Kategori arşivi: Antik Grek tiyatrosunda Chorus

ANTİK GREK TRAGEDYA’SINDA “CHORUS”

<h4>Prof. Dr. İSMAİL ERSEVİM</h4>
<p align=”center”>Çocuk ve Ergin Psikiyatrı, Analist</p>
ANTİK GREK TRAGEDYA’SINDA  “CHORUS”UN  ANLAMI VE ÖNEMİ

Antik Yunan Tragedya’sında zaman zaman sanatsal bir dekor gibi sessiz sedasız dikilen ve yeri geldiğinde sanki ‘öte dünyalardan’ geliyormuş gibi konuşan Koro’yu ben hemen daima, “Toplumun fikri”,, “aklı

selim”, “iç muhasebe”, “süperego” gibi -belki kısman doğru kısmen yanlış, ya da eksik- yorumlamışımdır ve daima hoşuma gitmiştir. Elimdeki, “<b><i>The Psychoanalytic Theory of Greek Tragedy</i></b>” isimli

(Yale University Press, N.Y., 1992; by G. Fred Alford) adlı şaheser bir kitaptan, Stüdyo Drama’daki çalışmalarımıza bir katkıda olsun diye, kitap içinde yeri geldikçe ‘chorus’ hakkındaki değerlemeleri, bir

‘ön çalışma’ olsun diye toparladım. Daha hazırlıklı bir çalışma, koro’nun anlamını vermek istediği düşünce ve verilerin orijinal tekst’ten alınma söyleşileri de içermesi gerekir. Bunu daha sonraya bırakarak,

şimdi, size önemli alıntıları sunuyorum. Küçük puntolar, ya kendi yorumlarım ya da başka kaynaklardan alıntılardır.

*     *     *

AESCHYLUS, “<i>Persians</i> – Persler” (İ.Ö: 472) adlı eserinde, C h o r u s’a şunları söyletir:

“Tanrılar, yarattıkları insanlarla oyun oynuyorlar; bir yandan onları kötü şeyler yapmaya yönlendiriyorlar, onları yapınca da cezalandırıyorlar. Tanrılar, insanlarla yalnızca onların yokolmalarını

kolaylaştıracak eylemlerde yakın ve arkadaş oluyorlar.”

Gilbert MURRAY buna: “Kalıtsal kümelenmeler” (<i>Inherited Conglomerate</i>) der. Bu olayda mantık yoktur ve aranmaz da.

DODDY de, şöyle der: “İnsanoğlu  k o s m o s’a kendi içinden gelen ve sosyal evriminin sonucu olan “sosyal adalet” için seslenir; ama, evrenin sonsuzluğundan, kendi sesinin tinisi daha yüceleşmiş bir

<i>echo</i>’su geri gelir. Bu <i>echo</i> ona, suçlular için cezalandırmayı vadetmekten başka bir şey yapmaz. Sonuçta da, insanoğlu, cesaret ve güvenini yitirir.

&nbsp;

<span style=”text-decoration: underline;”>Yorum</span>:  Tanrıların; insanların ve kahramanların kaderini tayin ettikleri zamanlarda, tanrıların gazabından korkan ademoğlu, şüphe, ikilem ve yakınmalarını,

endirekt bir yolla, yani chorus’u kullanarak ifade ediyor. Tanrıya isyan edecek bir sorumluluğu kimse üstüne alamıyor. <i>Prometheus</i> ortaya çıksa bile, bunun globalleşmesi için bir kaç bin yık geçmesi

gerekecek.

AESCHYLUS, <i>Oresteia</i>’sında ona şunu dedirtir: “Bizler tanrılara itaat ederiz, onlar her kim olurlarsa olsunlar (<i>We obey the gods, whoever the gods maybe</i>). Onlar, şeytani bir yapıya sahiptirler.

Menelaus, Apollo’dan Orestes’in annesini öldürme emrini iletir, çünkü o kadın: “Katı, adaletsiz ve morali olmayan bir varlıktır” (<i>Callous</i>, <i>unjust and immoral</i>). Böylece, kabullenilmesi güç bir

‘adalet’
-7-

gerçekleştirilir. İnsanoğlunun bu konudaki serzenişi ve acısı, kadının kabahatli oluşu mantığıyla, ona yumuşakça geri gelmiştir. (Emri veren tanrının sorumluluğu düşünülmez bile!) Ama T r o y’da, ZEUS’un

neden olduğu binlerce ölü, acı ve sefalete ne diyelim?  Clytaemenestra’nın Agamemnon’u öldürüşü de, nedeni ve uslamlaması ne olursa olsun, <i>şiddet</i> ve <i>insan</i> <i>fedakarlığının</i> devamına başka

bir örnektir.

