine her biri, atlarının heybelerini çıkartmışlar; Ali Baba onların gözlenebilir ağırlıklarından altın ve gümüş ile dolu oldukları izlenimini almış. Aralarında elebaşı olduğu anlaşılan biri, Ali Babanın saklandığı ağacın altına gelmiş ve çalılıklara doğru seslenmiş: “Açıl Susam Açıl!”. Hırsızların başı o sözleri söyler söylemez kayada bir kapı açılmış; çetebaşı adamlarını teker teker içeri soktuktan sonra, o da onları izlemiş ve kapı kendi kendine kapanmış.”
                    
                                                                       -14-

                  The robbers stayed some time within the rock, and Ali Baba, afraid of being caught, remained in the tree. At last the door opened again, and as the captain went in last, so he came out first, and stood to see them all pass by him. Ai Baba heard him to make the door close by pronouncing these words, “Shut, Sesame!” Every man at once went and bridled his horse, fastened his vallet, and mounted again. When the captain saw them all ready, he put himself at their head, and they returned the way they had come. (Pushing GENE) : Hey, are you falling asleep?

GENE : Oh, no, go on, I like it. Honest, I am listening.

SARAH : OK. Then, Ali Baba followed them with his eyes as far as he could see; and afterward stayed a considerable time before he descended. Remembering the wods the captain of the robbers used to open and shut the door, he was curious to see if this pronouncing them would have the same affect. So, he went among the shrubs, and seeing the door concealed behind them, stood before it, and said: “Open, Sesame!” The door instantly flew wide open.”

               Ali Baba, who expected a dark, dismal cavern was surprised to see a well-lighted and spacious chamber, which received light from an opening at the top of the rock, and in which where all sort of provisions: rich bales of silk, brocade, and valuable carpeting, piled upon one another; gold and silver ingots in great heaps, and many in bags. The sight of all these riches made him suppose that this cave must have been occupied for ages bu successions of robbers.

(GENE opens his eyes, SARAH gently spanks his hands)  Don’t cheat! I didn’t tell those beautiful eyes to open!  (As if getting angry, turning her head to the side) : Hmmm, I must be talking to the rocks.

GENE : Honest, honest. I promise, I’ll close them again. “Shut, Sesame!”

SARAH : Well, where was I? Oh yeah. “Ali Baba went boldly into the cave, and collected as much of the gold coin, which was in bags, as he thought his tree asses would carry. When he had loaded them with the bags, he laid wood over them so they couldn’t be seen. When he had passed in and out as often as he wished, he stood before the door, and prounounced the words..”

GENE  (Leaning over suddenly to SARAH and kissing her on the lips) : “Shut, Sesame!” (They kiss playfully)  Did he remember to bring anything for us?

SARAH : (Slapping his hands again) : Sush! You have been a bad boy. No cereal tomorrow morning.

(They both laugh, however, as reality strikes, both succumb to an agonizing silence)

SHAMAN (Stops playing recorder, gets up slowly, turning to the audience, reads from Mrs.HALE)  :  

                                                                      -15-

                  “Haramiler kayanın içinde iken meşgul iken, Ali Baba, yakalanacağı korkusuyla ağaçta tit tir titriyormuş. Nihayet, kapı yine açılmış ve içeri en son giren elebaşı en önce dışarı çıkmış, adamlarının hepsinin yanından geçtiklerini bir bir izlemiş. Ali Baba onun kapıyı “Kapan Susam Kapan!” sözleriyle kapattığını duymuş.. Her bir harami çabucak atlarını yüklemiş, torbalarını bağlamış ve takımları yerleştirmiş, Elebaşıları onların tam hazır oldukları an, başlarına geçerek, geldikleri yola yönelip gitmişler.” (GENE’i dürterek)  Hey, uykuya mı dalıyorsun?

GENE : Yoook, devam et, hoşuma gidiyor.. Vallahi dinliyorum..

SARAH : Peki. “Sonra, Ali Baba onları gözlerinin görebildiği kadar izlemiş ve ancak uzun bir süreden sonra aşağı inebilmiş. Haydutların elebaşılarının kayaya hitaben söylediği sözleri hatırlayarak, eğer aynı kelimeleri telaffuz ederse aynı etkinin oluşup oluşmayacağını merak etmiş. Bu fikirle çalılıkların arasına giderek arkada kapalı duran kapının önüne dikilerek demiş: “Açıl Susam Açıl!” Kapı anide ardına kadar açılmış.”

                 “Ali Baba, tahminlerinin tersine, karanlık ve sıkıcı bir mağara bulmak yerine, ışığını kayanın tepesinden alan aydınlık ve koskocaman bir oda görünce çok şaşırmış. İçerde her tür mülk: balyalarla ipekler, sırmalı kadifeler, bir sürü kumaş, kıymetli halılar, hep birbirlerinin üzerine yığılmışlar. Bir çokları torbalar içinde, kümelerle altın ve gümüş. Bu zengin görünümden Ali Baba bu sığınağın birçok haramiler tarafından uzun yıllar el altında tutulduğuna kani olmuş.” (GENE yine gözlerini açınca, SARAH hafifçe ellerine vurur)  Aldatma! Ben o güzel gözler açılsın demedim! (Sanki kızmış gibi başını yana çevirerek) Hımmm, ben kayalara konuşuyor olmalıyım!

GENE : Vallahi de, billahi de dinliyorum. Yine onları kapayacağım : “Kapan Susam Kapan!”

SARAH : Peki, neredeydim? O, evet; “Ali Baba cesaretle mağaranın içine girmiş ve üç eşeğinin taşıyabileceği  kadar altın torbalarını yüklemiş. Yükledikten sonra da, onların dışardan tanınmamaları için, üzerlerini odunlarla kaplamış. Arzu ettiği kadar da içeri-dışarı girip çıktığı zamanlar aynı sihirli kelimeleri söylemiş ve her kez de arzusu yerine gelmiş.” Hepsi bu!

GENE (SARAH’ya birden abanarak ve onu dudaklarından öperek)  “Kapan Susam Kapan!” (Öpüşme oyunları oynarlar)  Bizi hatırlayıp da birşeyler getirdi mi bari?

SARAH (Yine GENE’in ellerine vurarak) : Şışşş, sen yaramazlık ediyorsun. Yarın sabah sana mısır gevreği yok!

(Beraberce gülerler, mamafih, gerçek bilinçlerine gelince, ikisi birden ıstırap yüklü bir sessizliğe gömülürler)

ŞAMAN (Masalın başındanberi hafifçe üflediği flütünü durdurur, yerinden kalkar, seyircilere dönerek, Mrs. Hale’den şu mısraları okur) :  
                  
                                                                           -16-

               ‘The History of Paradise
                To Woman’s Faith is clear,
                For happy childhood ever brings
                The Eden vision near:
                The vision when the earth was sway’d
                By innocence and love,
                That summon’d with an equal trust
                The tiger or the dove.”

(SHAMAN, while returning to his seats stops momentarily, with a smirk on his   face, giving his profile, he reads from Bryant) :

                 ‘… Slow pass our days in childhood,
                 Everyday seems like a century.’

GENE (Finally getting up from his chair, walking around, anxiously) : I wish I was able to talk to my brother. But, I’am afraid, he can’t understand. Maybe, he’s not supposed to understand. Why should he understand that when I want to be with you, I want to be in you: like a baby in your womb. It must be a real experience of cosmic unity. Oh, I wish I was in that amniotic universe, in its serenity, peace and tranquility, forever. Being with you, sharing with you is such a transcendence that cannot be duplicated anytime, anywhere. It has very little to do with sex  per se yet could only be attained through sex. Just to be “one in two!”. (Pulling his head back, putting his hands on his forehead, turning around, full of anxiety)  Oh, God. How can you deny that ecstasy to my soul? How I can relinquish my soul from that redemption, if not salvation from nothingness?  (He takes a few steps back and forth, looking at the floor) It is beyond meditation. It is a sublime feeling. It is my existence, my past, present and future. Oh, God, I was too close to the discovery of my soul. Help me!

SARAH (With empathy) : I fully understand you Gene. That’s why I submitted myself to you without reservation. Yet, I had given my marriage vows to Bill, to be loyal, forever. Marriage should be a shrine, a divine commitment with no shadows or clouds around it. (With a sob in her voice) Perhaps I was not ready for such a commitment. I gave myself to you in search of me, in search of never found and felt happiness. I feel the same transpersonal wholeness, and conversational prayer in sharing with you, in reality, and in dreams and in fantasy. My physical togetherness with you affirms that there is, after all, another meeting place, and says yes, we have met there before, several or many times. In the galaxy, we have travelled eons of years just to catch each other’s sparkles. I was born and died many times until I found you.
 
 
                                                                       -17-

                    “Kadının kaderine Cennetin hikayesi
                      Mutlu çocukluk yıllarının
                      Cennet rüyasını her zamankinden
                      Daha yakına getirdiğinden dolayı bellidir.
                      O rüya ki, dünyanın masumluk ve
                      Sevgi ile yönetildiği zamanlarda
                      Kaplan ve kuğu,
                      Eşit güvenle tanıklık edilirdi.”

(Oturduğu yere dönerken, ŞAMAN, birdenbire duraklar, yüzünde acayip bir gülümseme ile, dinleyicilere profilini vererek Bryant’dan şu mısraları okur) :

                      “… Çocukluğumuzda günler o kadar yavaş geçer ki,
                        sanki her gün bir asır gibidir..”

GENE  (Nihayet iskemlesinden kalkarak, etrafta sıkıntı ile dolaşmaya başlar) :  Ağabeyimle konuşmayı çok arzulardım; fakat beni anlayamayacağından korkarım. Belki anlaması gerekmiyor. Gerçekten o, benim, seninle birlikte ve tıpkı rahmin içindeki bir bebek gibi, senin ‘içinde’ olma arzumu neye anlasın? O takdirde eşi olmayan, kozmik bir yaşantı olurdu. Ah, o huzur ve sükunet dolu amniyotik evrende sonsuz yaşamayı ne denli isterdim. Seninle birlikte olmak, öyle bir yücelişi seninle paylaşmak hiçbir zaman, hiçbir yerde yinelenemeyecek bir yaşantı olurdu.
                
                     Bunun cinsiyetle hiçbir ilgisi yok, yok ama, bu paylaşma ancak cinsellikle erişilebilir. ‘İki’ kişinin içinde ‘bir’ olabilmek ne güzel.. (Başını geri iter, ellerini alnına koyar, sıkıntı dolu, etrafında şöyle bir döner) Tanrım, sen bu vecdi bana nasıl inkar edebilirsin?  Ben, ruhumu, beni yokluktan kurtaracak, günahlarımın kefaretini ödeyecek bir durumdan nasıl yoksun bırakabilirim? (İleri geri bir iki adım atarak, yere bakarak)  Bu, meditasyon’un da ötesinde bir şey.. Bu, çok yüce bir his; benim varlığım, geçmişim, bugünüm ve yarınım.. Ey Büyük Yaratıcı, ruhumu keşfetmeye pek çok yakınlaşmıştım.. Bana yardım et!

SARAH (İçtenlikle) : Gene, ben seni tamamen anlıyorum. Sana kendimi bunun için hiç tereddütsüz verdim.. Ama, ben Bill’e ebedi olarak sadık kalmak için evlilik sözü de vermiştim. Evlilik, kutsal değerlerin saklandığı bir türbe, yüce bir vaat olmalı; etrafında hiç bir gölge veya bulut var olmamalı. (Ağlamaklı bir sesle)  Belki o düzeyde bir sadakata daha hazır değildim.. Ben sana kendimi sende aramak için verdim: o, hayatımda, hiç bir zaman bulunamamış ve hissedilmemiş mutluluğu bulmak için.. Ben de o insanlararası ve ötesi bütünleşmeyi, konuşmalarımıza gizlenmiş duaları, gerçekte, rüyalarda ve fantazide seninle birlikte paylaşıyorum. Benim seninle fiziksel birlikteliğim kanıtlıyor ki bizler için başka bir buluşma yeri vardı; evet, biz daha evvel, bir çok kez, çok çok kez buluşmuştuk..

(ŞAMAN  da SARAH ile birlikte tekrarlar)  BİZLER SAMANYOLUNDA EON’LARCA YILLAR BİRBİRİMİZİN KIVILCIMLARINI İZLEYE İZLEYE SEYAHAT ETMİŞTİK. BEN SENİ BULUNCAYA DEK, DEFALARCA DOĞMUŞ VE ÖLMÜŞTÜM.

                                                                          -18-

GENE (Moves, approaches and kneels down next to SARAH, holds her hands, looks into her eyes lovingly)  : You are a sublime beauty, Sarah. You are a celestial being. I am in love with your soul, not with your flesh. Each and every molecule in your body vibrates with the same eternal entity, the same warm, steamy existence. Death has been mitigated in my life, many times. Among other things, I am amazed in realizing that I will continue to live and grow in the Pattern of Great Work, even after the dissolution of my physical vehicle. You are the pulse and the engine of that vehicle. After all, what is the validity of your time bound marriage in comparison to our celestial marriage? Its covenant shall extend beyond my death! (He puts his head upon SARAH’s shoulder)

SARAH (Closing her eyes, holding GENE tightly, and whispering) : I know you, GENE. You are a whisper just below the surface of reality. You are love permeating my being. You are love in motion, ever bubbling and growing. Love conversing, heard and unheard. Like an aura, it glows and frames your being, and extends outward to all. Love incarnate, the Supreme, All That is. I love you Gene. How freely can I say; no reservation, no doubt. Your unselfish love has altered mine. Like attracts like. I love you honey, I love you more than that. I know I am you, you are me, we are born onto each other. Your bones are within me, I am buried in you, you rest in me.

(The two passionately kiss each other. At that moment, BILL comes out of the house almost running, is about to say ‘honey’, observing the love scene, he suddenly stops, astonished and mute. All freeze.)

