OYUN TEDAVİSİ – Modaliteler (1) (1-8)

                                  P R O F.  D R .    İ S M A İ L     E R S E V İ M

        ÇOCUKLARDA   O y u n  &  T E R A P İ   M O D A L İ T E L E R İ

        İçindekiler :

        . Oyun Tedavisi (Play Therapy)      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .       sa: 3              
        . Virginia M. AXLINE (Non-Directive play therapy)     . . . . . .      sa: 4
        . Non-Direktif Terapi’nin ana öğeleri      . . . . . . . . . . . . . . . . . .        sa: 9
        . Bir terapi klasiği: Oscar     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .         sa: 10
        . Clark MOUSTAKAS       . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .           sa: 13
        . Charles E. SHAEFER, Ph.D.; (Structured-Directive Play)   . .     sa: 16
        . Johan HUIZINGA      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .         sa: 17
        . Oyun’un kökenleri, özellikleri      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .        sa: 18
        . Oyun’un ‘kültür’ ile ilişkileri (Dil, mitos, şamanizm)      . . . . .      sa: 20
        . M. GRANET; HERODOTOS (Eski Çin ve Yu nanlılar’da  
           Tören, Savaş ve Oyun)      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .      sa: 21
         . Mihaly CSIKSZENTMIHALYI: “Oyunun Katılıkları”   . . . . .      sa: 22
         . Bebek-evi (Doll-house play)       . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .       sa: 24
         . Oyuncaklar – tarihçe, Dr. Elizabeth Lodge REES     . . .          .             

         .  Prof. Jean CHATEAU: “Çocuğun Oyunu”; Hayvan                      sa: 29
            yavrularıyla kıyaslama – Ciciş     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .                          
          . Dr. Orhan MENETLİOĞLU      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .        sa: 31
          .  Eric Berne, M.D. “İnsanların Oynadığı Oyunlar”     . . . . . . . . .   sa: 32
          . Martin  SHEPERD, M.D. – Marjorie LEE : “Analist’lerin 
            Oynadığı Oyunlar”     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .       sa: 35
          . Oyun Tedavisi’nde Öykü Alma     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .      sa: 39
          . Oyun Tedavisi’ni ‘Seçim’ – Tanı’lar    . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .       sa: 40
          . P s i k a n a l i t i k  Görüşler      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .       sa: 42
          . Oyunun nitelikleri      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .        sa: 43  
          . FREUD’un “Şairin Gün Düşlemesi”     . . . . . . . . . . . . . . . . . . .        sa: 44
          . Melanie KLEIN; Dr. Hug HELMUTH  (İlk terapistler)     . . . .     sa: 45
          . Anna FREUD –  Oyun’un analizi        . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .         sa: 49
          . Erik (HOMBURGER) ERIKSON -Psikanalitik görüşler-    . . .     sa: 50
          . Dr.Henry A. MURRAY     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .         sa: 50
          . Edith STERBA, Oyun Evreleri: Autocosmic, Microcosmic,
            Macrocosmic; Phallic Stage oyunları        . . . . . . . . . . . . . . . . .        sa: 51
          . Donald W. WINNICOTT – Geçici Nesne’ler (Transitional     
            Objets) – Oyun’un Nesne İlişkilerindeki Rolü       . . . . . . . . . . .      sa: 53
          . Hans ZULLIGER: Çocuğun ‘Lojik Öncesi’, ‘Çocuksal Tote-
            mizm’in Dışavurumu’, ‘Hayal Kurma-Fantazi’ evreleri      . . .       sa: 55  
         . Sigmund FREUD: Totem ve Tabu        -başlangıçlar-       . . . . .      sa: 58  
         . TABU: FRAZER, WUNDT, Nortcote THOMAS       . . . . . . . .          sa: 59
         . ANİMİZM, Cinler      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .           sa: 59
         . BÜYÜ, SİHİR   “Animistic’, ‘Dinsel’, ‘Bilimsel’                     
         . E.B. TYLOR :  Homeopathic Sihir        . . . . . . . . . . . . . . . . . . .          sa: 60 
         . TOTEMİZM , Kökenleri Üzerine Görüşler ‘Sosyolojik’,       
            ‘Psikolojik’ (FRAZER), ‘Psikanalitik’ (FREUD)      . . . . . . . . .          sa: 61
         . KURBAN BAYRAMI; DARWIN, Hz. HAMZA         . . . . . . .             sa: 63