CHORUS’ün, insanın, Zeus’un yaptıklarından dolayı çektikleri, ince duyarlılığı, asaleti; dolayısıyla eylemin sonunda ettiği sözüm ona kar gibi göstermesi, şüphe uyandırıcı ve zihin karmaşalığı yaratıcı bir

yorumdur.

(Not: Burada da , yukarda da söylediğimiz gibi, tanrıların itiraz edilemez idari kararları sonucu, insanoğlu ıstırap çekmekte ve fakat tanrılara direkt olarak isyan edememektedir. Bu nedenle, CHORUS sanki

bir tür “uslamlama” (<i>justification</i>) ve “hak verme” (<i>rationalization</i>) savunma mekanizmalarını kullanmakta. Bu, sanki kişinin, “ikincil bir düşünme” (<i>second thoughts</i>) sürecinin başlatması,

belki de CHORUS’e, a l t e r – e g o  (bir kimsenin ikinci kişiliği, dost, arkadaş) rolü yansıtmasıdır. <i>İkilem</i> ve kendi ve dünyayla <i>başkalaşma</i> daha başlamamıştır.)

Demek ki, ‘ikincil düşünce’, bir karmaşa (<i>confusion</i>) yaratıyor. Karmaşanın göbeğinde, “iyi” ve “kötü”nün bütünleşmesi yatar. T r o j a n   W a r (Truva savaşı) iyi miydi, kötü müydü? ‘Savaş’ ya da

‘intikam’, başarılı mıydı? Başarı ‘iyi’ ise, i y i , yalın-kaba kuvvet ile eşdeğer oluyor demektir. Ve, ‘kaba kuvvet’, ‘kötü’yü kontrol altında tutuyor.  <b>C H O R U S de, kötülüğe karşı kullanılması

koşuluyla, şiddetin ve nefretin ‘iyi’ olduğunu tekrarlıyor.   </b>

EURIPIDES’in “Tanrılara Şarap Sunucuları” (<i>Libation Bearers</i>) adlı eserinde, <b>CHORUS</b>, <b>başlarındanberi, Orestes’i annesini öldürmeye teşvik etmekle beraber, sonunda, Orestes’in bir kahraman mı,

yoksa bir ölüm habercisi olduğundan şüphe eder.  </b>(Chorus<b>, </b>tanrılara karşı isyanda ilk ve önemli adımı atmıştır; onların işlevselliğinin niyetinden şüphe etmeye başlanmıştır.) Bu şüphe üzerine

sorulacak sorunun yanıtı, Orestes’in yaptığının ‘doğru’ olup olmadığından ziyade, şiddet (<i>aggression</i>) devrini (<i>cycle</i>) durdurması üzerinde yoğunlaşır. Aynı şekilde, “doğruluk” ve “başarı”

birbiriyle bütünleşiyor mu diye ayrı bir soru daha akla gelebilir.

AESCHYLUS’un Agamemnon’unda, başındanberi  CHORUS, Atreus’un (Agamemnon’un babası) evinde olan biten ve tamamlanmamış karmaşık bir takım olaylardan endişelidir. Thyestes’in çocukları Atreus tarafından hadım

edilmiş ve öldürülmüşlerdir; bu çocuklardan yalnızca Aegisthus hayatta kalır k, Agamemnon’un karısı Clytaemestra, onu himayesine almıştır. Mamafih, Artemis’ten Agamemnon’a emir gelmiş ve ondan kızı

Iphigenia’yı kendisine kurban etmesi istenmiştir.
<p align=”center”>-8-</p>
(Eserde, ayrıntılarına yer verilmeyen “Iphigenia” olayını, Ezra ERHAT’ın “Mitoloji Sözlüğü”nden aldığımız kısa bilgilerle açıklamak isteriz. Iphigenia, Agamemnon ve Klytaemestra’nın kızı; Elektra, Orestes ve

Khrysathemis’in de kardeşidir. Akha ordusu, on yıldanberi ertelediği Trojan seferine çıkması için rüzgar bekler. Beklenilen yel bir türlü gelmez. Esasında, Artemis, Agamemnon’a, kendine adanmış bir geyiği

avlayıp öldürdüğü için kızgındır. Onu bir koşulla affedecektir: Eğer kızı Iphigenia’yı kendisine kurban ederse. Agamemnon karasızdır, ama beklemekten yorgun düşmüş kumandanları Menelaus ve Odysseus kararını

vermesi hususunda ısrar eder ve sonunda onu ikna da ederler. Menelaus, kızı Iphigenia’yı, “Seni, Akhilleus’la nişanlayacağım!” diye aldatarak yanına çağırtır ve kızını sunağa yerleştirir. Tam o sırada

Artemis kıza acır, onu havalara kaldırır ve havaya kalkan kılıç, onun yerine yerleştirilmiş bir geyiği kurban eder. Kraliçe Klytaemestra kocasına çok kızar; ilk kez onu Aigithos’la aldatır ve sonra da, onu,

Troya dönüşünde kendi eliyle öldürür.

