Kategori arşivi: Meditasyon

Meditasyon

Meditasyon

                              M E D İ T A S Y O N

 

           

            M e d i t a s y o n (Meditation), sözcük anlamı açısından “düşünme” olarak yorumlanabilirse de, esasında, “derin düşünme”, “istiareye yatma”, “irdeleme”, “kararlı ve azimli bir şekilde fikirlerini yeniden gözden geçirme”, “uslamını kullanarak düşünme” gibi birbirlerine yakın, çeşitli anlamları içerdiği gibi, çok özel anlamda, stres atmak, zihni takıntılı fikirlerden temizlemek, ruh ve vücut (maddi ve manevi varlıklar) bütünlüğünü perçinlemek için kullanılan bir tür ‘iyileştirme, kuvvetlendirme, şifa’ yöntemidir de. İşte bizim size sunacağımız kurs, bu sonuncuyu hedeflemektedir.                                                               

             İnsanoğlu, Hazreti Adem zamanındanberi düşünür. İlkel devirlerde bu, prensip olarak etrafı tehlike ve doğa güçlükleri ile dolu bir çevrede korunma ve yaşamının bekası etrafında odaklanırken, yüzbinlerce yılın yaşamının sonucu, doğa-fizik ve ortamın sinir-beyin sistemiyle karşılıklı etkileşim sonucu gelişen savunma ve “düşünme” mekanizmaları sonucu, çok daha yüksek düzeylerde yaşayan ve fakat bu kez kendi ‘yaratıcılığının’ (?) kurbanı olan bir mahluk haline gelmiş ve doğadan daha çok tahripkar gücünü kanıtlamıştır. Yani bugün insan, “kendini kendinin gazabından kurtarma” savaşındadır ve çıkar yol bulamayıp bunalmıştır. “Problem çözememe”, “Stres”, entellektüel yaşam gayretinin en büyük düşmanlarıdır. “Sürekli sıkıntı = Anksiyete (Anxiety)”, dolaysız gösterilerinin ötesinde çeşitli “fobik” ve “obsesyonel” klinik gösterileriyle, hem yaşam hazzımızı eksiltmekte, ve hem de psiko-somatik birçok rahatsızlıkların oluşumuna neden olmaktadır.
 

            Bu nedenle, bu gün, insanlar, kültür düzeyleri ne olursa olsun, hem yaşamlarını sürdürmek ve hem de sıkıntıdan kurtulabilmek için, insanlık tarihinde hiçbir kez görülmeyen yüksek düzeyde, çeşitli yöntemlerle bu sıkıntıyla başetme yolundadır: Psikoterapi, ilaç tedavisi, falcılık (Kahve, iskambil, bakla), Tarot yorum ve tedavileri, Akupunktur, Yoga, Zen-Budizm, Hoca üfürük, dua ve muskaları ve her tür meditasyon. İnsanın kendi kararını kendi verme hakkına çok saygın olmakla beraber, bir hekim ve analist olarak, ben tabii bilimsel olarak daha çok kanıtlanabilir, sonuçları ölçülebilir ve aynı zamanda “insan” faktörünü sinesinde barındırabilir yöntemlere daha çok saygı göstermekteyim. Bu itibarla, hekim-hasta ve her tür terapi ilişkileri en başta gelir. Ama, alternatif metod’ların güncel olduğu, ve ekonomi’nin hepimize bir yaşam yükü olduğu bu günlerde, m e d i t a s y o n, her yerde her zaman, bedava ve çok etkili olarak yapılabileceğinden, bence gün geçtikçe çok daha önem kazanmaktadır.
 

             Memleketimizin genel kültür düzeyi düşünülürse, bu tür “Oriyantal” kokan bir yaklaşımın her tür ticari spekülasyona açık olabileceği de aşikardır. Önceden bilinmeyen Hint’li ya da Çin’li bir isim, hemen bir ekol (?) oluşturuveriyor. Bence çoğunun bir “Placebo” etkisi var. Çok da şişmanlamamak için yarım paket çikolata yiyip, iki kilometrelik bir yürüyüş yapıp “Oh, şifalar olsun!” diye kendi kendinize bir telkinde bulunursanız, hem anlamsız Akupunktur iğnelerinden kurtulmuş ve hem de kendinize bir hizmette
bulunmuş  
olursunuz.
 