  
          (İçindekiler: 2)

         . OYUNUN “BİLİŞSEL” (Cognitive) GELİŞMEDEKİ ROLÜ      
         . Mrs. LIEBERMAN, Brian BUTION-SMITH       . . . . . . . . . .           sa: 64
         . Şans ve Strateji Oyunları;  Oyun Sembolizm’i       . . . . . . . . . .         sa: 65 
         . PIAGET’nin LUDIC SYMBOLISM’i: Erken bebeklik nesnelerinin
           dışa yansıtılması; Çocuğun vücudunu diğer şeylerin temsilcisi
           olarak kullanımı; Tüm sahnelerin nakli          . . . . . . . . . .                  sa: 66
         . PIAGET (Oyun’lar): a) Pratik-egzersiz; b) Sembolik,                      sa: 67
           c) Kurallarıyla oynanan oyunlar .
                                                                                         
         . CHICAGO-LOYOLA UNİV.’NİN 100. YILDÖNÜMÜ
           Sempozyumu (1972):  -özetler-   :                                          
           . (1) Jean PIAGET:  “Operasyon’un Bazı Yönleri”     . . . . . . . . . . .   sa: 68
           . (2) Peter H. WOLFF:  “Operasyonel Düşünce ve Sosyal Uyum”   sa: 71
           . (3) RENE A. SPITZ:  “Temel Eğitim”     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .     sa: 72 
           . (4) Konrad LORENZ:  “Kuşaklar Arasındaki Düşmanlık”    . . . .    sa: 75
           . (5) Lois Barkley MURPHY:  “Bebek Oyunu ve Bilişsel Gelişim”    sa: 80
           . (6) Erik H. ERIKSON:  “Oyun ve Gerçeklik”    . . . . . . . . . . . . . . .    sa: 82

             . Erik H. ERIKSON:  “Oyun ve Gerekçeleri” (Toys and Reasons)   sa: 87  

             . İSMAİL ERSEVİM: “R i t ü e l”     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   sa: 91
             . Niçin ÇOCUK TİYATROSU      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .     sa: 95
             . DRAMA OYUNU ve DRAMA TEDAVİSİ     . . . . . . . . . . . . . . . . .     sa: 97
             . DRAMATERAPİ’nin tarihçesi; Nikolai EVREINOV,                       
               Dr. Vladimir ILJINE      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   sa: 99
             . Dr. Jacob Levi MORENO      . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  . . . .    sa: 101
             . PSİKODRAMA Grup Psikoterapisi : Deniz ALTINAY       . . . . . .                 . Psikodrama’da Sahne, Protagonist, Yönetici     . . . . . . . . . . . . . . .    sa: 104
             . Psikodrama’da Yardımcı Ego’lar;  Grup    . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    sa: 105
             . Psikodrama’da Oturum Aşamaları: I.  Isınma,  II. Oyun,
             . III. Paylaşım    . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    sa: 106
             . Eşleme, Rol Değiştirme, Ayna   –  Sosyometri     .           
             . Prof.Dr. Özdemir NUTKU : “Oyun, Çocuk, Tiyatro”      . . . . . . .     sa: 108
             . Ismayıl Hakkı BALTACIOĞLU :  Okul Tiyatrosu    . . . . . . . . . .      sa: 113
             . Çocukta O y u n Tedavisine Diğer Alternatifler     . . . . . . . . . . .       sa: 114
             . KUM’LA OYUN TEDAVİSİ (Sand Play)     . . . . . . . . . . . . . . . . .      sa: 116
             . POST-TRAVMATİK STRES BOZUKLUĞU – 1999 Depremi   . .   sa: 118
             . Prof.Dr. İsmail ERSEVİM’in “Oyun -Art Terapi’si” ile tedavi           
               ettiği iki ‘deprem-sonrası’ vakası     . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .     sa: 121
             . Şiir (Poetry) Terapi   (Dr.Jack J. Leedy)    . . . . . . . . . . . . . . . . . .     sa: 124
             . Müzik (Music) Terapi   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    sa: 137
             . OYUN ODASI (Doll-House) ÜÇ TERAPİ VAKASI (İ.E.)      .          sa: 139
             . Kaynakça    . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    sa: 153
 

             . Ek: 5 sahifelik çizgi-resimler + Satranç oynayan kedi (Ciciş, 2 resim)
             

                                                                   Ö n s ö z

                 Oyunun tarihçesi, anlam ve yorumu, yararları hakkında yazdığımız bu kitapçığın içeriğinin ötesinde, velilere içimden geldiği gibi, yaşımın ve masum serüvenlerle dolu uzun terapi yıllarının verdiği bir tür bilgelikle, bazı önerilerde bulunmak gereğini duydum.