&nbsp;

EURIPIDES, Homeros’un pek bahsetmediği Iphigenia hakkında iki tragedya yazmıştır:

1)       1)  “<i>I phigenia Aulis’te </i>”: Yukarda bahsedilen hikaye. Kurban adandıktan sonra, tüzgar hemen esmeye başlar ve filo, Troya’ya gitmek üzere yola çıkar.

2)  “<i>Iphigenia Tauris’te</i> ”:  Iphigenia, Kırım yarımadasının bu limanında, (kendine hayatını bahşeden Artemis’e nazire olsun diye, İ.E.) Artemis tapınağında rahibe olarak çalışmakta; gemileri batıp

Kırım’a çıkan gemicileri Artemis’e kurban etmektedir. Günün birinde kardeşi Orestes ile arkadaşı Pylades de oraya düşerler; birlikte, Tauris’teki Artemis heykelini alıp Yunanistana kaçarlar. Orada,

Iphigenia, Pylades ile evlenir ve onun da öyküsü orada biter.)

<i> </i>

&nbsp;

A g a m e m n o n  olayında , <b>CHORUS’ün tanrılara yönelmesi gerekir; mamafih, tanrılar bu şiddeti ve kaderi kendileri yaratmışlardır: </b>ARTEMIS, Iphigenia’nın kurban edilmesi kararına, ve, ZEUS ise,

Troya’nın tahribine bizzat neden olmuşlardır. “Agamemnon da kendi kusurlarının cezasını ödemeli; ama bu da esasında yine ZEUS’un oyunu!”.

&nbsp;

Söyleninin bu yeni gelişiminde acaba içsel bir kod anahtarı (<i>inner</i> <i>key code</i>) bulabilir miyiz? Agamemnon’un ilk yarısında, yavrusunu kaybeden kartalların imajı, gebe bir tavşanı yiyen kartallara

karışmış olarak belirtilir. Bu konfüzyon, CHORUS’da belirir, ATREUS’un ve sülalesinin başına gelen felaketler ve lanetlere bir paralel gibi görünür: “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki,” der CHORUS, “ ‘gerçek’ ve

‘iyi’, birbirinden ayrı, parça parça işlenmişlerdir.  “İyi”,  hatta büyük bir yıkıma neden olsa bile ‘kudret’i içerir.” CHORUS, böylece, Clytaemestra’nın Agamemnon’u, ve, Orestes’in Clytaemestra’yı öldürmesi

olaylarıyla, Agamemnon’un Troy serüvenini sonlandırır: “Eğer “şiddet” başarılı olursa, demek ki, tanrılar öyle istediler demektir; dolayısıyla, “iyi”dir. Gene görüyoruz ki,      Z e u s  olmayan bir konu ya

da varlık yoktur.

&nbsp;

Tüm bu düşünceler bizi tabiatıyla bir tür konfüzyon’a götürür; zira, biliriz ki, bazı vahşice işlenmiş cinayetler ve sahnelenen agresyon ne kadar başarılı olursa olsunlar, “kötü”dürler. (Not.: Agatha

Christie’nin “Murder On the Orient Express” filminde, Lindberg’in kaçırılan çocuğunun öldürülmesiyle ilintili on iki kişinin gerçek katili müştereken bıçaklamaları gibi. İ.E.)

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>

<i> </i>
<p align=”center”>-9-</p>
K ö t ü l ü k   c i n l e r i  FÜRİ’lerin (<i>furies</i>), “<i>Libation Bearers</i>” de olduğu gibi, gök tanrıları ile işbirliği yapmaları, CHORUS’ü şaşırtır. Orestes, ZEUS’a, “aşağılardan, daha

sonra cezalandıracak bir kuvvet göndermesi” için yakarır. O zamanlar, bir ara, “İkinci Zeus: ZEUS CHTONIOS = Ölülerin Zeus’u” na tapınma inancı vardı. AESCHYLOS,  “Yalvaran Bakire Kızlar” (<i>Suppliant</i>

<i>Maidens</i>) yapıtında, CHORUS’u kulanarak tehdidini gönderir: “Eğer Olympian tanrılar yanlarına gelmeyecekse, onlar kendilerini asacaklar ve ‘Ölülerin Zeus’unun yalvarıcısı olarak kalacaklardır. DANAUS

da, H a d e s’ te, ölüleri yargılayan İkinci Zeus’tan bahseder. Ama, bunların hangisi gerçek  ZEUS?