SHAMAN (Moving slowly to the center of the stage, and addressing to the audience) : To the lovers, hardly anything is what appears to be, and, what matters most is always farthest from reality. There are voices which sing around them: but those strains allure to ruin! (Some happy laughter comes from inside of the house. SHAMAN, turning his head, briefly speaking in that direction)  There is a banquet spread, with POISON in every dish. (Pointing to the kissing couple)  There the couch invites them to repose; but the slumber upon its DEATH!

                                                        (Curtain falls slowly)
   

                                             -THE END OF THE FIRST ACT-  

  
 
                                                                        -19-

GENE (Gözleri dolu, hassas bir ruhla, Sarah’nın yanında diz çökerek onu ellerinden tutar) :  Sarah, sen harikulade güzel bir kadınsın.. Sen semavi bir varlıksın..Ben senin ruhuna aşığım, vücuduna değil. Senin vücudunun her bir molekülü, tek tek, hep o sonsuz varoluş; sıcak, buharlı varlık ile titreşimde. Ölüm, benim hayatımı çok kereler yatıştırmıştı. Diğer birçok şeyler arasında, fiziksel varlığımın yok olmasından sonra dahi, ‘Ulu Çalışma’nın ana çizgisi dahilinde yaşamaya ve büyümeye devam edeceğimi idrak ettiğime şaşıyorum. Sen, o vasıtanın nabzı ve makinasısın. Tüm bunlardan sonra, senin BILL ile bu dünyada zamanla sınırlı evliliğinin bizim kutsal birlikteliğimizle kıyası olur mu? O anlaşma, benim ölümümün öterlerine uzanıyor. (Başını SARAH’nın omuzuna koyar)

SARAH (GENE’e sıkıca sarılır ve gözlerini kapar) : Ah GENE, ben seni biliyorum. Sen, ‘Gerçeğin’ yalnızca bir nebze altında bir fısltısın. Sen benim varlığıma nüfuz eden bir sevgini ta kendisisin. Sen her zaman coşkun ve taşkın, büyüyen bir aşksın. Duyulsun duyulmasın, konuşan bir sevgisin. Sanki bir ‘Aura’ gibi, ışıldıyor ve senin varlığını çevreleyerek herşeylere uzanıyor. Aşk, Yüce Varlığı somutlaştırıyor. Yaşamda herşey bundan ibaret.. Ah GENE, seni seviyorum. Ben bunu hiç şüphe etmeden ve tereddütsüz söylüyorum. Senin bencil olmayan aşkın, benimkini de değiştirdi.. Benzer benzeri çeker.. Seni seviyorum sevgilim; seni, bu sözlerin ifade edebileceğinin ötesinde seviyorum.. Biliyorum ki ‘ben’ ‘sen’im, ‘sen’ ‘ben’sin; bizler, birbirlerimizin içine doğmuşuz. Senin kemiklerin benim içimde; ben senin içinde gömülüyüm, sen benim içimde yatıp dinlenmektesin.

(Her iki aşık, ihtirasla birbirlerine sarılır ve öpüşürler. Tam o anda BILL evin içinden koşarcasına dışarıya çıkmakta ve “Sevgilim!” demek üzeredir; fakat durumu görünce donar kalır. O anda ŞAMAN da ayağa kalkmak üzere olduğundan, tüm oyuncular ‘havada donar’)

ŞAMAN (Yavaş adımlarla sahnenin ortasına yürüyerek ve seyircilere hitap ederek) : Aşıklara, en belirli görülen şeyler vız gelir; onların önem verdikleri konular ise, gerçek’ten en uzak köşelerdedir. Onların etrafında şarkı söyleyen sesler vardır  ve ‘yasak edilmiş meyva, hemen daima tadından fazla lezzetli gelir’, fakat o gerilimler (sonunda) felaket davet ederler. (Evin içinden mutlu kahkahalar işitilir; ŞAMAN o yöne doğru konuşur) İçerde serili bir şölen fakat her tabakta bir ZEHİR var. (Öpüşen çifti işaretleyerek)  Yatak, onları beraberce dinlenmeye davet ediyor, fakat a yatakta uyumak ÖLÜM’dür.

                                                    (Perde yavaş yavaş kapanır!)                                       

                                                    -BİRİNCİ PERDENİN SONU-
                 
                                                                        -21-

                                                              A C T  :      I I
                  
                                                        P E R D E  :      I I
           
                                                                        -22-

(There is a small bedroom at the left side of the stage. There is also another, larger bedroom at the right in which SARAH is asleep, a dim night lamp is on. It is almost midnight, and lights are off. SHAMAN, sat his usual seat at the front-left of the stage, is playing his barrel-like wooden drum, slowly and quietly.)

(Enter BILL from the far end of the corridor with a flash-light in his hand. He is wearing his working clothes, and is visibly tired. He first opens his wife’s bedroom door, looks at her for a while, shakes his head, then closes the door quietly, enters his own rather simply furnished bedroom. He puts the night lamp on, turns the flush-light off. He sits on the edge of his bed, starts to talk with an obvious sorrow.)

BILL :  My God, how could they do it to me? My wife, my brother. Do they think I’m blind or stupid or something? How can she offer those lips that belong solely to our intimacy? At least, it used to be that way, not anymore!  (His face in his hands)  I can’t take it anymore.

(He holds that posture for a while, then reluctantly opens the drawer on which the night lamp is standing, takes out a piece of paper and pen, tries to scribble)  : My dearest ones.. Let me see.. I… I… I… (Angrily tearing the paper) What and why should I be writing?

(SHAMAN, now changing the drum’s tempo a little bit faster and louder than before, with the following rythm: (called AKSAK SEMAI)

                             Düm                      te                                  düm
Right Hand                   _O 2/4 ________ O__1/4_______________O_2/4_________________________ 
Left Hand                      ______________________O_2/4_________________O_2/4________  O_1/4_
                                                                             ka                                   tek                   tek
                                                                         -23-

(Sahnenin sol tarafında küçük bir yatak odası gözlenir. Sağda ise, içinde SARAH’nın uyuduğu daha geniş bir yatak odası mevcuttur. Küçük bir gece lambası ışığı aydınlık vermektedir. Vakit geceyarısıdır ve tüm ışıklar sönmüştür. ŞAMAN, sahnenin solunda, önde, herzamanki yerinde oturmakta ve küçük bir fıçıya benzeyen bir davulu yavaş ve sessiz darbelerle çalmaktadır.)

BILL, koridorun sonundan elinde bir elektrik feneri ile girer. Üzerinde çalışma elbiseleri vardır ve açıkça yorgun görünmektedir. İlk kez eşinin yatak odasının kapısını açarak onu bir süre gözler, başını sallar ve yavaşça kapıyı kapar; sonra da basitçe döşeli kendi yatak odasına girer. Gece lambasını yakar, el fenerini söndürür, yatağın kenarına oturarak göze çarpan bir üzgünlükle konuşmaya başlar)

BILL :  Ey Yüce Varlık, bana bunu nasıl yapabilirler? Biri eşim, diğeri öz kardeşim. Beni kör, aptal veya başka birşey mi sanıyorlar? O tümüyle bizim mahremiyetimize ait dudakları başkasına nasıl sunabilir? Hiç olmazsa şimdiye kadar öyle idi, belli ki artık değil.. (Yüzünü elleri içinde saklayarak)  Artık tahammülüm kalmadı..

(BILL o durumunu bir süre korur, sonra tereddütle, üzerinde gece lambasının  karalamaya çalışır) : Benim en içten yakınlarım!. Bakayım. Ben.. Ben.. Ben.. (Hiddetle kağıdı yırtarak)  Ah, ben ne ve ne için yazacakmışım?

(ŞAMAN, o anda davulun temposunu değiştirerek, bir süre, daha hızlı ve yüksek bir tempo ile, “Aksak Semai” Usulünde çalmağa başlar)

                                          Düm                 te                                      düm  

                  
Sağ El        :               __O 2/4________O

1/4_________________O_2/4____________________________
Sol El        :                _________________________O

2/4__________________O 2/4____________O 1/4__
                                                                       ka                                        tek                          tek                                                         
 
  
                                                                          -24-

(BILL, disheveled, with widened eyes and maniacal laughter, moves to the center of the stage, addresses the audience. SHAMAN stops drumming.)

BILL :  I remember… I was almost two… my kid brother was not born yet… it was before Christmas… all the sky was filled with round balls of golden light. My mother pulled the blind down to protect us. First, I was too excited to see ‘them’. Then, I don’t remember anything. (Grimacing; looking at the floor for a while, then raising his head) My mother said that there appeared in the kitchen, two or three ‘beings’ greyish in colour with thick skin, large heads, and (opening his eyes wide) very large almond shaped eyes. My mother had seen that my father and I were in an unmoving, suspended state and she was afraid that we were dead. She said that she wouldn’t talk to them until she knew we were alive, at which point they animated me. (He sighs deeply) I am told my mother that she offered them something to eat and to read the Bible. She said they demanded that the food be cooked until black, like charcoal, which she did. Much of the conversation is unknown to me. She only said that she wanted to go with them, and they replied that she would have to -as each of us does, they said- find her own way back. (He walks back and forth, with a thoughtful look) I think she began to have her emotional problems then. (Turning half-way, he laughs like a maniac)  We were in Germany, then. (He searches his pockets helplessly to look for cigarettes, hitting the side and back pockets of his trousers. Shakes his head.)

                The next occurrence was then I was eighteen years old, here in the USA. Ha, ha, USA. I was with my first girl-friend in a car, and, you know, we were talking about everyday things. I suddenly felt some pinprick sensations in my left shoulder, but passed it off as so much nonsense, however, you know, at any age, sitting with your girl-friend in the car, anything can happen. (First, he laughs, then suddenly gets serious) When I returned home I undressed and found this! (He approaches the audience, takes his shirt off, shows his left shoulder to them)  See, don’t you see? There are fifteen spots, rather marks, see? Five at the bottom, then four, then three, two, and one at the top. (Turning his head around)  Wherever you look at them from, you see the same mysterious structure. Then, I showed my mother too. She thought it was strange. They were red dots, exactly at the top of my shoulder… (Dresses his shirt, frowning)  I needed an explanation. I bought a book on numerology, thinking that perhaps it could contain something. I learned that this symbol is recognized as a High Order of spirit which is concerned with all good things and peace, harmony and order. I said: “So what?”, and let the experience go at that. I read the book and threw it away. (Gestures so.)  Oh, Gee. I need my puff!  (Addressing to audience)  Excuse me, can I borrow one cigarette from you?  (Turning around)  Uh, oh, never mind, I can wait.

 (However, by any chance if anyone offers, he takes it, and thanks them.)

      
                                                                                      
                                                                        -25-

(BILL perişan bir halde, gözler alabildiğine açılmış ve uygarsız gülmelerle, sahnenin ortasına gelerek seyircilerle konuşmaya başlar. O anda ŞAMAN davulunu durdurur.)

               Hatırlarım.. Nerdeyse iki yaşındaydım.. Küçük kardeşim henüz doğmamıştı. Noel’den bir az evveldi. Tüm gök, altın ışıktan yapılı yuvarlak yumaklarla dolu idi. Annem bizi korumak için güneşliği aşağıya çekmişti. İlk kez, “onlar”ı görmekten çok heyecanlanmıştım. Sonra, hiçbir şey hatırlamıyorum. (BILL, yüz kaslarını büzerek yere bakar, sonra başını kaldırarak devam eder)  Annem demişti ki onlardan iki üç “yaratık”, gri renkli kalın derileri, büyük başları, ve.. (gözlerini alabildiğine açarak) büyük, badem biçimindeki gözleriyle mutfakta oluşuvermişlerdi. Annem benim ve babamın hareketsiz, donuk durduğumuzu gözleyerek, bizlerin öldüğünden korkmuş; bizlerin sağ olduğuna inanıncaya dek onlarla konuşmamış, ta ki onlar beni hayata geri getirmişler. (Derin bir nefes alarak)  Annemin bana dediğine göre, o, onlara yiyecek ve İncil okumayı teklif etmiş. Onlar da anneme, yemeği kömür kadar kapkara oluncaya kadar pişirmesini ısrarla söylemişler, annem de öyle yapmış. Aralarında geçen konuşmanın hiç bilincinde değildim. Annemin bana (sonradan) söylediğine göre, o da ‘onlar’la beraber gitmek istemiş; onlar da herbirimiz için de geçerli olmak üzere, kendi yolunu gerisin geriye bulmak şartı ile onun isteğini onaylamışlar. (Düşünceli bir görünümde ileri geri yürüyerek)  Sanırım annemin ruhsal problemleri o günlerden sonra başlamıştı. (Yarı dönerek ve manyakcasına gülerek)  O zamanlar biz Almanya’da idik.. (Sigara bulmak ümidiyle ceplerini çaresizce araştırır, elleriyle pantolonunun yan ve arka ceplerine vurur, başını sallayarak devam eder)

                İkinci olay ben on sekiz yaşında iken oldu, burada, Amerika’da.. Ha, ha, Amerika! Ben, ilk kız arkadaşımla bir arabanın içinde idim, ve, bilebileceğiniz gibi, günlük olaylardan, şundan bundan laf ediyorduk. Birdenbire sol omuzumda iğnelenme hisleri duyar gibi oldum, ama ‘saçmadır’ diye önem vermedim; zira, bilirsiniz, hangi yaşta olursa olsun, arabada bir kızla oturursanız, olmayacak şey yoktur. (İlkin uygarsızca güler, sonra birden ciddileşir) Eve döner dönmez soyunsum ve şunu buldum! (BILL, seyircilere yönelerek gömleğini çıkartır ve sol omuzunu onlara gösterir) Bakın, görmüyor musunuz? Orada on beş nokta, daha doğrusu işaret var, görüyor musunuz? En altta beş, sonra dört, sonra üç ve iki, ve bir tane de en tepede. (Başını etrafta dolaştırarak) Onlara nereden bakarsanız bakın, yine ayni gizemli bünyeyi gösterirler. Sonra ben onları anneme de gösterdim. O,‘tuhaf şey’ dedi. Onlar kırmızı renkteydi ve omuzumun ta tepesinde idi. (Gömleğini giyer, kaşlarını çatarak)  Bunların açıklanmasına gereksinim vardı. İçinde bu konuda birşeyler bulmak umuduyla bir ‘nümeroloji’ kitabı aldım. Ondan, bu sembol’ün; (hayatta) sulh, harmoni ve düzen ile ilintili ruhun en Yüksek Kademesi’nin bir simgesi olduğunu öğrendim. “Öyleyse bana ne? diyerek o yaşantıyı orada noktaladım. Kitabı okudum ve attım gitti. (Elleriyle, söylediklerini simgeleyen işaretleri yapar)  Aman, ay be, ‘duman’a ihtiyacım var!  (Seyircilere hitap ederek)  Affedersiniz, sizlerden bir sigara ödünç alabilir miyim?  (Etrafında dönerek)  Ah, aman, boşver, bekleyebilirim!