                 Doğal olarak, ben bu kitabı prensipte okuldaki psikolojik danışmanlar, çocuk psikolog ve psikiyatrları için yazdım. Ama çocuğun ana hayat kaynağı siz  a i l e l e r  olduğunuz için, eğitici ya da terapist rollerine hiç de soyunmadan, yazılanları dikkatle okuduğunuzda, satır aralarından, çocuğunuzla gerektiğinde, nasıl daha olumlu ve anlaşmacı -dayatıcı değil- bir yol seçebileceğiniz konusunda bazı yetilerinizin geliştiğine siz bile şaşacaksınız. Aynı şekilde bu kitabı, yalnızca cimnastik-spor hocalarına değil, çocuk ve onun gelişimi, ortama uyum sağlaması ve daha olgun bir şekilde hayata atılabilmesi yolunda geçireceği güç zamanlarda, kendini ‘anlayabilecek’ kimselerin bulunduğunu ve kendine g ü v e n’ i n  gerektiği gibi yeşerebilmesi çin, tüm  ö ğ r e t m e n l e r e  de öneririm. Oyun’un, ünlü yazarların söyleşilerinde daha tumturaklı cümlelerle ve örneklerle göreceğiniz gibi, gerçekten çocuğun gelişim ve uyum sağlamasında en önemli öğeler olan “insanlar arası iletişim, kurallara sadık kalma, gerçek zeka ürünü ve göstergesi olan ‘problem çözebilme yeteneği’nin gelişmesi, başkalarını dinleyebilme ve anlaşıldığından dolayı duyulan güven ve kıvanç” noktalarından da, onun ve sizlerin her zaman bol bol elinizde olan en doğal bir araç olduğunu görebileceksiniz. Sona doğru yazılmış  t i y a t r o  bölümünü dikkatle okumanızı öneririm; zira tiyatro’nun, on yıl İstanbul Büyükşehir Tiyatroları Çocuk Bölümü’ne konsültan olduğum yıllarda bizzat gözlediğim gibi, alınan haz ve kendine güvence’nin ötesinde, ne denli terapötik olabileceğine şahsen tanık oldum.

                 Hiç kuşku yok ki, çocuklarımız, bizim en değerli yatırımımız ve atalarımızın bize sunduğu bu bayrak yarışında, en değerli kültür varislerimizdir. İnanç sistemlerimiz ve aile pratiğimiz ne olursa olsun, yaşamın her kültürde gitgide daha globalleştiğini, yabancı kültür öğelerini içselleştirmeye -her zaman başarılı olmasa bile- gözlemlemekteyiz. İnsanlık tarihinin başlangıçlarındanberi nice imparatorluklar, hükümdarlıklar geldi göçtü, ama insan varlığının en asıl, en kutsal ve temel birimi:  A i l e , daima mevcut kaldı ve kalacak. Çocuklar da bu birliğin incileri.

                 Bu itibarla, ç o c u k  y e t i ş t i r m e  en zorlu, fakat kutsal görevlerimizden biri olarak kalmaya devam edecek. Onlar bizden önde olmalılar ki, “medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar”, gelecek nesilleri yutmasın; yaşam şekilleri ne kadar değişik ve karmaşa olsa da, insanlararası kurallara uygun, mutluluğu arayan ve çoğu kez bulan, bulamayınca ne yapması gerektiğini bilen, iki ayağı üzerinde durabilen kuşaklar yetişsin.