Orestes, “Inherited Conglomerate”da, Clytaemestra’nın, ilk iki bıçaklamadan sonra üzerine düşen Agamemnon’a, üçüncü darbesini, yeraltında ölüleri saklayan Zeus’a ithaf eder.

&nbsp;

&nbsp;

EURIPIDES ,  M e d e i a ’sında, “iyilik içinde kötülük”, ve “kötülük içine iyilik” karmaşaların sergiler.

(Yine Erhat’a göre, Medeia, tanrı Helios’un torunu ve Kolkhis kıralı Aietes’in kızıdır. Bu, kendi kardeşini öldürüp yol üstüne dağıtan, kendi karnından doğurduğu çocukları parçalayarak babalarının önüne

seren korkunç bir büyücü kadın; ama aynı zamanda seven ve hor görülen, özverisi karşılıksız kalan; yabancılık, itilmişlik, kıskançlık duyan bir kadındır.)
<p align=”center”>*        *</p>
<i> </i>

Eğer şimdi  k a d e r’i  bir  k a r a k t e r  olarak betimlersek (<i>Destiny</i> <i>is character</i>), şöyle bir bulmacayla karşı karşıya kalırız:

Agamemnon’un kızı Iphigenia’yı kurban edişini, eğer vaka iç ve dış nedenlerden ötürü istenilmemiş olsaydı, ayıplanacak bir olay olarak görürdük. <b>CHORUS, eserde, tam tersine, hemen daima “erdem”

(<i>prudence</i>) ve “kendi-kontrol” (<i>self-control</i>) un uygulanmasında, insanın hür doğduğundan bahseder.  </b>

<b>          </b>Agamemnon, kendinin “şeytani” (<i>daimon</i>) yönünün, “iyi kalpli melek” (<i>moira</i>) yönüyle bağdaşmasına hayret eder. O; üzüntüyle, ‘sanki bir seçeneği yokmuş gibi’ kararını verir.

Pişmanlığı, iradesinden değil, kalbinden gelir. Bir insan, sonunda, yaptığından acı çekebilir. CHORUS’un yorumu ise şöyledir: “<b>Agamemnon’un kalbi değişmişti; o şimdi pis ve kutsal şeylere saygısı olmayan

biriydi</b>!”<b>  </b>

&nbsp;

Agamemnon, ‘yapacağını hemen yapıp unutmak’ ister; ama, Iphigenia’yı yaşadığı sürece hep aklında tutar. SCHWARTZ’ a göre, <i>Agamemnon, kendi-self  formülasyon’unda, kaderini kullanarak kendini

gerçekleştirmiştir.  </i>Mamafih bu yorum bir tehlike yaratmaktadır, şöyle ki, bu tür “kendi-gerçekleştirme”, “kendi-kabullenme”nin ‘iyi’ olup olmadığına bağlıdır. Bzan kişi, ANTIGONE’nin yaptığı gibi,

yaptığı eylemden esef duyar, ve fakat bu eseflenme, eylemin yapılmasına bir engel teşkil etmez. AESCHYLUS’un “Libation Bearers” olayında, ORESTES’in duyduğu pişmanlık bir az farklıdır. O, Apollo’nun

ısrarıyla annesini öldürür, ve bu sayede de Agamemnon’dan intikam alır. O, pişman olmaksızın, imkanı yok ruhunu kurtaramazdı. Ama bu <i>thema</i>, Grek oyunlarında genellikle uygulanan ve kabul edilen bir

<i>norm</i> değildir.

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
<p align=”center”>-10-</p>
&nbsp;

G r e k   t r a g e d y a’sında, CHORUS tarafından erdem, itidal-ılımlılık ve kendi-kontrol (<i>self-control</i>) konularında düzinelerle yapılan yeğlemelere ne diyelim?