 (Mamafih, eğer herhangi bir seyirci sunarsa, alabilir.)
 
                                                                      -26-

                 So, it was Christmas Eve again. I didn’t know whether I was sleeping or dreaming exactly, but it seemed to be actually happening. (Opening his eyes) What was happening? It was a space-ship. It was a long shuttle. (Describing it with his hands) It was shaped like a tube and was silver on the outside with lights encircling the power part of the craft. I felt angry and belligerent, but I don’t know why. I was, one moment, seated in this bus-like craft which was travelling at an enormous speed, and, in the next instant, ‘transported’. The craft hovered besides my home. (With sarcasm) Yes, my dear brother, my sweet pal. It was late at night now, maybe after midnight, and I was getting more and more upset. I remember feeling as though I hit my bed like a brick. I was disorientated and tried to get out of bed and only succeeded in slamming my face into the wall. (With a sharp move and softer voice) I lifted up my nightgown. (He opens his shirt again, showing the audience) See that red line, on the left side of my chest? I saw this cut line around my heart area, just as vivid as it is now. The line was red, as if cut had been made and healed with some kind of extremely sophisticated equipment. I woke my mother and she saw the marks. I said: “What the Hell is going on here?” and went back to bed in disbelief, saying to myself that it was all a dream.

 (BILL walks around somewhat confused, comes to the  center of the stage again, sits on the edge, moving his feet freely like a small child)

BILL : From that time on, my mind began to slip away gradually. I began hearing voices wchich seemed to come from outside myself. My dead grandmother, in a loud voice, as clear as a bell, saying: “What’s the matter honey?” That really flipped me out! Yeah, it did. I’d never heard voices before. My mind had always been very quiet. After that, daily, I began to lose control of my senses. I began to be able ‘literally’ to hear people’s thoughts. Sometimes the voices came from the heart, and sometimes from the minds of other people. And, I have inner voices: some from my own personality, parts of me, and, some from some higher intelligence that is outside myself. The higher intelligences question me about my beliefs in life, in spirit, in other worlds, on the meaning of great quotations, or something like that. I sometimes answer them but usually I try to ignore them and still my mind. (After a small pasue, with a love ton of voice) A strange occurrence follows, rather succeeds my mood swings. I see people’s eyes, as various shades of red. In the beginning, people’s eyes were red, almost to the point of my not being able to see the cornea at all. Now, it is less intense.

                  Higher intelligences which speak to me inwardly say that the earth is ripe for the harvest of souls to return to the places from which they came. They tell me to remember how Jesus described the light or darkness of the eye as a reflection of the soul’s state and that this is the same harvest Jesus saw 2000 years ago, souls in preparation for ascent. The voices went up and up, to the point that my whole body felt as though it was vibrating and my thought pattern was spinning in a circle above my head. (Getting up) Uh, I’m so thirsty. I’ll be right back! (He walks slowly to his bedroom to drink a cup of water from his night table

                                                                      -27-
 

                 Evet, yine bir Noel arefesi idi.. Uyuyormudum yoksa rüya mı görüyordum, pek farkında değildim. Fakat bana sanki gerçekten oluyormuş gibi gelmişti. (Gözlerini açarak) Ne olup bitiyordu? O bir Uzay Gemisi idi. (Elleri ile tarif etmeye çalışarak) O’nun uzun bir yapısı vardı.. Böööyle bir tüp gibi.. Gümüştendi ve teknenin alt dışında ışıklar devri daim ediyorlardı.. Neden bilmiyorum, birden kendimi kızgın, hırçın ve kavgacı hissettim.. Bir an, sanki o otobüse benzer tekneye yerleşmiş, son sür’atle seyahat eder gibiydim, diğer anda da sanki ‘taşınmış’ hissediyordum. Hava gemisi, ebeveynlerimin, benim ve kardeşimin yaşadığımız evin etrafında dönüp dolaşıyordu. (Alaycı bir gülümseme ile)  Evet benim sevgili kardeşim, şirin dostum.. Neyse, hikayemize dönelim. Artık geç oluyordu, belki de gece yarısından sonra idi ve ben, gitgide sinirleniyordum.. Yatağıma sanki bir tuğla gibi yığıldığımı hayal meyal hatırlıyorum. Tüm bir konfüzyon içinde yataktan dışarı çıkmaya çabaladım; fakat, yatağın açık olan sağ kenarından kalkacağıma sola dönünce ‘küt’ diye başımı duvara vurdum. (Anide dönerekten yumuşak bir sesle)  Geceliğimi kaldırdım. (Gömleğini yukarı kaldırarak göğsünü seyircilere gösterir)  Göğsümün sol tarafındaki şu kırmızı çizgiyi görüyor musunuz?  Ben o kesinti çizigiyi o zaman, bugünkü gibi net olarak görmüştüm. Çizgi kırmızı idi ve sanki son derece gelişmiş bir aletle yapılmış ve iyileştirilmişti.. Hemen annemi uyandırdım ve ona da izleri gösterdim. “Allah aşkına, bana ne oluyor?” diye söylene söylene, bir inanmazlık hissi ile ‘belki rüya görüyorum’ diye yatağa döndüm.

                 (BILL, şaşkın bir halde etrafta dolanır, sonra gelir, sahnenin ön kenarına oturur, bacaklarını, küçük bir çocuk gibi ileri geri sallar)

                 O olaydan sonra aklım benden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Vücudumun dışından gelen bir takım sesler duymaya başladım. Öleli yıllar olmuş anneannem, yüksek bir sesle ve bir çıngırak kadar belirgin (ŞAMAN o anda çıngırağını çalar)  bana sordu: “Evladım, sana ne oluyor?” Bu gerçekten benim aklımı başımdan aldı..Ya, evet, aldı.. Ben daha öncelerden hiç ses duymamıştım.. Zihnim hemen daima sakindi.. O günden sonra ben gerçekten ‘keçileri kaçırdım’ ve hemen her gün insanların düşüncelerini ‘işitmeye’ başladım. Sesler bazen benim kalbimden, bazan da başkalarının zihinlerinden geliyorlardı. Benim içimden özel olarak gelen seslerin bir kısmı, sanki benim kişiliğimin birer parçaları idiler; diğerleri ise, dış dünyadaki “Yüksek Zeka”dan nedenleniyordu. Öyle Yüksek Zekalar bana hayattaki inançlarım, tinsel varlık, diğer dünyalar, meşhur adamların sözleri hakkında ve buna benzer sorular sorarlar. Ben bunlara bazan cevap veririrm, çoğu zaman da bilmemezlikten gelerek zihnimi dengede tutmaya çalışırım. (Kısa süreli bir sükut’tan sonra, alçak bir sesle)  Bendeki ruhi değişikliklerden sonra, hemen her zaman acayip birşeyler oluyor. (Ellerini gözkapaklarının altına koyarak ve onları aşağıya çekerek) Ben, herkesin gözünde değişen tonlarda kırmızılıklar görürüm.. Başlangıçta, herkesin gözü, Kornea’yı göstermeyecek derecede kıpkırmızı idi.. Şimdi daha az şiddette..

                 “Yüksek Zekalar” içime hitap ederek, artık ruhların yeterli derecede olgunlaştıklarını ve onları geldikleri yere döndürecek “Hasat” zamanının geldiğini söylerler. Yine onlar bana, Hz. İsa’nın dediği gibi, gözün aydınlık ve karanlığının, insanın ruh durumunun bir yansıması olduğunu  ve söz konusu olan ‘Hasat’ Töreninin, İsa’nın 2000 yıl önce gördüğü, ruhların semaya yücelmeleri yolunda yapılmış törenin aynısı olduğu telkininde bulunurlar. O sesler tüm vücudumu sanki titretecek ve düşüncelerimi, başımın üstünde bir daire gibi dönüp dolaştıracak bir düzeye kadar yüceldi, yüceldi. (Oturduğu yerden kalkarak)  Ah, çok susadım.. Hemen geri geleceğim!.  (Yavaş adımlarla kendi yatak odasına gider, gece masasının üstündeki sürahiden bir bardak su doldurur ve içer)
      

                                                                    -28-

SHAMAN (Without moving from his corner, being spotted with a spot-light, reads from Sir John DAVIS)

                ‘If a phrenzy do possess the brain,
                 It so disturbs and blots the form of things,
                 As fantasy proves altogether vain,
                 And to the wit no true relations brings.’          (Spot-light fades away)

BILL (Coming back slowly, wiping his mouth with his sleeve, looks up to the ceiling) : I began to pray earnestly to God to heal my condition and I received a definite ‘NO’. I begged, pleaded, and cried daily for two years. During that time, I would pray while looking at a picture of Jesus, underneath it was the scripture: “Come to me all who are weary and heavy laden and I shall give you rest! Mathew 11:28”  (Bringing his eyes down, and with a savage laughter)  A strange phenomenon occurred. As I studied the picture, there appeared to me the face of a man with white hair. I meditated daily, and as I looked at the picture, new things appeared which I have no explanation for, such as the man with the white hair. To the left of this human face, the face of an ox; and to the right, the face of a bear. Then, there appeared a serpent at his feet whose eyes were full of wisdom.

                 Then, I began to see cherubim and what seemed to be angelic hosts in the background. And, (opening his arms wide)  a courtyard with earthen vessels and trees forming arches. I thought (with fear) ‘I am insane!’ I was also afraid to show the picture to anyone, afraid that they wouldn’t beable to see anything. Finally, a friend of mine came to see me, and I dared show him the picture, hoping that, at least, if he saw something, then it might have meant that I wasn’t crazy. (Lowering his voice)  He looked at it, and, not only told me he saw the man with white hair but that his eyes were green. I couldn’t see any color, just shades of gray. Also my friend told me that Jesus had literally appeared to a friend of his and asked his friend this question: ‘What would you rather have, me or money?’  His friend said: ‘You!’ I don’t know why I wanted to see that friend again. I was so afraid that He would punish me for being there. I don’t know, I just don’t know. (BILL walks towards his wife’s bedroom, pointing with his hand)  I then met Sarah, my lovely wife who wanted to take care of me and was so compassionate. That’s why I’m still with her. At least, until now. I wanted her to have my baby, as a gift to her. It’s going to be a boy, beautiful and healthy, I mean spiritually. He shall be what I wanted to be all my life. But, it’s too much to divide the same cosmic energy into two bodies. As he grows in his mother’s womb, I get weak and tired… There are days when I’m energetic, and can seem happy but I do my mourning in secret. Even though I work, I’m afraid I might collapse. (Raising the second finger of his right  hand in the air)  Let me tell you what I experience almost every day in the factory: I hear muffled drums. (SHAMAN  touches the drum, giving a few beats)  Like a death march. I feel as if I lie on the bottom of a bloody river. Sometimes I have visions of someone over me, working on a body of bones. Once, a man split my rib cage open, I also felt someone putting a finger in my left ear, and saying ‘I can put my finger all the way in!’
 
                                    
                                                                 -29-

ŞAMAN (Yerinden kımıldamadan, bir ‘spot-light’ üzerine çevrilmiş olarak, Sir John DAVIS’den okur) :

                  ‘Eğer bir çılgınlık zihni sararsa,
                   ahvalin şeklini bozar, bunaltır.
                   Fantazi de birşey ifade etmez,
                   Fikir, zeka için de gerçek ilişkiler oluşamaz.’     (Işık kaybolur)

BILL (Yavaş yavaş geri gelir, ağzını gömleğinin yeninle siler, tavana bakar) : Ben, Büyük Yaratıcıya şifa vermesi için tüm kalbimle dualar ettim ama cevabım büyük bir “HAYIR!” oldu. İki yıl, her gün yalvardım, yakardım ve ağladım.. O sürece, Hazreti İsa’nın resmine bakarak yakardım; o resmin altında şu ibare vardı: “Sizler, yıpranmış ve yük altında ezilmiş sizler bana gelin ve ben size huzur vereceğim -Matthew, Bölüm 11, Sa.:28” (Gözlerini yere indirerek ve vahşi bir kahkaha ile)  Garip bir olay olmuştu. O’nun resmine bakarken, benim gözüme kıllı bir adam çehresi gözükmüştü. Her gün de meditasyon yapardım ve ben resme her baktığımda, izahını bulamayacağım yeni şeyler olurdu.. Örneğin beyaz saçlı, insan yüzlü adamın yüzünün sol yarısı sanki bir öküz yüzüne ve sağ yarısı da sanki bir ayının yüzüne dönüşüyordu..  Sonra, onun ayaklarında, gözleri erdem dolu bir yılan oluşuverdi.

                  Ondan sonra ben “Cheribum”u: o iki kanatlı, gülümseyen, melek yüzlü çocuklar koro’sunu  O’nun resminin altında görmeye başladım..Ve, (kollarını ardına kadar açarak) böööyle geniş bir avluda, topraktan yapılmış kap kacak ve bir ark yapan ağaçlar vardı orada.. Kendi kendime (hissedilir bir korku ile)  “Aaa, ben bir deliyim!” diye düşündüm. O resmi de, hiçbir kimseye, ‘belki birşeyler göremezler’ korkusu ile göstermedim. Nihayet bir gün bir arkadaşım beni ziyarete geldi ve resmi ona , eğer o da birşeyler görürse, o takdirde deli olmadığımın kanıtı olur düşüncesiyle göstermeye karar verdim. (Sesini alçaltarak)  Arkadaşım resme baktı ve beyaz saçlı bir insan yüzü olduğunun yanında, yeşil yeşil gözleri olduğunu söyledi. Ben, kademeli gri renkten başka bir renk göremedim. .Aynı ahbabım bana, Haazreti İsa’nın bir arkadaşına da ‘göründüğünü’ ve şu suali sorduğunu söyledi: ‘Beni mi istersin, yoksa para mı?’ Arkadaşı cevaplamış: SENİ! Neden bilmem, ben o dostumu hiçbir kez daha görmek istemedim. Belki Hazreti İsa’nın o olaydan ötürü beni cezalandıracağından çok korkmuştum; bilmiyorum, cidden bilmiyorum..