                 Kültürümüzün annelere ve çocuklarımıza verdiği değer tüm dünyaca biliniyor. Ama devran değişiyor ve atavik öğelerle ve değer yargılarıyla bezenmiş aile yaşamamızda, bazı fedakarlıklar yaparak, sırf çocuklarımızın yararına, onları daha özgün, problem çözebilen, çözemezse yardım arayabilen bireyler haline getirme zorunluğumuz var. İşte size birkaç dost nasihati daha:

                                                                         -2-

                  Biz çocuklarımızı ölesiye severiz, ama ilerlemiş evliliklerde olduğu gibi, s a y g ı’nın bazen sevgiden daha önemli olduğunun pek farkında değiliz. Bir çocuğu küçümsemek, onun sözünü kesmek, hele hele elimizi kaldırarak sözüm onu vahşi bir yaratık gibi terbiyeye kalkmak, tümüyle rafa kalkmalı. Onu d i n l e m e s i n i  bilin. Çoğu kez haklı görünseniz bile, “olmaz!” fermanını vermeden, “olabilir, ama gel birlikte düşünelin!” seçeneğini kullanın. Onun yaptığı bir hata için, hele herkesin içinde, azarlamanıza gerek yok. “Sen düşün, ben düşüneyim, hele bir yemeğimizi yiyelim, tok karnımıza daha iyi değerlendiririz”i bugün kaç babayiğit aile reisi yapıyor? Olayı tartışmadan önce birlikte bir oyun oynayın, birlikte neşelenin ve görsün ki, konu ne olursa olsun onunla berabersiniz ve paylaşıyorsunuz. Çocuklarınızın hata ve sevaplarını ne diğer kardeşleriyle ve ne de toplumdaki diğer örneklerle kıyaslamayın. Çocuk bir hata ederse, mümkünse anne ve babanın katıldığı bir aile toplantısında, önce sessizce dinleyin, sonra, “Ayni olay şimdi tekrarlasaydı, ne şekilde hareket ederdin?” diye onu düşünmeye yönlendirin. Rönesans’ı geçirmemiş ve gerçek aristokrasiyi yaşamamış bir toplum olarak, çocuklarımızı düşünmeye yöneltemiyoruz, çoğu kez akıl hocası ve yönlendirici olarak kalıyoruz. Alternatif-yedek’leri kale alın. Kendinizden örnekler vermeyin, geçmiş zamanlar bizlerin zamanıydı, şimdi onların zamanı, futbol alanları da değişti, futbolu oynayanlar da. Onların değer yargılarıyla bağdaşmaya çalışın. İmkanı varsa, kusuru ortaya çıkardıktan sonra, ona, kendi kendini cezalandırma teklifinde bulunun, örneğin: “Oğlum-kızım, ne yaptığını biliyorsun… Yeterli konuştuk bunun hakkında.. Ama senin yine birşeyler ödemen lazım. Bak, bu gece bir maç seyredecektin, ya da yarın arkadaşınla maça gidecektin, ya da şu veya bu. Bunlardan birini sen seç ve yapma. Hiç olmazsa yatağına erken git. Bir gün ya da iki, bilgisayarla oynama, böylece ödemiş olursun.

                  Bir gün beni, olumlu nedenlerle hatırlama dileğiyle, şen ve esen kalın. İyi okumalar.
                                                                                           Dr. İsmail Ersevim

                                                                          -3-

I.                              O Y U N    T E D A V İ S İ    (Play Therapy)
 
                O y u n    T e d a v i s i, çocuk için, oyunun kendini en doğal olarak ifade edebileceği bir medya olması esasına dayanır. Nasıl büyükler problemlerini ‘konuşarak’ (talking out) ifade ederlerse, çocuklar da duygularını ‘oynayarak’  (playing out)  ifade ederler.

                Oyun, eminiz ki, insanlık tarihi kadar eskidir. Romalılar devrinden kalma kitaplar, o devirdeki çocukların da bugünküler gibi çeşitli oyunlarla kendilerini eğlendirdiklerini gösteriyor. Birdirbir, kör ebe, çember, sırıkla yürüme, çelik çomak, ip atlama, uzun eşek, beş taş, aşık oyunu bunlardan birkaçıdır. İmparator Augustus, « Saturnalia (*) biter, çocuk, çıngırakları, mile’leri ve cevizleri bırakır (relinquare nuces), okuluna döner! » derdi.