Eğer ‘kişi’, kendi aksiyon’ları için bir kudrete sahip değilse, bunların anlamı ne olabilir? Bizim gözlemlediğimiz şu: O tür gönderme-yeğ’ler, genellikle ‘baş aktör’ –  <i>protagonist</i>’e yönelik değil;

aksine, genellikle dinleyen halka, yani  s e y i r c i y e  oluyor. Yani, <b>CHORUS, ideal bir seyirciyi temsil ediyor</b>. Bu öğütlerin etkisi hemen her zaman vardır, ama endirekt’dirler. Bunlar, daha çok,

<i>kültürün değer yargılarını belirtmektedirler.</i>

<i> </i>

<i>            </i>K a r a k t e r’in ‘şeytani’ (<i>daimon</i>) yanı, o kahramanın kişisel irade ve akıl gücünün temsilcisi olmayabilir; ama bir kültür, bir tür karakteri besleyecek koşullar yaratır. Zira,

<b>k a r a k t e r , insanın şeytani yönüdür</b>. K ü l t ü r , kahraman’ın bu yönünü zamanla eğebilir. ARISTOTELES’in de dediği gibi, <i>iyi alışkanlıklar, iyi karakter yaratır. </i>Bu nedenle de, CHORUS’un

öğütleri, erdemli ve iyiye-doğruya doğru yönelen bir kültür yaratma arzusu da yerine getirmiş oluyor.

&nbsp;

&nbsp;

Bu arada, Antik GREK aktörlerinin, trajik dünya görüşlerini belirtmek için, bir metafor olarak kullandıkları  m a s k e’lerden de bir kaç söz bahsetmek isteriz. Ozanlar (O günkü tiyatro yazarları),

kahraman’ın ‘iç’ ruhsal gerçeği ile, bu gerçeği yansıtmayan ‘dış’ görünüşü arasındaki farkı belirtmek için bunu arzularlardı. Ama, bu metafor, bizi yanlış zanlara götürebilir. Maskeler, karakteri saklamak ya

da onu başka türlü temsil etmek için kullanılmadı. OEDIPUS, açık seçik gülmeyen, mutlu bir yüz ile temsil edilmedi. Ama, <i>taktığı maske, stereotipileşmiş karakteri yansıttı.</i>

&nbsp;

<b> </b>

CHORUS’un son görevinin,  a c ı y ı   p a y l a ş m a k  olduğunu söyleyelim.

Grek Tragedya’sında, protagonist’ler, başkalarının ıstırabını paylaşmak için çok zaman sarfederler.

SOPHOCLES’in  P h i l o c t e t e s’inde,  Neoptolemus, Philoctetes’e der, “Acılar içindeyim. Senin ağrıların için yastayım!” (Gerçekte, sen, benim ağrılarım için acı çekiyorsun, demesi gerekirdi.)

Bu, çoğu kez, CHORUS’un işidir. SOPHOCLES’in  E l e c t r a’sında, Mycenae kadın korosu, kahramanın acısını paylaşır. AESCHYLUS’un P r o m e t h e u s’unda,  SOPHOCLES’in  P h i l o c t e t e s’inde,

EUROPIDIS’in  T r o j a n  W o m e n ‘ında da hep böyledir. SOPHOCLES’in  A j a x’ında, Salaminian gemiciler, bu rolü oynamak için yalvarırlar: “Bu katastrofi nasıl oldu? Bize anlat, biz onun acısını

paylaşıyoruz!”

&nbsp;

Niçin bu “paylaşma” o kadar önemli gözüküyor? Paylaşım ile, kişi, yalıtım’dan (<i>isolation</i>) kaçar. Duygusal bir ağrı, bizi herkesten, dış dünyadan keser atar. <b>Bu nedenle ağrı ve acı çekme, bizim ‘ne’

ve ‘kim’ olduğumuz hissini bölmeye, dünya ile olan ilintilerimizi kesmeye yönelik bir tehdittir. Bu tehdit de, ancak, paylaşma ile giderilebilir. </b>

&nbsp;
<p align=”center”>*    *    *</p>
<p align=”center”> -11-</p>
<b></b>

<b> </b>

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
<p align=”center”><b>ANTİK GREK TRAGEDYA’SINDA “CHORUS”   (II)</b></p>
<p align=”center”><b> </b></p>
<p align=”center”>(Theodor H. GASTER’in “Thespis”inden, sa.: 592-596)</p>
&nbsp;
<p align=”center”>EURIPIDES’in  <i>B a k k h a</i> ’larından   K o r o :</p>
<p align=”center”>Birinci Strophe</p>

Asya’yı dolaştım
Yüce Tmolos’u aştım,
Tanrımız Bromios’un uğrunda
Durmadan, yorulmadan koşuyorum.
Euhoi diye bağırarak
Bakkhos’un şerefine.

Birinci Antistrophe
Kim o, yolda gezen?
Çekilsin herkes damının altına,
Temizlenip kapansın bütün ağızlar;
Şimdi ben, Euhoi sesleriyle
Dionysos’u kutluyorum.