(BILL karısının yatak odasına doğru giderek, kapıdan karısını işaretler)  Ondan sonra ben, bana bakmak isteyen, içi şefkat dolu sevgili eşim Sarah ile tanıştım. Onun için ben hala onunla beraberim. Hiç olmazsa şimdiye kadar. Bunun karşılığı ona bir hediye olarak bir bebek vermek istedim. Bebek; bir erkek, çok güzel ve sağlıklı olacak, yani tinsel bakımdan. O, tüm hayatımca ben ne olmak istedi isem, o olacak. Fakat, aynı kozmik enerjinin iki vücuda bölünmesi çok zor oluyor. O annesinin rahminde gelişirken, ben kendimi gitgide zayıf ve yorgun hissediyorum. Pek ender olarak kendimi enerjetik hissediyorum ve yüzüme bir mutluluk maskesi koyabiliyorum. Ama ben yasımı gizli tutarım. Çalışmama karşın, korkarım ki bir çökme her an olabilir. (Sağ elinin işaret parmağını havaya kaldırarak)  Gelin size hemen her gün fabrikada neler olup bittiğini anlatayım: Ben, boğuk boğuk, derinden gelen davul sesleri duyarım (ŞAMAN davuluna bir iki vurur). Sanki bir ölüm marşı.. Kendimi, kanlı bir nehrin yatağının dibinde yatıyor gibi hissederim. Bazan, üzerime kemik yığınlarıyla uğraşan biri geliyor gibime geliyor. Bir defasında, adamın biri göğüs kafesimi açtı; onun aynı zamanda parmağını sol kulağımın içine koyarak “bunu sonuna dek sokabilirim” dediğini hissettim.
                                                                                         
                                                                       -30-

                     This afternoon I heard a woman’s voice coming from the corner of the shop, saying “You feel a slight tapping!’ I stopped the machine. I felt something inside my stomach tapping and felt as if my navel opened up (He pulls up his shirt, checks his belly)  and, I felt something fall out. There was no pain, and there was nothing visible on the floor. Then, suddenly I felt a pain at the upper part of my back (hunching his shoulder blades), between my shoulder blades, as if something was coming out my flesh; but, just like my stomach, there was nothing there, I looked around and I saw the other workers staring at me, with red eyes.

 (BILL kneels down, and then lies flat on the floor)  : Last night I was in a sleepy state, and, I was taken to a world which was combined with the time of Christ, 2,000 years ago with the present. (Suddenly lifting his body up) I was dressed in the garb of 2,000 years ago and all the animals were coming to me, and I could understand them. They were coming from everywhere. My dad was standing near the front of my childhood home. I wanted to leave that place and again, instantly I was back here in this time. (Again lying on the floor)  I was taking a nap, when I lifted up into yet another world much like this one. I was called and had a choice. I said ‘What the Hell, why not?’ (Suddenly lifting his body again)  Immediately I travelled through a dark tunnel and was inside a body. (He stands up, fearful)  I couldn’t see the body’s eyes but could see with my own. There was a girl reading a Bible on her lap, sitting in a chair at the foot of the bed. Sarah? Maybe.  Nonetheless I felt no love, no compassion, just self-seeking on her part and she wasn’t the least bit interested in my welfare. I grew hysterical and cried out to Jesus. Immediately I sensed a white light, a huge one, hovering above me. I reached up with both arms and was clasped by two arms. (He demonstrates)  Which I recognized as Jesus. I cried to Him and,  (suddenly jumps in the air)  I jumped off the bed and fell at His feet and as I touched them, He tried to move away from me and then stopped.  I cried out to Him that this wasn’t right, and told Him how I felt about the girl, who probably was my wife. I heard Him say (Deepening his voice)  ‘The human heart knows when it’s loved!’ Immediately I was back in my bed, again biting my fingernails. (He looks at them strangely for a long time; then BILL walks around, takes his handkerchief out of his pocket, wipes his forehead, takes a few steps here and there randomly, looking tired, indecisive, finally selects to go on, turning to the audience, with a tired voice)   Last night, I was awakened with another dream, with a sounding bell.

(SHAMAN  rattles his bell)

BILL : We were sitting altogether with a bunch of people one of whom was my wife. She was wearing a mask. I chided with her, then, we were suddenly outside, in the back garden. Around the corner of the house several people came, dressed in black. Their robes were ancient. They were principals and powers of darkness. They had white triangles on their chests, and the robes had hoods. The triangle pointed upwards, like the spots on my shoulder. They didn’t have physical bodies. My impression was that they had been in the deep freeze too long. They were talking, but it was pure insanity. Then again there was that little girl, with a human body. She had a bell in her hand. She approached me and just as she did, a golden light appeared behind me and literally the forces of darkness fled away! The girl tried to get up so fast that she fell, and I bent down to pick her up. (Gestures accordingly)  I emanated God^’s love to her and touched her cheek. (With a low tone of voice and smiling)  She looked at me in wonder as if she had known such love. Then immediately (raising his voice)  she tried to transmit evil and darkness. She jumped up so fast that she dropped her bell, (SHAMAN drops his!)  chasing after her elders.. I woke up.    

                                                                     -31-

                   Bu öğle, fabrikada bir köşeden bir kadın sesi işittim:  ‘Sen hafif bir tıkırtı hissediyorsun!’ diyordu. Makinayı durdurdum. O anda midemden sanki birtakım kıpırdamalar geliyordu, veee., sanki göbeğim açıldı gibi geldi. (BILL gömleğini sıyırır, göbeğini muayene eder)  Ve, bana birşeyler düştü hissi geldi. Önce; ağrı yoktu ve döşemenin üstünde de hiçbir şey görünmüyordu. Sonra, birden, sırtımın üstünde bir ağrı hissettim, (Omuzlarını kaldırarak, sanki titrer gibi)  Kürek kemiklerimin arasından sanki vücudumun bir parçası dışarı çıkıyordu; fakat, tıpkı midemde olduğu gibi, orada da birşey yoktu.. Etrafıma bakındım ve diğer çalışan işçilerin bana yine aynı kırmızı gözlerle baktığını gördüm.

 (BILL önce diz çöker, sonra boylu boyunca döşemeye uzanır)  Dün akşam uykuluydum, ve, sanki şimdiki zamanla 2,000 yıl önceki Hz.İsa’nın yaşadığı zamanların bileşimi bir dünyaya götürüldüm. (Vücudunu birden yerden kaldırarak)  Sanki iki bin yıl öncesinin giysileri içindeydim ve tüm hayvanlar bana geliyorlardı, ve ben de onları anlayabiliyordum. Onlar her yönden geliyorlardı..Babam, çocukluk evimizin önünde dikiliyordu. Orayı hemen terketmeği arzuladım, anında geriye, zamanımıza geldim. (Yere tekrar uzanır)  Kısa bir kestirme yaparken, bu dünyaya çok benzer bir dünyaya götürüldüm. Evet, ben davet edilmiştim ve gidip gitmemek bana aitti: “Ne olursa olsun devam edeceğim!” dedim. (Birden yine vücudunu kaldırarak)  Anında karanlık bir tünel içinde, ama bir ‘vücut’ içindeydim. (Birden korkuyla ayağa fırlar)  Etrafı o gövdenin değil, kendi gözlerimle görebiliyordum.. O vücut, yatağın ayak ucundaki bir iskemleye oturmuş bir kadına aitti ve onun kucağında da İncil okuyan küçük bir kız oturuyordu. O Sarah mı idi? Belki. Her ne hal ise, ondan bana hiçbir sevgi, itina hissetmedim; o, sanki benim varlığımın farkında değildi.. Sinirlerim bozuldu, oturdum, ‘İsa’ diye haykırdım. O anda birden başımın üstünde dönüp dolaşan beyaz, büyük bir ışık hissettim. İki kolumu açıp o ışığı kollarımın arasına almak istedim. (Kollarıyla gösterir)  O ışığın Hz.İsa olduğunu tanıdım. Ona ağladım ve.. (Birden havaya sıçrayarak)  yataktan sıçradım kalktım ve O’nun ayaklarının dibine düştüm. Ayaklarına dokunmak istediğimde Jesus benden uzaklaşmak istedi ve sonra durdu. Ona ağlayarak bunun doğru olmadığını ve -belki de benim eşim olan- küçük kız hakkında ne hissettiğimi söyledim. O’nun bana  (sesini kalınlaştırarak) “İnsan kalbi sevildiğini bilir!” dediğini işittim. Bir anda yine kendimi yatakta bulmuş, tırnaklarımı kemiriyordum. (Bir süre tırnaklarına garip garip bakar)

 (BILL, bir müddet etrafta yürür, mendilini cebinden çıkararak alnının terini siler, şuraya buraya hedefsiz adımlar atar. Yorgun ve kararsız görünmektedir. Nihayet devama karar verir ve yorgun bir sesle seyircilere hitap eder)  Dün gece, bir zil sesiyle beni uykudan uyandıran bir rüya gördüm. (O anda ŞAMAN çıngırağını şıngırdatır)  Aralarında eşimin de olduğu bir sürü insanla beraber oturuyorduk. Eşimin yüzünde bir maske vardı. Onunla konuşurken kendimi birdenbire dışarda, arka bahçede buldum. Evin köşesinde siyah giysili bir sürü insan vardı. O giysiler hep eski devirlere aitti. Onlar, Karanlık Alemin Prensleri ve kudret temsilcileri idiler. Giysilerinin göğsünde bir üçgen işareti ve rop’larının kukuletaları vardı.. Üçgenin tepesi, omuzumdaki beneklerde olduğu gibi, hep yukarıya doğru idi. O kişilerin fiziksel vücutları yoktu.. Benim algılamam, onların çok uzun zaman dondurulmuş ve yeniden hayata çağrılmaları yönünde idi.. Aralarında konuşuyorlardı ama, hepsi deli saçması idi.. Sonra birden, yine o küçük kız, bu kez bir insan vücudu olarak belirdi. Elinde bir çıngırak vardı.. Bana yaklaştı.. Bunu yapar yapmaz da, ardımda altın bir ışık huzmesi belirdi ve bu da olur olmaz, o Karanlık Alemin tüm temsilcileri tabana kuvvet kaçtılar. Küçük kız da düşmüştü ve yerden kalmaya çabaladı, ben de ona yardım etmek için eyildim. (Eyilerek gösterir)  Ben, Tanrının sevgisini ona ışınladım ve onun çenesine dokundum. (Alçak bir sesle ve gülümseyerek)  O, sanki öyle bir aşkın ne olduğunu bilirmiş gibi bana hayranlıkla baktı. Sonra, hemencecik (sesini yükselterek) değişerek şeytanlığı ve karanlığı bana iletmek istedi. Öyle çabukçasına sıçradı ki, elindeki çıngırağı düşürdü  (ŞAMAN da elinden çıngırağı düşürür) ve diğer büyüklerin ardından koştu.. Terler içinde uyandım. 
                             
                                                                        -32-

(BILL walks around slowly, in deep thought. He walks towards his wife’s bedroom, stops, turns in the opposite direction, finally turning to the audience)  That child is mine! Thinking that the same Spiritual Surgeon shall perform the same operation on him, I wanted to have an abortion. I know that abortion is murder. Psalm 139 also tells of God who is both the child in the womb while the delicate inner parts are being formed and that every day of the child is planned beforehand, and, more than that, it’s written in God’s Holy Book, for each child!

 (BILL turns around a few times, walks a little bit, then comes to the edge of the stage again)  I am now standing in mid-space, (closing his eyes)  calm, peaceful and controlled. The earth appears below me, below my feet, my right foot to be exact. It is dark in Space, but the darkness covering the Earth is much more immense. It is blacker than black. Some slight blue strings of light keep the Earth suspended in Space. I feel, a ball of fire is passing behind my shoulder peacefully, quietly, calmly towards the Earth. And, I have to follow it. (Opens his eyes, like a sleep-walker, directs himself slowly to his bedroom)

SHAMAN (As a strong spot-light is pointing to him, he starts to read, first, from Maturin’s Bertram) :

                   ‘His brain is wrecked…
                    For ever in the pauses of his speech
                    His lip doth work inward mutterings,
                    And his fixed eye is riveted fearfully
                    On something that no other sight can spy!’

(Then, he starts to drum with an increasing speed and loudness, with an African tempo)

                          Dum                                 Dum
Right Hand               ___O________________ O_____________

Left Hand                  ___     O    O    O        (es)  __O    O     O__

                                         
                                  Dum        Dum                   Dum
Right Hand                ___ O         O   _________O          ________
                                        Dum         Dum                    Dum      Dum   Dum

Left Hand                  ______O          O____(es)____O       O       O
BILL  (Sits at his bedside, thoughfully; finally pulls the upper drawer of the bureau, takes outa hand-gun, puts it to his temple and fires. At that moment, SHAMAN hits the hardest, and as the spot-light disappears from BILL’s bedroom, it shifts to SARAH’s bedroom, SARAH opens her eyes, confused and scared, while looking around to understand what is going on, then, giving the doubt of the benefit, turns to the other side of the bed.. Falls in a deep sleep. SHAMANS’s beats, increasingly slow and in a dying ‘tempo’, slow by slow nullifies. The lights turn off completely.)