                Halk arasında da, bir mesel olarak şu söylenirdi :

                «Rex erit qui recte faciet
                   qui non faciet non erit. »                 (Doğruyu yapan Kral,
                                                                                 yapmayan Kral olmayacak.)

(*)  SATURNALIA : ‘Saturn Bayramı’. Aralık Ayı’nda, eski Romalıların -Yunanlılardaki Dyonisus’a benzer- yeme, içme, eğlence şenlikleri. Bu zamanlar esirler, geçici olarak serbest bırakılırlardı.
                                                                        -4-

                                           Şekil itibariyle  O y u n   T e d a v i s i ,
 
a) Direktif  (Directive – Dolaysız, güdümsüz) olabilir. Bunda terapist, liderlik ve yorum için sorumluluğu üzerine alır. Ya da,
b) Non-Direktif  (Non-Directive – Dolaylı, güdümlü) olabilir. Bunda da terapist, terapi’nin yönü için sorumluluğu çocuğa bırakır. Bu tip tedavinin öncülerinden biri olan  V i r g i n i a  A x l i n e  non-direktif oyun tedavisi’nde esasın, ‘kişilik yapısı kuramı’ olduğunu iddia eder.

                   Virginia M. AXLINE (1),  ‘Non-Direktif’ oyun tedavisinin esas aldığı  k i ş i l i k   y a p ı s ı   k u r a m ı’nı şöyle açıklıyor (s.9-28):
                                                      
                  “Herkesin içinde bir “kendi”yi gerçekleştirme”nin (self-realization) tümüne ulaşabilmesi için sürekli olarak savaşan, ileriye doğru itici bir kudret vardır. Bu kudret; kişiyi “olgunlaşma” (maturation),  “özerklik” (independence) ve “kendi’ye yön vermek” (self-direction) hedeflerine ulaşmak için sürekli işlevsellikte bulunan bir enerji olarak nitelendirilebilir.

                    Nasıl bir bitki için hem bereketli (fertile) bir toprağa ve dış koşullara, örneğin ‘ışın’a gereksinim varsa, kişinin de gerek ‘kendi’ ve gerekse ‘çevre’ tarafından uygun bir ortama kabulü ve bir ‘güvence’ içinde yetiştirilmesi gerekir.

                    G e l i ş m e, göreceli ve dinamik olarak, değişimin spiral bir sürecidir. Gelişimi de iki bölüme ayırmak yerinde olur:

a)  F i z i k s e l   g e l i ş i m  –   b ü y ü m e  (growth), ve
b)  R u h s a l   g e l i ş i m  –  (development).

                   Ruhsal gelişim’in kökünde, y a ş a n t ı l a r  yaşar. Yaşantılar, kişinin ‘perspektif’ ve ‘odak’ noktalarını değiştirir. Yaşantılarla kişi davranış, düşünce ve hislerini sürekli olarak re-organize eder, yapılandırır.

                   Hayatta, var olan kuvvetlerin yarattığı etki (impact), insanlararası ilişkiler ve insanoğlunun yaratılışı, kişinin içinde bu değişmelerle nitelendirilebilecek ‘pekişme’yi körükler: Tıpkı bir kaleidoskop’a küçücük bir delikten bakarak, tübü döndürdükçe, garip şekillerde küçük parçacıkların her kez, birbirinden farklı görünümlerde kendilerini yeniden yapılanmaları gibi. Esasında dizayn’larda bir ‘ritim’ ve ‘harmoni’ her zaman mevcuttur, ama her dizayn bir diğerinden farklıdır. Bu fark, ışığın geliş yönüne, elin kaleidoskop’u tutuş şekline ve renkli cam parçacıklarının birbirleriyle olan pozisyonuna bağlıdır.

                   K i ş i l i k  (Personality) de böyledir; canlı organizma öylesine cam parçacıkları içerir ve ‘kişilik’, organizma’nın bu parçacıkları oluşturma, yapılandırma (structuralization) sonucu oluşur.

                   Hayatın dinamikleri öyledir ki, her bireyin davranışı ve düşüncesi, psikolojik ve çevresel faktörlerin o bireyin üstüne etkisi sürekli olarak değişir. Söz gelişi, böylelikle dün oluşan bir olay, kişiyi bugün başka bir şekilde etkileyebilir ve her günün yaşantısı yarın, o kimsenin kişiliğiyle farklı bir şekilde pekişir.
 