 
                                          
                                 -2-
  

            Çoğu samimi dilek ve niyetlerle ortalıkta dolaşan bir sürü “meditasyon” türleri var. Bunların hiçbirine girmeyeceğiz, zira, kendinizi samimiyetle verdiğiniz ve acaba ne yapabilirim” diye düşünebildiğiniz hemen her alan size kısmen olsun yardımcı olabileceği için, şu iyidir, şu kötüdür diye bir polemiğe girişmek bizi hiç bir yere götürmez. Bizim, Cambridge-Massachusetts’de, MAHARISHI INTERNATIONAL HOUSE’da, Maharişi YOGİ’nin bizzat öğrencilerinden öğrendiğimiz ve 1977’denberi uyguladığımız: T r a n s c e n d e n t a l   M e d i t a t i o n’ın, kendi öz ve iç kudretinizden başka hiçbir kaynağa dayanmadığı, bilimsel olarak da (Yakın arkadaşım, dahiliyeci Dr. Deepak CHOPRA’nın birçok kitabında) bilimsel olarak kanıtladığı gibi, “kafanızı kendinizin kötü düşüncelerinden arıtma” prensibinden daha doğru ne olabilir? Kendinize örnek olarak hüçbir din, inanış ya da doktrin’i rehber olarak seçmek zorunda değilsiniz. Bu yöntemle, “DÜŞÜNMEMEYİ” ÖĞRENİYORSUNUZ; kendinize bir “arıtma”=Catharsis uyguluyorsunuz, müshil alır gibi. Bu kadar basit.

   

                                                                      *

                 Edebiyat ve düşün tarihinde, “Meditasyon” denince, tabii bizim çalışacağımız sistem’i esas almayan, daha ziyade klasik “derin, bilinçli düşünme”yi esas alan, eski Roma İmparatorlarından Marcus Aureleus ANTONINUS (121 AD (Rome) – 180 AD (Vienna)’un meşhur ve ilk “Meditations” kitabına biraz yakından bakmayı borç bildik.
            

                 Marcus Aurelius,  “Meditations” (Düşünceler) kitabını, Roma topraklarını istilaya çalışan German kabilelerini yatıştırmakla savaşırken yazmıştı. Bir şair ve filozoftu da. Kendisini evlatlık edinmiş olan İmparator ANTONINUS PIUS ile birlikte Roma’yı 19 yaşındanberi yönetmiş ve sonra, PIUS’un A.D. 161’de ölümü üzerine, yalnız başına 19 yıl süresince sulh içinde yönetmiştir. Felsefe alanında, kendinden 500 yıl önce yaşamış, Helenistik dönemde çok etkili olmuş Stoacılık Felsefesinin kurucusu ZENON’un (M.Ö. 336-264) prensiplerini benimsemiş, onlarla yaşamış ve onları yaşatmaya çalışmıştır. Kitabında da bunları savunur.

 

                  Ben sizlere, S t o a c ı l ı k  hakkında,  Ahmet CEVİZLİOĞLU’nun “Felsefe Sözlüğü”nden ve “Meditations” hakkında da, ingilizce orijinal bir kitaptan bir iki sahifelik özet hazırladım. Genel kültürünüz içn faydalı olacağını umarım. 

                  “S t o a c ı’lar, yaşamın amacının “mutluluk” olduğunu savunur. Onlar, ruh’un başlangıçta “boş bir levha” olduğunu, ruhu bilgi ile doldurmak için algı’ya gereksinim olduğunu savunmuşlardır. Algı’dan sonra, algı’nın aktüel nesne’si (subject) ortada olmadığı zaman, zihinde bir anı, bir bellek imgesi kalır ve deneyim, dolayısıyla bilgi, işte bu benzer anıların çokluğundan oluşur.                                                                

                                                                          ”

                  Bu, nominalist ve empirist anlayışla, pek tutarlılık olmayan içinde olmayan akılcı bir görüş benimsenmiştir. Temel birim: B a s i t   ö n e r m e ! Kişi, 14. yaşına doğru, a l g ı l a r d a n   d o ğ a r. İnsan, “gerçekliği”, ancak akıl yoluıyla bulabilir (Bir tür Kant’çı!). “Doğruluk”un ölçütü, “algı”nın kendisindedir; algı, ruhu onay vermeye, tasdik etmeye zorlayan bir öge’dir.                                                                                                                                                 
                                                                          -3-