                                                                        -33-

(BILL, derin düşünceler içinde yavaş adamlarla sahnede dolaşır.. Eşinin uyuduğu yatak odasına doğru gider, durur, ters yöne döner, nihayet seyircilere döner) : O çocuk benim. Mamafih, Tinsel Cerrahların bana yaptıkları ameliyatı ona da yapacaklarını düşünerek eşimden,  bu çocuğu aldırtmasını istemiştim. Biliyorum, çocuk aldırtmak bir cinayettir.. İncil’in 139’uncu ayetinde, aynı zamanda Çocuğun kendisi de olan Tanrı, onun her parçasının tinsel, daha doğrusu evrensel bir yasaya göre önceden planlandığını ve herbir parçasının gayet narin bir surette geliştiğini söyler.  Tanrı’nın Mukades Kitabı’nda, her çocuk ayrı ayrı kaydedilmiştir.

(ŞAMAN -Işık üzerine yöneltilmiştir, yerinden kımıldamadan- : Hayat ağacında bir milyon yaprak vardır ve herbirinin üzerinde bir çocuğun ismi yazılıdır. Ne zaman o yaprak ağaçtan düşer, o insan ölür..)

BILL (Etrafında bir kaç kez döner, bir az yürür, sonra yine sahnenin kenarına gelir) : Ben şimdi Evren’in tam ortasında dimdik duruyorum, (Gözlerini kapatır)  sakin, sulh içinde ve iyi kontrol altında. Dünya, ayaklarımın hemen altında, gerçekte, sağ ayağımın yanında. Uzay karanlık, fakat dünyayı kaplayan çok daha yoğun.. Siyahtan daha siyah, simsiyah. Birkaç mavi ışık hüzmesi, Dünyayı Uzay içinde askıda tutuyor. Omuzumun ardından sanki ateşten bir küre’nin Dünya’ya doğru sulh ve sükun içinde yönlendiğini hissediyorum..Ve, ben de onu izlemek zorundayım. (Gözlerini açar, uyur-gezer gibi yavaş yavaş odasına yönelir)

ŞAMAN (Üzerine bir ışık hüzmesi düşmüşken, ilk olarak, Maturin’in Bertram’ından şu parçayı okur) :

           ‘Onun beyni harap olmuş..
            Konuşmalarında hep duraksamalar var.
            Dudakları, içe dönük mırıltılarla lekeli..
            Ve gözleri, başka hiçbir bakışın gözleyemeyeceği kadar
            Korkuyla sabitleşmiş..!                    

 (Ondan sonra, Şaman, gitgide artan bir hız ve tempo ile davulunu çalar) :  
                        Dum                                          Dum
  Sağ El :        ____O    _________________ O_______________
                                 Dum   Dum  Dum                      Dum   Dum  Dum

 Sol  El :        ________O     O     O  __(es)____    O      O     O__
                        Dum            Dum                       Dum

 Sağ El :        ____O             O                       O_______________
                                Dum            Dum                       Dum    Dum    Dum

 Sol El :         ________O             O___ (es)____ _O      O      O__
(BILL, yatağının kenarına oturarak bir süre düşünür, nihayet komodinin gözünü açarak bir revolver çıkarır, şakağına dayar ve ateş eder. O anda, ŞAMAN, davulu en hızlı bir şekilde çalar. Işık, BILL’in yatak odasından SARAH’nın yatak odasına kayar; o, dehşet içinde uyanır, ne olup bittiğini anlamaya çalışır; sağına soluna döner, tekrar bir gürültü işitmeyince yorganı başına çekerek derin bir uykuya dalar. ŞAMAN’ın dabul vuruşları da temposunu yavaş yavaş düşürerek yavaşlar ve ölür. Ortalık derin bir karartıya gömülür.                                                       
 
                                                                       -34-

SHAMAN (Getting up instantly, taking his rattle oıt of his belt, and shaking it fast, all freeze then, walking to the centre of the stage, also pointing to the dead man’s bedroom, reads from ARMSTRONG) :

                   ‘Ah!  in what perils in vain life engag’d!
                    What slight neglects, what trivial faults destroy
                    The hardest frame! Of indolence, of toil,
                    We die; of what, of superfluity!’

(He sighs, lifts his face to the ceiling, eyes closed, reads from BURNS) :

                    ‘O death! The poor man’s dearest friend
                     The kindest and the best!
                     Welcome the hour, my aged limbs
                     Are laid with thee at rest!’

(He turns around, looks at BILL’s bedroom, pauses a few seconds, then, he reads the verses of Miss LONDON) :

                     ‘Can that man be dead
                      Where spiritual influence is upon this kind?
                      He lives in glory; and his speaking dust
                      Has more of life than half its breathing moulds!’

(While taking his recorder out of his belt, SHAMAN continues) :

                     ‘Let music make less terrible
                      The silence of the dead;
                      I care not, so my spirit last
                      Long after life has fled!’

(SHAMAN sits in front of BILL’s bedroom, starts to play his recorder for a minute or two, sound slowly dissipating. He closes his eyes, to meditate.)
                                                               Curtain falls.

                                             -The END OF the SECOND ACT-
                                                               

                                                                       -35-

(ŞAMAN hemen yerinden fırlar, belinden çıkardığı çıngırağı bir iki tıkırdatır, herkes havada ‘donar’. Sonra, shanenin ortasına yürür, aynı zamanda ölü adamın yatak odasını işaretleyerek, ARMSTRONG’dan okur) :

                 ‘Ah, “hayat” ne boş şeylerle kendini meşgul eder,
                  ve nasıl hiç sayılacak önemsiz ihmaller
                  ve değersiz hatalarla kendini tahrip eder.’

(ŞAMAN, derin bir nefes alır, yüzünü tavana kaldırır, gözler kapalı, BURNS’den okur) :

                  ‘Ah Ölüm: Zavallı bir adamın en yakın arkadaşı,
                   en yumuşağı ve en iyisi!
                   Ey Eşref Saatı, hoş geldin,
                   Benim yaşlanmış ayaklarım, seninle istirahate gidiyor..’

(ŞAMAN, etrafında döner, BILL’in yatak odasına bir göz atar, bir iki saniye düşünür, sonra Miss LONDON’dan mısralar okur) :

                   ‘O adam ölü olabilir mi?
                    O kişi zafer içinde yaşıyor, ve,
                    onun konuşan (ölü) kemik toz kalıntıları, Onun sağ
                    olduğu zamankilerinin yarısından fazla hayata sahip..’

                    (ŞAMAN, flütünü belinden çıkararak, şu mısraları okur) :

                    ‘Gelsin musiki, ve,
                     Bu ölü sükutu daha çekilebilir bir hale getirsin.
                     Ben aldırmam; zira benim ruhum, hayatımın uçuşundan
                     çok zaman sonra bile devam edecektir!’

 (ŞAMAN , BILL’in yatak odasının önüne çömelir, flütünden bir iki nağme çalar, ses gitgide zayıflar. O sonra meditasyona dalar.)  

                                                           -Perde düşer-

                                              -İKİNCİ PERDENİN SONU-
 
                                                                       
                                                                                                                             
                                                                     -36-

                                                         
 
                                                        A C T   :       I I I

                                                  P E R D E   :       I I I
 
                                                                    
(The KRAMER’s living room. At the left of the stage, there is a sofa on which Mr. And Mrs.KRAMER sit side by side, at times touching each other, at times holding hands, obviously still mourning the death of their son BILL. At the right, there is another sofa-bed on which, STILL more than nine months pregnant is lying, at times sighing, indicating the birth pains. GENE, sitting ona chair, at times leaning towards SARAH to console her

SHAMAN sits at the middle front of the stage; both hands colored red up to wrists, faces the audience and does his breathing exercises. First, he puts the middle finger of the left hand upon the mid-point of the sternum; then, with full power he pulls his stomach with a deep inhalation. The breath then forced through the mouth.. He takes a sudden, strong inhalation to fill the lungs, and the exhalation of the breath through the abdomen, and final toning-contracting it. He repeats those a few times. No other sound.)

SARAH (Half crying) : Oh, Gene, it was a terrible, terrible nightmare. I was glad of the morning light. I was still trying to sort out the dreadful images from reality. Oh, what was happening to me?

GENE (Quite anxious) : What was it Sarah, my heart, please tell me!

SARAH : Well, a group of underworld, rather satanic creatures aborted my baby, and sacrificed it to Lucifer (Moaning)  Soon he will come. I’m torn between the loss of BILL and the ecstasy of having my baby still in my womb. GENE, he is alive, he is alive. I am so happy.

SHAMAN (Stopping his breathing exercises for a while, and addressing the audience) : Life is cyclic and time is synchronus. At the end of the time cycle, past and future lives unify, therefore, death is only a transition; thus, everything and everyone is alive all the time. (After taking a few more deep breaths, he reads from YOUNG) :

            ‘Life is the triumph of our mold’ring day
            Death, of the spirit infinite! divine!’
                             (He falls into meditation)

GENE : I can understand what you’re going through.. We can’t help feeling guilty one way or the other, but we can’t change destiny. I wish my brother was still alive to cherish the forthcoming of his own baby. But, he’s dead, and we can’t resurrect him. His troubled soul must be in rest in Heaven now. (Pointing his both parents)  Do you think I like to see my parents suffer? I hope the baby shall bring some luck and a new beginning to all of us.
                    

                                                                           -46-

(Sahne açıldığında, KRAMER’lerin oturma odası görülür. Sol taraftaki bir sofada Bay ve Bayan KRAKER yanyana otururlar. Çift, zaman zaman birbirlerinin ellerini tutarak, sıkarak, yeni ölmüş oğulları BILL’in matemini paylaşmaya çalışırlar. En sağda bir yatak-divan üzerinde, hala dokuz aylık hamile olan SARAH uzanmakta ve doğum ağrıları nedeniyle, arada ‘ah’lar, ‘of’lar çekmektedir. GENE onun yanında bir sandalya üzerinde oturmakta ve ona arada sırada destek olmaya çalışmaktadır.

ŞAMAN, sahnenin ön ortasında, seyircilere dönük oturmakta, bileklerine kadar kırmızıya boyanmış elleriyle “nefes alma egzersizleri” yapmaktadır. O evvela sol elinin orta parmağını döş kemiğinin ortasına koyar, sonra bütün kuvvetiyle midesini içeri çekip derin bir nefes alır, sonra nefesi ağzından dışarı zorlar. Bunu takiben, birden nefes alımıyla ciğerlerini doldurur ve havayı karnından verir. Bu ‘karın solunumu’ndan sonra karın kaslarını kasar. Bu hareketlere gerektiği kadar devam eder. Başka hiçbir ses duyulmaz.)

SARAH (Yarı ağlamaklı) : Ah, GENE, çok, çok korkunç bir kabus geçirdim..Allaha şükürler olsun ki sabah ışıklarını gördüm.. Hala, o korkunç görüntülerle gerçeği ayırdetmeye çalışıyorum. Ah, bana ne oluyor dersin?

GENE (Belirli bir sıkıntı ile) : Sarah’cığım, söyle bana, neydi o?

SARAH : Oooh, bir grup yeraltı şeytani yaratıklar, çocuğumu karnımdan aldılar ve Lücifer’e kurban ettiler.. (Ah, oh inleyerek ve hamileliğine kinaye olarak)  Yakında gelecek, Allaha şükür. BILL’in feci ölümü ile, rahmimde olan bebeğimin bana verdiği mutluluk arasında hem üzüntülü ve hem de sevinçliyim. GENE, yavrum hayatta, hayatta. Çok mutluyum.

ŞAMAN (Nefes alma egzersizlerini bir süre durdurarak, seyircilere hitaben) : Hayat bir devri daimdir ve zaman, her kez eşzamanlıdır. Yani, bir devrin sonunda, geçmiş ve gelecek zamanlar birleşirler. Bu yüzden, ölüm, geçici bir değişimden ibarettir ve dolayısıylada herşey ve herkes her an hayattadırlar. (Bir iki derin nefes aldıktan sonra, YOUNG’dan şu mısraları okur) :

                     ‘Hayat, bizim kalıplaşmış günümüzün;
                      Ölüm ise ölümsüz, ulvi tinselliğin bir zaferidir.’
                                                       (Tekrar meditasyona dalar)

 GENE : Ah hayatım, senin ne çektiğini ben çok iyi anlıyorum. Hayatta yaptıklarımızdan şu veya bu şekilde suçlu hissetmemizi engelleyemediğimiz gibi, kaderi de değiştiremiyoruz. Ah, abimin de hayatta olmasını ve kendi bebeğinin dünyaya gelişini görmesini ne kadar da arzu ederdim! Gerçek şu ki, BILL öldü ve bizler onu hayata geri getiremeyiz. Onun bunalımlı ruhu inşallah şimdi Cennette huzur içinde yatıyordur..Ümit edelim ki bu bebek hepimize bir az talih ve yeni mutluluklar getirsin!
 

                                                                        -47-
 
SARAH (Moaning in pain) : I hope so, I hope so..

Mrs. KRAMER (Still sobbing) : Sadat, I can’t take it anymore. What have we done wrong that God is punishing us so harshly? I still can’t see how BILL could kill himself while wanting his baby so badly. Maybe this was possible two years ago, when he was having an affair, and having a nervous breakdown, crying most of the time. Then, he could suddenly flip? Can you think any other possible logical reason?

Mr.KRAMER (Shaking his head) : I have a hunch but I’m not too sure. (Nodding his chin to indicate the couple) The answer might be there. I don’t know for sure.

Mrs.KRAMER (Anxiously) : Sadat, for Heavens Sake! Come on, you always have a suspicious mind. How you can think such a horrible thing? They just care too much for each other, like brother and sister. (Gazes towards them, and observing the affection between the two)  If it true, how can I live with myself? I can’t afford to lose my other son too. God have mercy! (She puts her hands around her head and sobs)

Mr. KRAMER : This is the biggest loss that I’ve had in my life. I am completely overwhelmed. I feel helpless. Something indide me is bleeding. Bleeding me to death! (He also puts his hands around his head)

SHAMAN (Slowly gets up, takes a pipe out of hi s pouch, opens a small beg, a powder contanier that is, takes out some flakes of white powder; placing it into his pipe and addressing to the audience)  Smoking is a gift from the Plant World. This is a sacred Prayer Pipe. Today, however, I shall smoke from the animal kingdom. (Still pushing the white powder into the pipe.) This is the dried powder of the steel headed trout that is the most natural PCP. (He lights it, and takes a couple of puffs)  Spirit is in me, and, I am committed to it. All That is.