 
                                                                          -5-

                    Bu değişim niteliği,  d a v r a n ı ş s a l  yanıtlar için de geçerlidir. Hemen her gün ‘aynı’ gibi olan davranışlara  a l ı ş k a n l ı k  (habit) diyoruz. Alışkanlıklar da bir gün, daha doyumluluk verecek başka seçenekler için terkedilebilirler.

                    Kişiliğin bu esnekliği ve birey’in davranışının gözle görülebilir şekillerde değişebileceği, daha baştan ‘son derece olumsuz’ gibi görünen birçok vak’alar için ümit vermektedir. Kişi, kendi hayatında oynayabileceği rolün farkına vardığı, bu içten gelen otorite’ye saygı gösterip sorumluluk almaya başladığı zaman, kendi yolunu daha rahat ve ışıklı olarak görebilir.

                    Bir çocuk, genellikle, olumsuz anı ve yaşantılarını çabuk unutmaya meyillidir. Koşulların pek çok kötü olmadığı hallerde, çocuk hayatı ve yaşadığı kimseleri olduğu gibi kabullenir. Bir çocuk hayata, derin bir merak ve sevgi ile bakar ve mutluluğunu en küçük bir ödülle bile belli eder.
 
 
                                                            U y u m s u z l u k

                   Derler ki, her birey’in içinde, doyurulması gereken gereksinimler vardır. Organizm sürekli olarak bu amaca erişmeye savaşır. Bu doyuma -göreceli olarak- ulaşıldığı zaman  k i ş i , uyum sağlamış sayılır. Eğer onun uğraşıları şu ya da bu şekilde bloke edilmişse, o kişi  u y u m   s a ğ l a y a m a m ı ş  sayılır.

                   Birey, “kendi” (self) gerçeğine varabilmek için devamlı olarak savaş verir; o yolda bir engel oluşursa, “direnç” (resistance) ve “tedirginlik” (tension) gelişir. Bunun sonucu olarak o birey içine kapanırsa,  g e r ç e k l i k   d ü n y a s ı (reality)’ndan da gitgide uzaklaşmış olur.                                                         

                                                                         -6-

                    Dışa yönelik davranış gösterileri, birey’in, geçmiş ve güncel yaşantıları, koşulları ve kişilerarası ilişkilerin niteliğine bağlıdır. Eğer kişinin kendine olan güveni (self-confidence), onun “kendi-kavramını” (self-concept) dış dünyaya ‘iyi’ olarak yansıtmaya izin verirse, davranışını değerlendirmek, doğru seçenek ve uygulamalarla hayattaki en önemli gayesi olan tüm “kendi-gerçekleşmesi” (self-realization)’ne varabilir. Ancak o takdirde o kişi uyum sağlamış olur.

                    Kişi, eğer buna ulaşmamışsa,  u y u m s u z   d a v r a n ı ş  (maladaptive behavior) ortaya çıkar. Bunun da gösterileri şunlardır:
 
                    . Gündüz düşleri (day dreaming),
                    . Kendini geri çekme (withdrawal),
                    . Yansıtma (projection),
                    . Tümüyle geri çekilme (regression), ve
                    . Bastırma (repression) olabilir.  

                                                       Non-Direktif Terapi

                    Bu tür terapi’nin dayandığı esaslar, kişi’nin:

a) prensip itibariyle problemlerini çözebilecek bir yeteneğe sahip olması, ve
b) o l g u n  davranışı, ‘olgun olmayan’ dan daha doyumlu bulması’dır.

                    Bu tür terapi, birey’in şimdiki anından başlar ve onun birikimi olan yaşantıları, davranışları, düşünceleri ve hislerine bağlı olarak oluşacağı i ç g ö r ü (insight) ile adım adım ilerler.

                    Non-Direktif terapi kişiyi, kendiliğinin ifadesinde serbest bırakır Bu şekilde de, kendini öğrenmeye olanak sağlar. Kaleidoskop’ta olduğu gibi, yaşamı için daha doyumlu bir dizayn bulmasına yardım eder. Non-Direktif terapi, aynı zamanda, bireyin içinde biriktirdiği ‘gerilim’ler (tensions) ve ‘düşkırıklıkları’nı (frustrations) boşalttığı gibi, gereksinimi olduğu kudreti realize etmesi’ne de yardım eder.