                  Kozmolojik olaral, STOA’cılar, SOCRATES öncesi   d o ğ a   f e l s e f e s i’ ne başvururlar. Esas, HERAKLEITOS’un dünyayı, ana madde olarak: “ateş” + “logos=bilgi” öğretisini ödünç almışlardır. E v r e n  =  g e r ç e k l i k  =  e t k i n (Evren düzeyinde: ‘Akıl’ + ‘Tanrı’)  +  e d i l g e n   ö g e (=madde -her tür nitelikten yoksun-)  Evren’de gözlenebilir olan  d o ğ a l   g ü z e l l i k, bir düşünce ilkesinin, yani herşeyi insanın iyiliği için düzenlenmiş olan bir Tanrı’nın varoluşuna işaret eder.   T a n r ı, dünyanın aklıdır. İ n s a n’ın bir bilince sahip oluşu, ‘dünya’nın da bir bilinci oluşunun göstergesidir. T a n r ı, “tinsel” bir varlık değildir, “maddi” bir yapıdadır; e v r e n  düzenine içkin (varlığın yapısına karışmış, varlığın içinde var olan), etkin bir ateş’tir. O, aynı zamanda, cisimler dünyasını oluşturan öğelerin kendisinden çıkmış olduğu bir kaynaktır. Bu öğeler Tanrı’dan doğar ve daha sonra, yeniden Tanrı’ya dönerler.            

                Tanrı, dünya’dan ayrı değildir, dünya’nın bir cismi ya da madde’sidir; fakat, daha ince bir varlıktır. İlk öğelerin hareket ettirici ve biçim verici ilkesidir. 

                Yaşamın amacı olan mutluluk, “erdem”den, yani ‘Doğal Yaşam’dan, doğa’ya uygun yaşamadan, insan eyleminin doğal yasayla uyuşmasından, insan’ın iradesinin Tanrı’nın iradesine uygun düşmesinden meydana gelir.

                 E r d e m, biricik “iyi”dir; h i s  olarak (Bliss), yalnızca doğa’ya uygun olan“iyi”dir.        
                
İnsan için en önemli erdem,  b i l g e l i k’tir.
   İ n s a n  kendisini dünyanın gidişinden sıyırıp ayıramadığına göre, yapılacak en iyi işdünyanın gidişini olduğu gibi benimsemektir.

                                       

                 Marcus AURELIUS’un  Me d i t a t i o n s” (Düşünceler)’undan erdemli sözler :

           1.   Büyükbabam Annius VERUS’tan iyi bir ahlak sahibi olmayı ve öfkemi kontrol etmeyi öğrendim
          
2.    Babam, beni evlat edinmiş olan Antoninus PIUS’tan alçak gönüllü olmayı ve bir erkeğin Nasıl hareket etmesi gerektiğini öğrendim.            
          
3.   Annem’den (Domitia CALVILLA -Lucilla-) şefkati, hayırda bulunmayı ve birçok ihtirasıGemlemeyi; günümüzün zenginlerinin yaşam tarzından uzak, her türlü şeytani düşünceler-den ırak, basit-sade bir şekilde yaşamayı öğrendim.             
           
4.     Dedemin babası Catilius SEVERUS’tan, devlet okullarına gitmeyip, evde iyi eğitmenler tarafından tahsil terbiye görmeyi ve bu konuda hiçbir masraftan kaçınılmaması gerektiğini öğrendim.                 
           
5.    Şehrin valisinden, sirk’teki oyunlarda ne yeşil ne de mavi parti’ye ait olmamayı; Hipod-rom’daki gladyatör oyunlarında ne PARMULARIUS ve ne de SCUTARIUS tarafını tutmamayı; ellerimle çalışıp az kazanmayı yeğlemeyi, diğer kimselerin işlerine karışmamayı, iftiracıları dinlememeyi öğrendim.             
           