(SHAMAN turns around, slowly approaching Mr.KRAMER who obviously suffering. SHAMAN offers his pipe to him) : Come on, take it. Smoke a few. Start your own spiritual journey. Be a prophet! Form your own tales of power! First, you need to go back in the time tunnel. You think what is happening now was the worse thing in your life. Let’s see. Take it!  (Mr.KRAMER takes a few inhalations, gives the pipe back to SHAMAN who returns to his usual site, that is to say the left side of the stage, sits next to his drum)

Mr. KRAMER (Eyes are closed. His head slowly goes back. Then appears a tranquil period of twenty-thirty seconds, then his face twiches. He straightens himself on the sofa, more and more agitation and restlessness prevail, he also gets panicky, raising his voice) : Ooooh, Ooooh. (Putting his arms around his face, as if protecting himself from something)  Oh God, here they’re coming, they’re coming!

 (Black Out. Under a spot-light, the gang rush on to the stage. Men wear baggy trousers, colorful silk shirts, fez on their heads, shawls around their belts and hide sandals. SCOTT, also carries a surgeon’s black operation bag. Two men, hold a seven-year old boy by his hands. BOY wears a long white gown embroidered with red, silk, capital letters, in arabic, or, SUNNAH,. the Islamic circumcision event. He also wears a red, belt-like shawl, crossing from his right shoulder to the left of his body, embroidred with white, silk capital letters, in arabic, or MASHALLAH  (God save him).  Two assistants carry him around, smiling. The other two male assistants carry a portable tent, a floor mattress, pillow and white sheets which they start up at the background of the stage. Women are dressed rather like belly dancers, veils covering their faces. The two outermost women hold tambourines; the next two hold some large wooden plates, full of fresh fruits. The innermost women hold castanets, ready to dance. A clown, balloons in his hands, also circulates. They all form a semi-circular, convex line)    

                                                                                      -48-
                                                                                                                                                                                     
SARAH (Ağrıdan inleyerek) : Ah, ümit ederim ki öyledir.. İnşallah..

Mrs. KRAMER (Hala hıçkırarak) : Sadat, artık ne kadar tahammül edebilirim, bilmiyorum. Biz nerede bir hata ettik ki Ulu Tanrı bizi böyle cezalandırıyor? Ben, hala, BILL’in o kadar istekle beklediği bebeğini görmeden kendini nasıl öldüreceğine inanamıyorum. Eğer bunu, iki yıl önce başka bir kadınla ilişkisi olduğu ve gece gündüz ağladığı zamanlar yapsaydı, anlardım. Sonra birden niye aklını oynatsın? Senin, mantığa uygun daha başka bir izah yolun var mı?

Mr. KRAMER (Başını sallayarak) : Valla bilmem, bazı şüphelerim varama, pek emin değilim! (Çenesiyle genç çifti işaratleyerek)  Cevap belki orada.. Emin değilim..

Mrs. KRAMER (Belirli bir sıkıntı ile) : Sadat, Allah Aşkına, neler söylüyorsun! Haydi ordan, sen daima şüphe eden bir mantığa sahipsin. Öyle korkunç bir şeyi nasıl düşünebiliyorsun? Onlar yalnızca birbirlerine düşkün, iki kardeş gibi. (Onlara dikkatle bakarak ve aradaki sıcaklığın farkına vararak) Aman Tanrım, bu eğer doğruysa, ben kendimle nasıl yaşarım? Diğer oğlumu da bu şekilde nasıl kaybedebilirim? Allahım bana merhamet et! (Ellerini başına koyar ve hıçkırır)

Mr. KRAMER : Bu benim hayattaki en büyük kaybım.. Bu artık beni aşıyor.. Kendimi tümüyle çaresiz hissediyorum.

ŞAMAN (Yavaşça yerinden kalkarak sahneye doğru yürürken, torbasından bir pipo çıkarır, sonra, dağarcığından çıkardığı küçük naylon bir torbadan beyazımsı toz gibi bir maddeyi piponun içine tıkmaya çalışır ve seyircilere açıklar) : Tüttürmek, Bitkiler Dünyasından bize bir hediyedir. Bu, bir tinsel, dua piposu. Mamafih bugün hayvanlar aleminden içeceğim.. (Hala beyaz tozu piposuna tıkmağa çalışır) Bu, ‘Çelik Başlı Alabalığın’ kurutulmuş tozudur ki, en doğal PCP’yi içerir. (alır)  Tinsellik benim içimdedir ve ben kendimi ona atamışımdır.. Hepsi bu..

(ŞAMAN etrafında döner, görünür bir şekilde acı çekmekte olan Mr.KRAMER’e yaklaşır ve piposunu ona sunar) Gel, gel, bir iki nefes all!.Ve kendinin tinsel gezisine başla! Kendin bir ‘Ulu’ ol..Ve kendi kudret hikayelerini yaz! Herşeyden evvel, zaman tünelinde gerilere gitmeliyiz. Sen, şimdi sana olanların, hayatının en kötüleri olduklarını düşünüyorsun.. Bakalım.. Al.. (Mr. KRAMER pipodan birkaç nefes alır ve sonra onu ŞAMAN’a geri verir. O da, herzamanki köşesine gider ve davulunun yanına çömelir)

Mr. KRAMER (Gözler kapalıdır. Başı yavaşça geriye kayar. Bunu, yirmi-otuz saniye süreli bir sessizlik  izler. Sonra, yüz adalelerinde kasılmalar başlar. Sofa’da doğrulmaya çalışır, sinirlilik ve ajitasyon artar, gitgide paniğe yaklaşır, sesini yükselterek) : Oooh, Oooooh.. (Ellerini, sanki birşeylerden korumak ister gibi yüzüne koyarak)  Aman Allahım, geliyorlar.. İşte geliyorlar..

(Mr. KRAMER’in haykırışından sonra sahnede ışıklar kararır. Bir projektörün ışık hüzmesi altında, ÇETE sahneye dalar.Erkekler altlarında şalvar veya tulum, üstte renkli ipek gömlekler , başlarında fes, bellerinde şallar ve ayaklarında sandallar giyerler. Elebaşı SCOTT elinde bir cerrahın siyah alet çantasını da taşımaktadır. İki yardımcı, yedi yaşındaki bir erkek çocuğu iki yandan ellerinden tutarlar. Çocuk tipik “sünnet” giysileri içindedir: Uzun, beyaz ipekten entari ve beyaz çoraplarının göründüğü terlikler giymektedir. Başında, üstüne kırmızı ipekten “sünnet” yazılmış beyaz bir kep, üzerinde “maşallah” yazılı sağ omuzdan başlayıp vücudunu çaprazlayan kırmızı bir şal vardır. İki asistan, gülümseyen çocuğu sahne etrafında dolaştırırlar.Diğer iki erkek asistan da portabl bir çadır, bir yer yatağı, yastık ve beyaz şilteler taşımaktadırlar ve bunları sahnenin gerilerinde hzaırlamaya girişirler.. Kadınlar da dansözler gibi giyinmişlerdir ve yüzlerinde peçe vardır. En dıştaki iki kadının ellerinde dümbelek, iç sıradaki iki kadın, büyük, tahtadan yapıulı, içi oyuk kaplarda yiyecek ve meyva taşırlar. En iç sıradaki iki kadın da ellerindeki kastanyetlerle her an dansa hazırdırlar. Eli balonlu bir soytarı da ortalarda dolaşır. Sonunda hepsi konveks bir yarım daire oluştururlar.)    
 

                                                                            -49-

SCOTT (With a loud voice and full of pride) : I am the chirurgien, the circumcision surgeon. Now, we are going to perform a ‘sunnah’. (Gives the signal)  Bring Sadat here! (Two men bring the child who now looks very scared. They still hold him tightly by his hands). Let us pray first. (Everybody raises both hands up in the air)  : LA İLAHE İLLAHLAH, MUHAMMEDEN RESULLULLAH! (*)

The GANG: LA İLAHE İLLAHLAH, MUHAMMEDEN RESULULLAH! BİSMİLLAHİR RAHMANİRRAHİM!

SCOTT (Addressing to the Child) : Put your chin up, never look down! As a  young man, you should never have a fear. (He turns his back to the audience, kneels down, opens his surgical bag, takes some sharp, metallic instruments out, picks up the child’s gown, and performs the surgery. The child screams. Two assistants carry the youngster inside the tent, having him lay on the mattress, covering him with sheets. The entire chorus, accompanied by the castanets and tambourines, sing) :

OLDU DA BİTTİ MAŞALLAH, BU DA GEÇER İNŞALLAH! (**)

At the same time, the belly dancers dance, and fruits and goods are offered. This music could be played on one cord, as follows :

____________________________________________________
__4_________________________________________________
  ___ 4___________________________________________________________

                                Ol -du da  bit-   ti      Ma- şal-  lah      Bu  da  gr-  çer     İn-  şal-  lah

(These festivities go on for a minute or two, then, as the spot-light shifts to SHAMAN who strongly drums just once and the entire crew disappears in the darkness)

SHAMAN (As the lights are up, he philosophizes quietly) : Hail to the past life experience! The dangerous experience that had been exiled in the unconscious, now comes out and soothes you.

Mr. KRAMER (Opens his eyes slowly, appearing more relaxed, astonished and tired) : Oh, what a nightmare it was. It was a copy of my childhood experience. Amazing, how one forgets it so conveniently. Oh, I feel much better now. (Turning to his wife)  How are you feeling dear?

Mrs. KRAMER (Still moaning) : Not good at all, not good at all. I don’t know how I couıld overcome this bitterest moment of my life. Sometimes I wonder whether there is God, or where is His forgiveness? (Succumbs to somberness.)

SHAMANN (Getting up slowly, first turning to the audience, and reading from James MONTGOMERY) :

                       ‘When God reveals his march through Nature’s light,
                                       His steps are beauty, and his presence light.’

(Then, he approaches Mrs.KRAMER in the same manner that he had approached her husband. Offers his pipe and addresses to her) : Here it is, and That All is. Take a few puffs, and find your own journey!

____________
(*)   Yeah God, I believe Muhammed is the Messenger of God! Wİth God’s permission.
(**) With God’s blessings, it is over.
 
 
                                                                              -50-

SCOTT (Yüksek sesle ve mağrur bir eda ile) : Ben bir cerrahım, Sünnet Cerrahı!. Biz şimdi sizin huzurunuzda bir “sünnet” yapacağız. (Adamlarına işaretle)  Sadat’ı buraya getirin! (İki erkek, şimdi pek korkmuşa benziyen çocuğu iki elinden sımsıkı tutarak getirirler.)  Evvela duamızı edelim (Herkes iki elini havaya kaldırarak dua eder) : LA İLAHE İLLAHLAH, MUHAMMEDEN RESULULLAH!   BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM!

ÇETE :  LA İLAHE İLLAHLAH, MUHAMMEDEN RESULULLAH. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.

SCOTT (Çocuğa hitap ederek) : Çeneni yukarı tut çocuğum, aşağıya hiç bakma! Genç bir erkek olarak senin hiç korkun olmamalı!  (Seyirciye arkasını döner, çömelir; cerrahi çantasını açarak içinden keskin, metalik bazı aletler çıkarır ve ameliyatını yapar. Çocuk haykırır. İki asistan çocuğu kucaklayarak, tente’nin altındaki şilteye yatırırlar, üzerini de örtülerle örterler  O andan sonra, tüm ÇETE, ziller ve darbukalarla nakaratı tekrarlar) :

OLDU DA BİTTİ MAŞALLAH, BU DA GEÇER İNŞALLAH!

(O anda köçekler dansederler, meyvalar ve yiyecekler ikram edilir. Müzik de, tek sesli olarak, aşağıda kaydedildiği gibi icra edilir) :

 ___________________________________________________________________
               ___4_______________________________________________________________
                ____4______________________________________________________________

                                  Ol-  du  da   Bit-   ti   Ma-   şal-   lah      Bu   da  Ge-  çer   İn-  şal-  lah

(Bu mutlu şölen bir iki dakika devam eder; sonra, ışık hüzmesi ŞAMAN’a kayar, o, davuluna bir kez şiddetli vurunca etraf karanlığa boğulur ve tüm oyuncular ortadan kaybolur.)

ŞAMAN  (Işıklar yanınca, -yerinden kalkmaksızın- filozofane bir edayla şunu söyler) : Ey geçmiş hayat olayları, sizlere selamlar olsun..Bilinçötesinde yıllardır saklı kalmış tehlikeli yaşantı, şimdi bilinç alanına çıkıyor ve rahatlatıyor..

Mr. KRAMER (Gözlerini yavaş yavaş açar; çok daha rahatlamış, bir az şaşırmış ve yorgun görünmektedir.) Oh, aman Tanrım, ne dehşetli bir karabasan idi. Çocukluktaki yaşantımın tam bir kopyası.. Hayret, insan ne kadar da kolay unutuyor..Oh, şimdi çok daha iyi hissediyorum. (Eşine dönerek) Canım, sen nasıl hissediyorsun?

Mrs.KRAMER (Hala inleyerek) : Ah, o kadar iyi değil, hiç iyi değil.. Bilmem, bu hayatımın en acı anını nasıl yitireceğim? Bazan Tanrının varlığından bile şüpheye düşüyorum..Onun affedici sıfatına ne oldu? (Düşüncelere dalar.)

ŞAMAN (Yerinden yavaşça kalkar, ilk kez, seyircilere döner ve James MONTGOMERY’den şunları okur) :

                ‘Tanrı, Doğanın aydınlığı ile yürüyüşünü (varlığını) kanıtladığı anlar,
                 onun adımları güzellik ve varlığı nur saçar!’

(Sonra, ŞAMAN, bir az evvel eşine yaklaştığı tarzda Mrs. KRAMER’e yaklaşır, ve piposunu sunarak ona hitap eder) : İşte burada, ve hepsi bundan ibaret..: Bir iki nefes çek ve yolculuğuna başla!.
 