                    Daha evvelce de bildirdiğimiz gibi, o y u n , çocuğun birikmiş ‘gerilim’ hislerini, ‘düşkırıklığı’nı, ‘güvensizliği’ni, ‘agresyon’unu, ‘korku’sunu, ‘şaşkın’lığını ve ‘zihin karmaşası’nı (confusion) serbestçe ifade edebileceği bir ortamdır. Çocuk oyunla bunları ya kontrol etmesini öğrenir, ya da terkeder. Ruhsal dengesini bulduğu zaman da, kendi içindeki kudreti sezer ve kendi kişiliği içinde bazı hakları olduğunu sezinler ve kendi kararlarını kendi vermeye çalışır.

                                                                         -7-

                    O y u n   o d a s ı ,”oyun tedavisi”nin yapıldığı yerdir. Orası çocuğun hemen her istediğini yapabileceği, kendini serbestçe ifade edebileceği yerdir. Çocuğa orada saygıyla muamele edilir. O, oyuncakları istediği gibi kullanabilir. Aynı zamanda, ilk kez, erginler tarafından kontrol edilmeden, kritik yapılmadan, yardım edilmeden, ne yapılması gerektiği dikte edilmeden bir erginle beraber oynamaktadır.

                    Bu nedenle terapi’ye gelecek çocuk ilk seans’ta bir az ‘şüpheci’ ve bir az da ‘meraklı’dır. Mamafih hemen ardından bu yarışmayı (challenge) kabul ederek, içinden gelen hayatsal duyguya yön vermek üzere kendini ifadeye koyulur. Böylece, ilk kez hissettiği psikolojik engeli yıkmış olur.

                    Terapist’in gösterdiği sıcak, anlayışlı ve arkadaşça tavır çocuğa bir ‘güvence’ hissi verir. Terapist’in onunla beraber oynayışı, çocuğun bu güvence hissini besler. Terapist, aynı zamanda, çocuğun kendini oyun ya da sözle ifadesinde ortaya çıkardığı heyecanları ve davranışları, onun kendini daha iyi anlaması için, ‘geri itilim’ (feed-back) mekanizmasıyla yansıtır. Böylelikle onun kendi iki ayağı üzerinde durabilmesi ve daha olgun, sorumlu ve özerk bir kişi olabileceği yolunda ona yardımcı olmuş olur. Çocuk, kendi ruhunun içsel derinliklerine inebilir ve ‘gerçek-kendi’yi (real self) sahneleyebilir.

                    Terapi, böylece, çocuğa olduğu kadar terapist’e de bir ‘yarışma’  (challenge) sunar. Ona, eğer şans verildiği takdirde, daha da ‘olgunlaşabileceği’, davranışlarında ‘daha pozitif olabileceği’ ve iç dünyasını ifade etme yolunda daha ‘yapıcı olabileceği’ tezini kanıtlamış olur.
 
                   Tedavi’de çocuk, kendini “kabul edilmiş” hisseder. Bu ‘kendini kabul ettirme’(acceptance), tedavinin özüdür. Çocuk, “kendi-kendine yönetim”(self-determination)in ruhunu almış olur. Bu da, çocuğun kendi düşünme yeteneği, bağımsız ve yapıcı bir insan olduğuna (ya da olabileceğine) inanışın temelidir. Aynı şekilde bu, tüm “kendi’yi-gerçekleşme” (self-realization) kampanyası için açmış olduğu sürekli savaşın kendi tarafından hissedilmesi ve kaydedilmesidir de.

                   Genel terimlerle,  u y u m l u   b i r   ç o c u k , kendi hakları ve sınırları içinde, “serbest ve bağımsız olmayı başarmış bir birey” demektir.  U y u m s u z  bir çocuk ise, tam tersine, ya bu hakları tanımamış ya da kenara itilmiş veya ebeveynler tarafından her gereksinimi gereğinden fazla yapılmış (over protected – aşırı korunmuş; babied –  bebek gibi aşırı itina ile bakılmış, büyümesine fırsat verilmemiş) bir çocuktur. Onlar dahi, şans verildiğinde, durumu kontrol etmeye, kendi kudretlerini ifade ve kişiliklerini ‘birey’ olarak göstermeye başlarlar (individuation). Terapi ile, hemen her zaman, küçük ya da büyük bir ilerleme (progress) ve gelişme vardır.