6.    Tutor’um DIOGNETUS’tan, harika şeyler yapan, şeytanlarla temasta olan; bıldırcın gü-reşlerine para yatırmaktan, onları o niyet için üretmekten ya da kumar oynayanlardan uzak durmayı öğrendim. Yatağında bile prensip itibariyle basit bir yatak ve deri bir yorgan ile yatabilmeyi; özellikle Grek disiplinine saygı gösterip, gençleri dinleyip, gerekirse yazılı iletişimde bulunmayı öğrendim.             
          
7.     Filozof Junius RUSTICUS’tan, karakterimi geliştirmeye ve disipline gereksinim olduğu-na, bunun için de STOA – Stoisyen felsefenin hükümran olabileceğine kanaat getirdim.Hayali, su götürür şeyler üzerine yazmaktan çekinmeyi, kendimin çok disiplinli, şiir ve Edebiyat bilen biri olarak göstermemeyi, ev içinde sokak giysileriyle dolaşmamayı; Rusticus’un Sinvessa’sından anneme yazdığım gibi basit, sade bir lisanla yazmayı; bana hakaret etmiş olanlara bile saygı göstermeyi, barışmak için her tür ödüne hazır olmayı, bu konuda yazılı bir metin verdilerse onu dikkatle okumayı öğrendim.               
          
8.     Katı Stoik Filozof APOLLONIUS of Chalcis’ten düşünce özgürlüğünü ve konuda anaHedeften ayrılmamayı, bir an için düşünme hariç, gözlerimi başka hiçbir şeye odaklamamayı öğrendim. İsterseniz derin bir acıdan, çocuğunuzun kaybından ıstırap çekin ya da uzun bir süre hasta olun, yaşam prensiplerinizden ya da felsefi görüşlerden hiçbir fedakarlıkta bulunmamayı öğrendim.               
          
9.     PLUTARCK’ın yeğen (ya da torunu) SEXTUS of Chaeronea’dan, bir ailenin, babacan birEdayla idare edilmesi gerektiğini; doğa’ya yumuşaklık ve rahatlıkla, arkadaşların gereksinimlerine ilgiyle bakmaya, kültürsüz kimselere nasıl bağışlayıcı olarak bakabilmeyi, kat’i fikir sahibi olanları da olduğu gibi kabul etmeyi; kudretli ihtiraslardan uzak fakat olabildiğime çok duyarlı kalabilmeyi öğrendim.               
          
10.   Frikya’lı Gramer’ci ALEXANDER’den, başkalarının söz ya da yazısından kusur bulmamayı; tuhaf ya da egzotik ifadeleri kullananlara hor bakmamayı öğrendim. 
           
11.   Belagat alimi (rhetorician) Platonik FRONTO’dan ve genellikle titan’lardan, baba sevgi-Sinden ırak ve masun; PATRICIANS diye adlandırdıklarımızda gözlemlediğimiz iki yüzlülük ve riyakarlığı göstermemek gerektiğini öğrendim.                 
           
12.   Kardeşim SEVERUS’tan gerçeği ve adaleti sevmeyi; CATO, BRUTUS gibi büyük isim-lerin inandıkları ve hayatlarını verdikleri, bir Devlet idaresinde “eşitlik” ve “konuşma” özgürlüklerinin, özetle herhangi bir monarşi’de “kişilerin özgürlüklerinin” ideal olduğunu öğrendim.” 

                Sayın İlhan Güngören’in “Meditasyon ve Zazen” adlı eserinin önsözünde gayet erdemlice söylediği: Kesinlikle yanlış yapması olasılığı olmayan en büyük usta, kendi doğamızdan başka biri değildir!” vecizesiyle yazımızı bitirelim.

                                                             ————
            

                 Şimdi, İngilizce‘yi ikinci dil olarak seçen ve literatür okuyabilme zevkine sahip kardeşlerimiz için, “direct” olarak yazılmış bazı metinler sunup, yorumlarını kendilerine bırakalım.

  

                 “Well, some schools declare that, “Meditation, is a science of creative intelligence of mankind.” Even though we do not know whether the animals, at least the mammalians, do meditate or not, it might be so for human beings. On the other hand, since “science” means “an objective system of things that if applied according to certain methodology  and principals, its results could be proven everywhere just the same” in the simpliest sense, such “internal bliss”, could not be put on the same measuring scale, similar to of any other abstract things, like happiness, sorrow or any quality of feeling, therefore it is a little bit unfair to absolute concrete sciences like mathematics, physics and chemistry, to call ‘meditation’ just the same as ‘science’ as they are. Nonetheles, if applied properly, the positive results of such indulgence effect human beings so delightfully and ascend them to the skies up to the eternity so-to-speak, we can be sure about its nearly scientific outcomes in the service of mankind.