İkinci Strophe

Ne mutlu bahtı açık olana,
Ne mutlu tanrıların sırlarına erene!
Hayatını temizleyip günahlardan
Ruhunu Bakkhos’a verene!
Yıkayıp bütün kirlerini dağlarda,
Tanrının delisi olana!
Ne mutlu yoluyla kutlayanaKibele anamızın cümbüşlerini:
Ne mutlu, thyros’u sallayarak
Başına sarmaşıklı çelengi takarak
Dionysos’un ardından gidene!

Haydi Bakkha’lar durmayın,
İndirin Bromios’u Frigya dağlarından,
Getirin Dionysos’u, tanrı babanın tanrı oğlunu
Helen ülkesinin mutlu şehirlerine.

-12-

&nbsp;

İkinci Antistrophe

O tanrıdır ki, anası, eski bir zamanda,
Doğum sancıları içinde,
Çarpıldı Zeus’un yıldırımlarına
Can verdi düşürüp karnındakini.
O zaman Kronos’un oğlu Zeus
Aldı düşen çocuğu,
Görmesin diye karısı Hera,
Sokup kendi baldırına
Altın kancalarla kancaladı.

Sonra, Moira’lar vakti doldurunca
Zeus doğurdu boğa boynuzlu tanrıyı;
Başına bir çelenk taktı yılanlardan
Onun için Mainad’lar
Yılanları toplar, saçlarına örerler.

Üçüncü Strophe

Ey Thebai, Semele’yi besleyen toprak,
Takın artık sarmaşık çelenklerini
Açılsın çiçekler, açılsın
Güzel meyveli yeşil saparnanın!
Bürün yapraklarına meşelerin, çamların!
Giyin benek benek ceylan postunu
Süslen ak koyunların yününden örgülerle
Yansın elinde nartekslerin sönmez ateşi
Yakındır yeryüzünün korolarla coşup taşması.
Bromios geliyor, alaylarıyla, dağdan dağa,
Dionysos delisi kadınların
Gergeflerini, mekiklerini bırakıp
Kaçtıkları dağlara.

Üçüncü Antistrophe

Ey karanlık diyarı Kureta’ların
Girit’te Zeus’un doğduğu kutsal mağaralar
Orada icat ettiler, benim için,
Üç sorguçlu miğfer giyen Korybant’lar
Çembere gerilen deriyi.
Orada karıştı coşkun davul sesleri
Pgrygia kavallarının tatlı nefeslerine.
Korybant’lar davulu Rhea anamıza verdiler

Bakkha’ların çığlıkları arasında
Gümbürdesin diye.
Onu coşkun Satyr’ler Ana Tanrı’dan aldılar.
Sesini Korolara karıştırdılar,
Dionysos’a hoş gelen
Trieterit bayramlarında.
<p align=”center”>-13-</p>
&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

Epodos

Koşmak ne güzel dağlarda

Bakkhos alaylarının ardından!

Sarılıp gezmek benekli ceylan postuna,

Serilip yatmak toprağa!

Yakalayıp boğazlamak yaban tekelerini,

Kanlarını içmek, çiğ çiğ yemek etlerini!

Euhoi! diye bağırınca Bromios,

Atılmak Lydia’nın, Frigya’nın dağlarına!

O zaman yeryüzünde derelerle süt akar.

Derelerle şarap akar, bal akar;

Yükselir sanki yerden,

Lübnan buhurunun dumanları.

Bakkhos, Elinde kızıl alev saçan narteks,

Sihirli gür saçları rüzgarda,

Koşturur peşinden dağlara düşmüş koroları

Ve haykırır, ruhları coşturan sesiyle:

“Ey Bakkha’lar, koşun

Koşun Bakkha’lar!

Irmağından altın akan Tmolos’u

şenlendiren kadınlar!

Kutlayın Dionysos’u

Derin gümbürtülü davullarınızla;

Euhoi sesleriyle çağırın Euhois tanrıyı!

Frigya’dan koşup gelen güzel çığlıklar

Karışsın, sizi dağdan dağa koşturan

Kavalların tatlı seslerine.”

O zaman Bakkha, sevinç içinde,

Sıçrar, çayıra giden bir tay gibi

Anasının ardından;

Atılır bir ok gibi ileri.

&nbsp;
<p align=”center”>————–</p>
&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
<p align=”center”>-14-</p>
Tekst’te geçen  mitolojik terimler :

&nbsp;

Ben tekst’te geçen mitolojik terimleri klasik dört-beş İngilizce mitoloji atlas, ansiklopedi ve lügatlerinden aradım, aşağıdakiler hariç, diğerlerinin hiçbirine rastlamadım. Bunun üzerine, “The Chicago

University Press”in yayımladığı 4 ciltlik Eski Grek Tragedya’sından tekst’in orijinalindeki isimleri görmek istedim. Şayanı hayrettir ki, orijinal -İngilizce- metinde bu kelimelerin hiçbiri mevcut değildi;

Sabahattin Eyüboğlu hangi tekst’ten çevirmiş, THEPSIS’de yazılıd eğil, fakat orijinal İngilizce de çok daha uzun ve tekst’in içeriği çok daha farklı ve hemen hepsi Dionysos’u metheden mısralar. Bu ikilemi

çözemedim, bilen arkadaş vara lütfen bizleri aydınlatsın.