                                                                        *      *

                                                                          -8-

                Birçok vak’alarda, çocuğun bir ‘büyüme’ye erişmesi için, ‘serbest bırakılması’ yeterlidir. Birçok çocuklar, “iç dürtü ve güdüm”ü (inner drive), bağımsızlıklarına ve özgürlüklerine kavuşmaları yolunda, doğal yollardan kullanabilirler. Bu yönlenme doğal ve sürekli olarak oluşuyorsa, kişi, fiziksel ve psikolojik olgunluğu beraberce götürür. Diğer bir deyimle, büyüme ve gelişme, normalde, düşkırıklıkları ve bunalımlarla dolu bir hayattan göreceli olarak daha kolay oluşur.

                  Çocuk, büyüyünce bir “kişi-birey” (individual) olacaktır. Bu gelişim normal yollardan temin edemezse, başka ‘yedek’ (substitute) kaynaklardan gerçekleştirecektir. Bu değişik yollar da ağlama, alay etme, gündüşlemesi, hırçınlıklar (temper tantrums), kavgalar ve benzeri davranışlardır. Öğretmenler bu tür davranış bozukluklarını pratik yollardan çözümlemeye çalışarak o çocuk için “…bir oyuna sokalım… sınıfta ona bazı sorumluluklar verelim.” yollarını seçerler ve çoğu kez başarılı olurlar. Bu ‘ilgiyi başka yöne çekme, saptırma’  (diversion) durumlarında dahi, çocuğun, kendi kişiliğini ve davranış şekillerini anlaması konusunda bir yardım verilmiş olur.
                   O y u n   T e d a v i s i’nde süreci oyuncaklar yöneltir, zira onlar çocuğun kendini ifade ortamıdır. Genellikle çocuk onları kendi malı gibi görür. Tedavi’de de çocuk oyuncakları, terapist tarafından araya girilmeden, kendi kişiliğine göre, sınırlandırmadan istediği gibi kullanır.

                   Virginia Axline’a göre, bir çocuğun oyun tedavisinden yararlanması için, başlamadan evvel, kendisinin bir problemi olup olmadığını bilmesi gerekmez. Çok kez çocuk, oyun tedavisi seans’ları bittikten sonra, çok daha olgun ve olumlu davrandığı halde, bu seans’ları serbest bir oyun saatından ayırdedemez.
 
                  O y u n   t e d a v i s i , “kabul edilmeyen bir tip davranış”ın yerini tutan yedek bir seçenek değildir; aynı şekilde, “daha fazla ya da daha az arzu edilen” bir yedek davranış (substitute) de değildir. Terapi ile çocuğa, otoriter bir biçimde, “senin bir problemin var!” demiyoruz. Eğer onun problemi yüzüne direkt olarak söylenirse, çocuk buna aktif ya da pasif bir şekilde direnir.
 
                  Bizim uygulamaya çalıştığımız tedavi yöntemi, kişinin yeteneğine dayanan pozitif bir kurama yaslanır. Bu tedavi, birey’in, halen olduğu noktadan başlar ve gidebildiği kadar ileri gider. Bu nedenlerden dolayı, tedavi’den evvel tanısal (diagnostic) görüşmeler yapılmaz. Geçmişte ne olmuşsa, o artık geçmiş bir hikayedir. Hayatın dinamikleri hızla değiştiğinden, dünkü ‘etken’ ögeler bugün o denli etken olmayabilir.

                  Yukarıda da belirttiğimiz gibi, çocuğun geçmişi pek deşilmez, sürekli soru sormanın bir anlamı yoktur. Çocuk ‘hazır olunca’, onu zaten yapacaktır.

                “Non-Direktif” yöntemini kullanan terapist kendisinin ROGERS’in “hastaya uyumlu” (client oriented) olduğunu söylediği zaman, onu gerçekten kastetmiş olur; zira çocuk, yaşam kudretinin merkezidir ve o kudret, içten güdümlü olarak gelişme ve büyümeyi yönlendirir.
 

                                                                   -Devam edecek-

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>