 
                                                                           -51-

Mrs. KRAMER (Hesitantly takes the pipe, inhales and gives it back to SHAMAN who then returns to his corner. She closes her eyes, relaxes for a moment, then slowly, her arms and body start to twitch, get jerky, convulsive. She also looks increasingly frightened. She finally screams) : Here they come, here they come!

 (Black out. The crew, this time dressed like Bavarian paysants from Munich, Germany, dash into the scene, followed by the spot-light. Men wear shorts with garters, saandals and feathered hats; women wear colorful, long dresses with a lot of flowery design, with puffy sleeves and aprons, simple flat shoes. One woman carries raw food (like fish, rabbit, chicken, turtle) on a large wooden plate. Another one carries a carafe, ful of Glüchwein, and another the Joy of Water’. One carries a large white sheet, and one holds the ceremonial drum. The last one holds a nine-year old girl by one hand, and a small flag. Two of the men carry torches that are already lit; two carry a portable tent with a floor mattress, one holds the ceremonial drum, and the the sixth one holds the little girl by the other hand, holding a flag in his free hand. The nine-year-old girl appears to be cheerful, smiling, dressed very seductively with a brown mini-skirt and wide open shirt, with a red band on her hair.The leader, SCOTT, holds the most forward position, then the girl and two assistants, then the drummers and the helpers rush to set the tent.)

SCOTT (In his Clergy dress, loud and triumphant) : Guten Abend, Damen und Herren; Good Evening, ladies and gentlemen, and members of the clan. Tonight, in the darkness of the moon, I, Asmodeus, chief hungan, am honored to perform the initiation ceremonies of  de-flowering my darling cousin Pam. (Pointing at her)  Sie ist ein hubsches Madchen! (*)  (The little girl smiles. At that moment, a background music, comprising German drinking songs and polkas may start to play.)  This is a conjuration for Tana to Lucifer. (**) It is also going to minimize the Trauma of Birth: Das Trauma der Geburt! Let us start the ceremonies. (Addressing the woman who holds the little girl’s hand)  Ezili! (***) Did you put Pam in seclusion for four consecutive days?

EZILI : Ya, chief hungan.

SCOTT (Addressing the man who is hold PAM’s other hand) :  Bokono! Chief Priest, did you check her birth record, how old is she?

EZILI : Ya, chief hungan, nine years and nine months old.

SCOTT : Ezili! Did you oil her body every noon to anoint her body to the highest?

EZILI : Ya, chief ungan, I did.

SCOTT : Bokono! Did you enlarge the girl’s vagina?

BOKONO : Ya, chief ungan, we used Amon’s corn dollies, each day, after oiling.

SCOTT : Vey well done. (Clapping his hands)  Let us start then. CELESTE, bring the Joy of Water! (She brings it, he drinks)  Oh, it feels good. Now, in the names of Dyonisos, Lucifer and Andramelech (****) , I am starting the ceremonies.. Hail Satan!

ALL CLAN : Hail Satan!

______________  
(*)  She is a pretty girl.
(**) LUCIFER is the Goddess of Lust, TANA is his sister. From their unification there came ASTAROTH.
(***) EZILI: The Goddess of Flirt.
(****) Prime Minister of Hell, the biggest of ten satans.

                                                                                    -52-

Mrs.KRAMER (Tereddütle pipoyu alır, bir iki nefes çeker ve yerine dönmekte olan ŞAMAN’a geri verir. PAMELA gözlerini kapar, bir an rahatlamış görünür, ondan sonra yavaş yavaş vücudu, kolları, ayakları çekmeye, atmaya başlar, nerdeyse konvülsiyona girecek gibi olur. Gitgide artan bir anksiyete ve korku ile bağırır) : İşte onlar geliyorlar, geliyorlar!

 (Tüm ışıklar söner..Yedi erkek ve altı kadından oluşan ÇETE, projektörün öncülüğünde, bu kez Bavyera-Münih köylü giysileri içinde sahneye dalarlar. Erkekler, askılı kısa pantolon, sandallar ve tüylü şapka; kadınlar ise çiçek motifli uzun etekler, kabartma kollu, dantelli blüzler ve basit, düz pabuçlar giyerler. Bir kadın, büyük, oyuk bir kap içinde taze meyva ve et çeşitleri (örneğin balık, tavşan, civciv, kaplumbağa etleri), bir diğeri de “Glückwein” şarabı ve bir diğeri de, bir kap içersinde “Joy of Water-Su Keyfi”ni taşır. Biri Şölen Davulunu ve bir diğeri de geniş,beyaz bir örtü taşır. İki erkeğin ellerinde yanmış meş’ale-torç vardır. İki diğer yardımcı da bir portabl çadır ve yer yatağını taşımaktadırlar. En sonuncusu, dokuz yaşında bir kızı elinden tutarak içeri girer Küçük kız, gülümsemektedir; mini skörtlü ve tahrik edici bir kıyafettedir. Saçında da kırmızı bir band vardır. Lider SCOTT grubun en ön pozisyonundadır, ardından iki asistanıyla kız gelir.  Asistanlar sahnenin gerilerinde çadırı kurmaya başlarlar).

SCOTT (Ruhani cübbesi içinde, yüksek sesle)  Guten Abend, Damen und Herren..İyi akşamlar, Bayanlar, Baylar! Bu akşam, ay karanlığında, ben, Baş Vudu Rahibi ve şehvet ilahı ASMODEUS, yeğenim Pamela’nın ‘De-florasyon-Kızlığını Bozma’ Törenini icra edeceğim.
               (Eliyle onu işaretleyerek) O çok narin bir kızdır. (PAM gülümser; o esnada perde ardından çeşitli Alman İçki Melodi ve Polkaları, örneğin Linz, İngrid, Koniggratz Polkaları çalabilir.)  Bu, TANA’dan LUCIFER’e bir ruh çağrısı hediyesidir. (*)  Bu şölen, aynı zamanda, ilerde olacak Doğum Travması’nın da şiddetini azaltacaktır. Şimdi seromoniye başlayalım. (Küçük kızın elini tutan kadına hitaben)  Ey EZİLİ! (**)  Sen Pamela’yı dört günlük yalıtıma koydun mu ?

EZİLİ : Evet, Yüce Rahip!

SCOTT (Kızın diğer elinden tutan erkeğe hitaben)  BOKONO, Baş Sihirbaz, kızın doğum kaydını araştırdın mı?  

BOKONO : Evet, Yüce Rahip; Dokuz yaş ve dokuz aylık.

SCOTT : EZİLİ! Pamela’nın vücudunu her öğle vakti yağlarla ovalayıp, onu zevklerin en yükseğine hazırladınız mı?

EZİLİ : Evet, Yüce Rahip, hazırladık.

SCOTT : BOKONO! Kızın vajinasını genişlettiniz mi?

BOKONO : Evet, Yüce Rahip, hergün, yağlandıktan sonra, Bereket Tanrısı Amon’un mısır koçanlarını kullandık.

SCOTT : Çok iyi yapılmış. (Ellerini çırparak)  Öyleyse başlayalım. CELESTE, “Zevk Suyu”nu getir! (CELESTE suyu getirir, SCOTT bir iki yudum alır)  Oooh, ne güzel bir his veriyor. Şimdi, DYONISOS, LUCIFER ve Cehennemlerin Başvekili, on şeytanın en büyüğü ADRAMELECH adına bu seromoniye başlıyorum. Merhaba Şeytan!

TÜM ÇETE : Merhaba Şeytan!
______________  
(*)  LUCIFER, Şehvet tanrısıdır, TANA da onun kızkardeşi. Birleşmelerinden bir çocukları, ASTAROTH isimli bir çocukları olmuştur,
(**)  EZİLİ, flört tanrıçası. 
          

                                                                              -53-

SCOTT : (Gives the signal to his assistants who are holding the girl, they bring her into the tent where she lies on her back, legs apart.)  Bettedecke!

 (The woman who carries it approaches, and as SCOTT kneels down into the sexual position, the sheet is thrown upon them to cover the act. The spot-light shifts to the other members as drums start to beat, including SHAMAN’s. All members joyously raise their voices and sing, rhyming with the polka music. All these are mixed with the little girl’s screams. People eat, laugh, dance for about two-three minutes; finally the spot-light shifts upon SCOTT who raises his hands in the air, showing PAM’s bloody underpants, turning around triumphantly. Everybody applauds. SCOTT yells)  : Das war eine dolle Arbeit! (*) Hail Satan!

ALL CLAN : Hail Satan!    (As the spot-light disappears, the entire clan leaves the scene quietly.)

SHAMAN (As spot-light moves to him , he slowly gets up from his corner, approaching the center of the stage, with a tired voice, he reads from SHAKESPEARE) :

                       ‘And what art thou, thou idol, ceremony?
                        What kind of god art thou? That sufferest more
                        Of mortal griefs than do thy worshippers.
                        What are thy rents? What are thy comings in?
                        O ceremony, show me but thy worth;
                        What is thy toll, O adoration?’

(He shakes his head, turns around looking back to the place where the ceremony had taken place, also hearing another scream behind the walls, he reads from GOLDSMITH) :

                        ‘Ah, turn thine eyes
                         Where the poor homeless shiviring female lies;
                         She, once perhaps plenty blest,
                         Has wept at tales of innocence distress
                         Her modest looks the cottage might adorn,
                         Sweet as the primrose peeps beneth the thorn;
                         Now lost to all; her friends, her virtue fled,
                         Near her betrayer’s door she lays her head,
                         And pinch’d with cold, and shrinking from the show’r,
                         With heavy heart deplores that luckless hour,
                         When idly first ambitious of the town,
                          She left her wheel and robes of country brown.’

(The lights are back, SHAMAN returns to his corner, and sits next to his drum.)

Mrs.KRAMER  (Awakening slowly as if from a deep sleep, slowly moving her body, arms, legs; tired but rested): Oh..ooo. Where I am? My goodness. What was it? Oh, yea..Oooo. (Turning to her husband)   I feel much better now.  (As SARAH’s screams increase, Mrs.KRAMER runs towards her, Mr.KRAMER stands up anxiously, taking a few steps, knowing what to do.)

GENE (Holding, squeezing SARAH’s hands, helplessly) : SARAH, honey, how are you feeling now?
_______________ 
(*) That was a heck of job!
 
 
                                                                        -54-

SCOTT : (Kızı tutan asistanlara işaret verir, onlar da kızı çadıra getirerek yere, bacakları  birbirinden ayrık, yatırırlar) : Çarşaf!

 (Kadın çarşafı getirir, SCOTT, yere cinsel durumda eğilir ve çarşaf cinsel aksiyonu örtmek  için çiftin  üzerine atılır. Işık sahnenin diğer kısımlarına kayar. ŞAMAN dahil, davullar çalar. ÇETE üyeleri neş’e dolu seslerle polkaya eşlik ederler. Bu olup bitenlere küçük kızın çığlıkları karışmaktadır. Bu şölen durumu iki-üç dakika kadar devam eder. Nihayet SCOTT, üzerine kayan ışık altında küçük PAM’ın kanlı iç çamaşırlarını iki eliyle havaya kaldırarak etrafa gösterir. Herkes alkışlar. SCOTT haykırır) : Bu gerçekten ‘ince’ bir işti! Şeytan, sana selamlar olsun!

TÜM ÇETE : Şeytan, sana selamlar olsun!    (Bundan sonra nokta-ışığı kaybolur, tüm çete efradı da sessizce sahneyi terkeder.)

ŞAMAN (Nokta-ışık ŞAMAN üzerine kaydırılınca, o yavaş yavaş yerinden kalkar, sahnenin ortasına gelir ve seyircilere hitaben, yorgun bir sesle SHAKESPEARE’den okur) :

                    ‘Ve.. Senin ustalığın ne?.. En çok sevdiğin,
                    taptığın şey Seremoni mi?
                    Sen ne tür bir fetiş ustasısın?
                    Bu Seremoni, senin dualarından daha fazla acı çektiren
                    ölümcül üzüntülerden daha fazla etkendir.
                    Senin bize ödetmek istediğin ücret ne? ‘Ey hayranlık?’

(ŞAMAN başını sallar, etrafında dönerek seremoni’nin oluştuğu yere şöyle bir bakar; duvarların ötesinden gelen başka bir haykırışın ardından, GOLDSMITH’den şu mısraları okur) :

                    ‘Ah, gözlerini (şu) evsiz, fakir, (soğuktan) titreyen
                    kadının uzandığı yere çevir!
                    O, bir zamanlar pek çok takdir görmüştü.
                    Masum öykülere gözyaşı dökerdi.
                    Saf, masum görünüşü, sanki, dikenler altındaki gül goncası tatlılığı,
                    onun fakir evinin başlıca süsüydü.
                    (Ama) şimdi, o, herkes, tüm arkadaşları için kayıp.. Erdemi uçmuş gitmiş.
                    Başını, ona hainlik edenin kapısına dayamış,
                    Soğuktan büzülmüş, yağmurdan sinmiş.
                    O, şehre ilk gelişindeki avareliğinin temsilcilerini:
                    bisikleti ve kahve rengi giysileri,
                    bu talihsiz saatında,
                    kalp kırıklığıyla, ardında bırakıyor..’

(Işıklar geri gelir, ŞAMAN herzamanki köşesine döner ve davulunun yanına oturur.)

Mrs. KRAMER  (Derin bir uykudan uyanır gibi, yavaş el, kol ve gövde hareketleriyle kendine gelmektedir. Yorgundur, fakat daha dingindir) : Oh…Oooo. Ben neredeyim? Aman Allahım, o neydi? Ah, evet. (Kocasına dönerek) : Ben de kendimi şimdi daha iyi hissediyorum. (SARAH’nın iniltileri işitilir, Mrs.KRAMER onun yatağına doğru seyirtir; Mr.KRAMER de ayağa kalkar, sıkıntıdan ne yapacağını bilmez bir halde, sağa sola bir iki adım atar.)

GENE (SARAH’nın ellerinden tutarak, sıkarak, okşayarak, çaresiz bir eda ile) : SARAH, canım, nasılsın? Şimdi nasıl hissediyorsun?
 