<b>Strophe</b> :   Şiirin tüm tekst’inin tüm kıta’larının (Stanza) aynı müzikle seslendirilmesine verilen isimdir.

<b>Bakkha’lar</b> :  Dionysos’un peşinden dağ bayır dolaşan ve ona hayran olan coşkulu kadınlar

<b>Tmolos</b>:  Lydia dağı – Bozdağ; Dionysos dininin kaynağı olarak gösterilir

<b>Bromios</b> :  Tanrı DIONYSOS’a  takılmış ad. Anlamı “gümbürtülü”. Yıldırımlar rasında doğduğu için verilmiş olsa gerek.

<b>Euhoi, Euhois Tanrı</b> :   Bakkha’ların “EVOHE” tanrısı, ‘Evian God’.

<b>Antistrophe</b> :   Şiirin her kıt’asının yeni bir müzikle seslendirilmesidir. Bu, ‘strophe’un kişi ve ‘anti-strophe’un koro tarafından, birbirlerine hitap ederek özellikle halk şarkılarını ve ballad’ları

yapılaştırır

<b>Kibele</b> :  (KYBELE): Akdeniz yöresinin Ana Tanrıçası; ‘bereket’ ve ‘doğurganlık’ temsilcisi.

<b>Thyrsos</b> :   Baküs = Şarap tanrısının simgesi, çam kozalağıyla süslü değnek; Leylak ve At Kestanesi gibi salkım biçimindeki ç,çek

<b>Moira’lar</b> :    Yazgı tanrıçaları. Adları: <i>Klotho</i>, <i>Lakhesis</i> ve <i>Atropo </i>’tur.

<b>Mainad’lar</b> :    “MAINAS” sözcüğü aslında Yunanca ‘mainomai’ fiilinden türemiş bir sıfattır. Tanrı etkisiyle kendinden geçen, coşup taşan ve doğaya, tanrıya karışarak öbür insanlara çıldırmış gibi

görünen bir kişi, özellikle kadın için kullanılır. <i>Bakkha</i>’ların başka bir adı.

<b>Thebai</b> :    Thebes – Teselya – Yunanistan

<b>Semele</b> :     <i>Kadmus</i> ile <i>Harmonia</i>’nın kızı; <i>Zeus</i> ile birlikte olur ve <i>Hera</i>’nın öğüdü üzerine, birlikte olduğu adamdan kendisini gerçek görkemi ile ortaya çıkarılmasını

ister. Zeus kendisini  yadsıyamaz ve istemeden kızı yıldırımla çarpar. Karnındaki çocuk kurtulur: Babası Zeus olan bu çocuk “Dionysos”tur.

<b>Narteks</b> :    Elinde kızıl alev saçan Lübnan buhurdanı

<b>Kureta</b> :      C u r e t e s :  Girit’li tanrıça Rhea’nın rakipleri. RHEA, Girit’in Lyktoz mağarasında ZEUS’u doğurduğu zaman, onu <i>Amaltheia</i> adlı nympha’ya teslim eder, Amaltheia da onu keçi

sütüyle besleyip büyütür, ama tanrı bebeğin seslerini <i>Kronos</i> duyup da öbür çocukları gibi Zeus’u da bulup yutmasın diye, Rhea çocuğun çevresinde Kureta’ların coşkun rakslarla tunç kalkanlarına vura

vura gürültü yapmalarını emretmiş, böylece çocuğun bağrışmalarını tunç sesleiyle boğuyormuş. Efsaneye göre kureta’lar iki ya da dokuz adetmiş.

<b>Korybant’lar </b>:    C o r y b a n t s :   Phrygia’lı tanrıça <i>Kybele</i>’nin rakipleri

<b>Pgrygia</b> :     P h y r i g i a (Frikya)

<b>Satyr</b> :       S r t y r o s : Yarı insan yarı hayvan orman tanrıları

<b>Trieterit Bayramları</b> :   “Dyonisos’a Hoş Geldin” bayramları. Yılda bir kez bağlarda üzüm asmaları ba-udanır ve hemen ardından “i<strong>ntesteria</strong>” adı verileni ek “çiçek bayramı” yapılır.