 

                                                                          -55-

SARAH : I just can’t believe that I can make it. I feel so stretched, as if I’m going to blow up. I feel that the baby lies across my uterus, and, Aaa, Oooo, it’s impossible to give birth naturally. Oh, God help me. The contractions are increasing.

Mrs. KRAMER  (Anxious but commandingly) : Okay crew, let us get ready. (To her husband)  Sadat, you go and fetch the doctor, if you can!  (To her son) GENE, go to next door, ask for KATHY, the midwife, if she is available. I am going to prepare some hot water and get the towels ready. Let’s move.

(All leave.)

SHAMAN  (Gets up from his corner and slowly approaches SARAH’s bed. He puts his second and third fingers of his right hand to the side of the neck, to check the jugular pulse. He also gently touches her abdomen, as if trying to change the baby’s position. Then, he puts his four fingers on her forehead as if to check her temperature. He takes out a little bottle of spirit from his bag, wets his right hand fingers, then makes some strips, line directions on SARAH’s abdomen, and later on, on her forehead. Then, he loudly prays) :

                    You are very ill,
                    You are very ill!
                    You shall recover, be healed!
                    You shall recover, be healed!

(After putting the spirit bottle back in his bag, he takes out some herbs, leaves and spreads them randomely under her sofa-bed; walks slowly back and forth; also takes a piece of chalk out of his bag, draws large circles around SARAH, and finally prays once more) : “Archangel Raphael, protect her from all evils, particularly that of Lillith! Amen.”          (Then he goes to his corner, sits.)

Mrs. KRAMER (Enters in with a large container of hot water, also towels hanging from her shoulders; hastily approaching the bed) : Sarah, honey, how you are feeling now?

SARAH (With much more comfortable sighs and moans) : Yes, Ma, Oh, I feel much much better now. My head feels much lighter, my headache is gone. The contractions are stronger but less painful. I have my hopes now.

GENE (Enters running) : Oh, Ma, she is not home; Kathy’s daughter promised that as soon as she returns home, she’ll be here. (To SARAH) How you are feeling honey?

SARAH (With a comfortable smile) : Thank God, much more comfortable. If it were not a dream, I felt as if His hands were upon my body. (At that point SHAMAN starts to play his recorder.)

Mr. KRAMER (Enters anxiously) : The Doctor is out of town. They are expecting him by tomorrow afternoon. (SARAH moans with contractions)  SARAH, my daughter, how are you feeling?

SARAH (Turning around painfully, putting her hands upon her abdomen) : Oh…Yeah…It is almost coming. Oh, Ma, help me, help me, it is coming.
 
 

                                                                      -56-

SARAH : Bu işi sonuna kadar götürebileceğime inanamıyorum. Karnım o kadar gerili ki, sanki patlayacak.. Sanıyorum ki bebek uterus’ta yan yatmış. Ah, oh, eğer öyleyse normal bir doğum yapmama imkan yok. Oh, Tanrım bana yardım et! Kasılmalar gitgide artıyor.
Mrs. KRAMER (Sıkıntılı fakat kumanda verici bir eda ile) : Peki dostlar, öyleyse hazırlanalım. (Kocasına) Sadat, sen git, eğer mümkünse doktoru al getir! (Oğluna)  GENE, komşuya koş ve ebe KATHY hanımı müsaitse al gel. Ben de sıcak su ve havluları hazırlayacağım. Haydi harekete geçelim!

(Hepsi çıkarlar.)

ŞAMAN (Köşesinden kalkar, yavaş adımlarla SARAH’nın yatağına yaklaşır. Sağ elinin ikinci ve üçüncü parmaklarını onun boynunun yan tarafına, Jügüler nabzı kontrol etmek için koyar. Sonra elini SARAH’nın karnına koyar ve sanki bebeğin pozisyonunu değiştirmek istercesine, üzerinde gezdirir. Dört parmağını da alnına koyarak ateşi olup olmadığını kontrol eder. Sonra, torbasından ufak bir ‘ruh’ şişeciği çıkararak, sağ elinin parmaklarını onunla ıslatır, önce SARAH’nın karnı üzerine sanki bebeğe çıkış yollarını gösterir gibi çizgiler çizer; sonra da, alnına bazı işaretler yazar. En sonunda yüksek sesle dua eder) :

                “Sen çok hastasın, çok hastasın;
                  Sen iyi olacaksın, şifa bulacaksın,
                  Sen iyi olacaksın, şifa bulacaksın!”

(ŞAMAN, ‘ruh’şişesini torbasının içine koyar; torbanın içinden de bir takım otlar, yaprak kırıntıları çıkararak yatağın altına, etrafına serpiştirir. En sonunda, cebinden çıkardığı bir tebeşirle SARAH’nın yatağının etrafında bir takım daireler çizer ve ona son duasını okur) :

                  ‘Başmelek Rafael, onu tüm şeytanlardan, özellikle LILITH’ten koru! Amin!’

 (ŞAMAN  köşesine çekilir.)

Mrs. KRAMER (Elinde sıcak su dolu bir leğen, omuzunda havlular, girer. Heyecanla yatağa yaklaşarak) SARAH, evladım, nasıl hissediyorsun?

SARAH (Çok daha rahat bir ses tonu ve inlemeler ile) :  Evet, anne, evet, şimdi çok daha rahat hissediyorum. Çok daha hafiflemiş gibiyim ve baş ağrım gitti. Kasılmalar daha kuvvetli, fakat daha az ağrılı. Şimdi ümitlerim canlanmaya başladı.

GENE (Telaşla girer) : O, anne, ebe hanım evde değil, kızı, eve gelir gelmez göndereceğini vad’etti. (SARAH’ya hitaben)  Sen nasılsın şekerim?

SARAH (Rahat bir gülümseme ile) : Allaha şükürler olsun, çok daha rahatım.  Eğer bir rüya değil idi ise, anki Büyük Yaratıcının şifalı parmaklarını karnımın üstünde hissettim. (O anda ŞAMAN  flütünü çalmaya başlar)

Mr. KRAMER (Telaşla içeri koşar) : Doktor Bey şehir dışında imiş, onu yarın öğleden sonraya bekliyorlar. (SARAH, kontraksiyonlarla inler)  SARAH, kızım, nasılsın?

SARAH (Etrafında ağrıyla dönerek, ellerini karnının üstüne koyar) : Oooohhh. Yaaa. Nerdeyse geliyor. Oh, anne, bana yardım et, bebek gelmek üzere..
 
 
 
                                                                      -57-

 (People get rushed; Mrs. KRAMER takes charge, three of them create a natural wall between SARAH’s bed and the audience.)

Mrs. KRAMER (Screaming to GENE) : GENE, bring the scissors, fetch them from my bedroom. (GENE runs out. Mrs.KRAMER gives the towel to her husband who drops it in th hot water container, takes it out, squeezes it, have it ready in his hands. Mrs.KRAMER encourages SARAH) : Hold my hands tight, honey; yeah, breath deep, now push, push, push… That’s my girl.. (At that moment baby is born, crying. GENE enters, scissors in his hand)

SARAH (Joyously crying) : Oh my darling baby, my baby.. It is a boy, it is a boy, I knew.

Mrs. KRAMER (Cutting the cord, tying the umbilicus,, wrapping the baby in the towel and offering it to SARAH) : Take it and love it.. Hımm, he is a good-looking boy!

GENE (In ecstasy) : He is an angel boy. (Almost crying)  I wish my brother were alive to see his beautiful protégé. Oh, Great God, look at this magnificene; timeless, spaceless and objectless.

Mrs. KRAMER : Come on GENE, cut the lecture off and help me take the things to the bath-tub. (Turning to her husband)  SADAT, you too!           (They all leave.)

SHAMAN  (Stopping to play his recorder, without getting up from his place, remarking happy mother and baby, reads from Henry WARE, Jr.) :

             ‘There are smiles and tears in the mother’s eyes,
              For her new-born babe beside her lies;
              Oh, heaven of bliss! When the heart o’erflows
              With the rapture a motheronly knows!”              (He keeps quiet.)

GANG (Thirteen members of the Gang, all nicely dressed, e n t e r, cheerfully approach SARAH and congragulate her with nice sayings, also KRAMER FAMILY enters. There is an air of happiness and cheer.)

SHAMAN (Getting up from his corner, rattles his bell that all cast freeze; he comes to the center of the stage and talks) :

 “If we are now in health, peace and safety; without any particular or uncommon evils to afflict our condition, what more can we reasonably look for in this vain and uncertain world? How little can the greatest property add to such a state?

 Will any future situation ver make us happy, if now, with so few causes of grief, we imagine ourselves miserable?

 The evil lies in the state of our mind, not in our condition of fortune; and by no alteration of circumstances is likely to be remedied.”

(There, SHAMAN sits down on the floor and starts his Yoga exercises. As long as he does so, the crowd are animated again, talk, laugh, congragulations go for a few minutes. After a while, SHAMAN gets up again, and, while the entire cast freeze, he speaks)  :
 
 
 
                                                                          -58-

Mrs. KRAMER (Herkes telaşlanınca kumandayı ele alır; üçü, SARAH’nın yatağı ile dinleyiciler arasında natürel bir duvar oluştururlar. GENE’e bağırır) : GENE, koş, benim yatak odamdan makası getir. (GENE koşarak çıkar; Mrs.KRAMER havluyu kocasına verir, o da sıcak su küvetinin içinde bastırır. Anne, sonra SARAH’ya direktif verir)  Ellerimi çok sıkı tut, şekerim, hah, şöyle.. Derin bir nefes al.. Ikın… Ikın… Aferin benim kızım!
(Bebek, çığlıklarla doğar; GENE makasla koşarak içeri girer. Mrs.KRAMER, ustalıkla, bebeğin kordonunu keser.)

SARAH (Annesinin elinde bebeğini gözlemleyerek, sevinçten ağlamalı bir sesle) : Ah benim sevgili bebeğim.. Hem de oğlan. Biliyordum, oğlan olacaktı..

Mrs. KRAMER (Bir cerrah ustalığıyla umbilikal kordonu bağlar, bebeği, kocasından aldığı sıcak havluya sararak SARAH’ya uzatır) :  Al onu ve sev.. Hıııım, güzel bir oğlan..

GENE (Kendinden geçmiş bir halde) : O bir erkek melek. (Nerdeyse ağlamaklı bir sesle) : Ah, keşke abim sağ olaydı da kendinin bu güzel ürününü göreydi.. Ey Büyük Yaratıcı, şu zamansız, mekansız ve konu’suz görkemli varlık.

Mrs.KRAMER : GENE, boş felsefeyi bırak da yardım et bir az.. Şu öteberiyi banyoya taşıyalım.
(Eşine dönerek)  Sadat, sen de..     (Hepsi çıkarlar)

ŞAMAN (Çalmakta olduğu flütü durdurur, yerinden kalkmaksızın, mutlu anne ve bebeğe kinaye ile, Henry WARE, Jr.’dan şu mısraları okur) :

                 ‘Annenin gözlerinde gülümsemeler ve gözyaşları var,
                 zira, yavrusu onun yanında yatmaktadır.
                 Ey mutluluk cenneti! Onu ancak,
                 kalbi, kendinden geçercesine dolgun atan bir anne bilir.’   (Sessizliğe gömülür)

(KRAMER Ailesi, 13-üyelik ÇETE, bu kez kibarca giyinmiş olarak ve çok neş’eli bir eda ile içeriye dolarlar; SARAH’nın yatağının başına giderek o ve bebek hakkında güzel sözler söylerler, tebrik ederler. Oda, bir bayram havası içindedir.)

ŞAMAN (Köşesinden yavaşça kalkar, çıngırağını tıkırdatınca tüm kast havada ‘donar’; ŞAMAN, sahnenin ortasına yürüyerek, seyircilere hitap eder) :

                “Eğer bizler şimdi; varlıklarımızı etkileyebilecek hiç bir özel veya genel şeytani etkenlerden uzak, sağlıklı, sükun ve emniyet içinde isek, bu kararsız ve boş dünyadan başka ne bekleyebiliriz?

                “Eğer bizi gelecekte bazı şeyler mutlu edecekse, şu anda eğer bazı üzüntü veren durumlar mevcutsa, kendimizi mutsuz, ümitsiz olarak tasavvur etmemize gerek var mıdır?

                “Şeytan (ve benzeri şeyler), kaderimizin koşullarında değil, zihinsel durumumuzda yatar.. Ve onlar, çevre şartlarının değiştirilmeleriyle düzelemezler.”

(ŞAMAN, orada sahnenin kenarına çöker ve YOGA egzersizlerini yapmaya başlar. Tekrar anime edilmiş olan tüm oyuncular, doğal neş’e haline dönerler, tebrikler, gülümsemeler vb devam eder. Bir süre sonra ŞAMAN  birden ciddileşir, seyircilere son kez hitap ederken herkes onu dinler) :
 
 
                                                                    -59-

               “There is certainly no greater felicity tan to be able to look back (Signalling the KRAMER Family)  on a life usefully and virtuously employed.”  

(He walks into the roup, picks up the baby from the mother’s side, brings him to the middle of the front line again, raising him in the air) :

                 ‘Behold Child, the only thing greater than yourself!’

                                                               (Curtain falls)
 
 

                                                       THE END OF THE PLAY
 
 
 
 
                                                                         -60-

                “Gerçekten; geçmişe bakıp da (KRAMER AİLESİ’ni işaretleyerek)  faydalı ve erdemli bir şekilde (yeniden) düzenlenmiş bir hayatı görmekten daha mutlu edici bir şey yoktur!’”

(ŞAMAN kalabalığın ortasına gider, annenin yanında yatmakta olan bebeği alır, sahnenin ortasına gelerek onu, seyrcilere göstermek üzere elleriyle havalara kaldırır) :

                “Şu çocuğu seyredin!
                  O, hayatta, kendinden büyük olan yegane varlıktır!”

                                                              (Perde düşer)

                                                             PİYESİN SONU
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

  
 
                                                      
                        
 
 
 
 
 
 
 
                                                   

                                             
 
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>