Bunlar genellikle seks serbest, kişisel mutluluğu özgürlükte bulan fest’lerle renklenir.

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
<p align=”center”>-15-</p>
&nbsp;

&nbsp;
<p align=”center”><b>BAKKHA’lar (Bakchai),</b> İsadan Önce 405 – Euripides   (Özet)</p>
<p align=”center”>(Aziz Çalışlar’ın “Tiyatro Oyunları Sözlüğü”, Cilt: I’ den)</p>
B a k k h a’ lar, Euripides’in ölümünden sonra, ‘Iphigenia Aulis’te, ve günümüze kalmamış olan ‘Alkmaion Korinth’te’ ile birlikte, Atina’da oğlu tarafından sahnelenmiştir.

<strong>Zeus</strong> ile ölümlü Kadmos’un kızı <strong><i>Semele</i></strong>’nin oğlu olan <i>Tanrı <strong>Dionysos</strong></i>, <i>Thebai</i> kentine insan görünümünde gelmiştir. Eski <i>Kral</i>

<i>Kadmos</i>’un kızı, <i>Agaue</i>, annesi Semele’nin kutsal mezarına gereken saygıyı göstermediği için, mezarını sarayın dışına, ormana kaldırmış; Dionysos da, başta Agaue olmak üzere, kentin kadınlarının

başına ‘çılgınlık’ hastalığını sararak, onları <i>Kithaeron Dağı</i>’nda kendisine çılgıncasına tapan bir topluluk haline getirmiştir.

<i>Agaue</i>’nin oğlu <i>Kral <strong>Pentheus</strong></i> ise, Dionysos’u tanımamakta diretmekte, <i>Kadmos</i>’un ve kahin <i>Teiresias</i>’ın uyarılarına kulak asmamaktadır. Kadınların cümbüş

yaptıklarını öğrenmiş olan Pentheus, birkaç kadını hapse attırmıştır. Genç bir rahip kılığında yakalanan Dionysos, Pentheus’un karşısına çıkarılır; Pentheus, kendisini sorgulayarak, bu tapınma biçiminin

ahlaka aykırı ve devlet için tehlike oluşturduğunu öne sürer; ancak, Dionysos, insanın doğasında yatmayan hiçbir şeyin ortada yer almayacağını söyleyerek kendini yanıtlar. Bu arada, bir haberci, Pentheus’a

kadınların uysal bir biçimde tapındıklarını; ancak çobanlar yakalamaya kalkınca, Agaue’nin azgınlaşıp, çobanları sürüleriyle birlikte kovalamaya başladığını bildirir. Pentheus, bu durumda kesin kararını

verir: Bakkha’lara karşı asker kullanacaktır. Dionysos, Pentheus’un aklını çeler; kadın kılığına girerek, kadınların yaptığı cümbüşü kendi gözleriyle izlemesi için onu inandırır. Nitekim, Dionysos,

Pentheus’u bir ağacın üsütüne gizler, ama Bakkha’lar kendisini görürler ve Pentheus’u aslan sanıp parça parça ederler. Agaue, elinde oğlunun başını zaferle sallayarak sahneye girer. Kadmos, kızının gözlerini

açar; Agaue de, yavaş yavaş kendine gelerek yaptığının bilincine varır. Dionysos ortaya çıkar ve Kadmos ile soyunu Thebai’den sürer.

<strong>Euripides</strong>, Bakkhalar’da, akıldışı olanın, duygusal taşkınlığın, gemlenemez itkilerin de insanın doğasında yattığını, ve bunların bir kez zincirlerinden boşaldıktan sonra insanın yıkımını da

hazırladıklarını; bilinçsiz kitlelerin, barış ve uyum ortamından çıkarak, çılgınlaşıp barbarlaşabileceğini göstermektedir. İnsanın tutku ve istemleri, sevecenlik ve sevincin kaynağı olabileceği gibi;

yadsındığı ve bastırıldığı zaman, yıkıcı hale gelebilmektedir.

<b>İsmail</b> <b>Ersevim</b>’in özet sözcükleri : Daha önceki çalışmamızda, yani “Antik Grek Tragedyası’nda ‘Chrorus’un Anlamı ve Önemi”nde, Koro’nun neyi temsil ettiğini açıklamaya çalışmıştık. Bize göre,

EURIPIDES Bakkha’larında  k o r o ’yu  <i>o zamanın</i> <i>kültürünün değer</i> <i>yargılarını</i> <i>belirtmek </i>için kullanmıştır: An, D i o n y s o s’un devridir ve tüm evren bunu kutlamaktadır. Yoksa

‘Chorus’ burada ne “ideal bir seyirci” ve ne de bir “paylaşım” olayıdır.

*     *     *