 

            “Generally asked question is: ‘What meditation provides?’

            “If we can look up to the nature and dynamics of life, we see one of the most essential elements of it being fulfillment. So, first, it does “fulfill”.

            “Secondly, as human beings, during life struggle, due to our weaknessess, under some circumstances, we may suffer. Meditation, through using the creative intelligence lessen the burden of suffering to a bearable degree. From another angle, meditation, eases up problem solving, forcing you to locate your thoughts right in the heart of the problems.

           

“Through twice daily practicing it, one can enrich the reservoir of thinking, hope and problem solving abilities, thus our creativity is constantly functioning, rewarding and ascending. Our sensory organs, also being motivated with our “will-to learn”, “will-to experience”, following the pathways of natural evolution of life, sharpen our motor-perceptual abilities, bringing us close to superior degree of performances. You can “re-call” better too. Through elevated self-confidence, feeling more happy, one learns how to hinder the number one enemy of modern times: Stress. You manipulate the environment in the service of bettering your interpersonal relationships, comradships and sharing. You are more acknowledged of yourself and the universe around you.

 

            “Through practicing meditation, we also are entering in dialectic teaching, as PLATO had first described it as a technic that indicates mind reaches the idea of “good”. It also reaches the point of studying of human consciousness and having him take more  and more responsibility in its management, consequently of being a better human being and a better citizen.

           

            “Of course, we are practicing “trans-ascending meditation”, coming right from the Brahmins, as described in “Upanishads”. It refers to an “absolute” part of  BEING that is unmanifested part of the EXISTENCE and the basis for thought energy, also the ultimate reality of creation, the eternal truth, and what there was, what it is and what shall be. Being does manifest itself, primarily in the form of “prana” (breathing) -which is the absolute of power and nature of Being-, and later on in the form of “mind” (thinking): this is the duality of existence. Being, is the basis for “thinking”, and thinking is the basis for “doing”.    

  

            “No question that during meditation seances, the whole body rests up and a tremendous amount of energy is being compiled. That’s why, in old countries where this type is meditation is exercized, the teachers used to advise “not to drive cars on the street right after the meditation.” Again, during the seances, the pulse, breathing, blood pressure, lactate level in the blood all fall below the normal values; contrary to these, the skin’s resistence is raised which is good also.

 

            “According to some Indian and Chinese yogies, to inhale and exhile, involve the negative and positive energy levels in the universe at any given time; thus, “taking in” (Yang) and “taking out” (Yin) are the most two essential movements that help to regulate your body electricity and have you relaxed. By the same token, according to some Indian yogis, in the universe there is a cosmic energy (prana) that when this very consantrated energy is taken in and out regularly, added with meditation, can heal soul and body from many illnesses, at least those energies are transferred to the personal psychic energy.

 

“Of course, there are various types of meditations since it is known from old Roman Emperor Marcus Aurelius ANTONINUS (A.C. 121 – A.C. 180) also a poet who is very famous for his book “The Meditations”-the first on the subject-, emphasizing principally on the Stoistic philosophy of Epictetus, and many others, including some religious currents which encourage “to think deeper in thought and praying” and alike are also considered as “meditation”. What we mean here, “just meditation in the form of meditation”; no prior ideas or anything to focuse on, to clarify, to enlighten nothing at all. Your qualified teachers here, all trained and educated in Sanskrit philosophy and Eastern religions, shall meet you in small groups, giving you some instructions and knowledge of “what to do”, in fact, “what not to do”, and at the end, your “mantras” will be given you after small personal ceremonies held before fireplaces in old Sanskrit style.

 

            “In addition to these, I think it will be proper to acknowledge you about a little bit about “YOGA exercises” and “ZEN-Buddhism” in spite of the fact that I am neither a Yogist nor a Zen-Buddhist!

 

            “I know very little about Zen and Zen Budhism. What I know, had been through my interest in Meditation, consequently reading some related books, like “How Zen Thinks?”. It is already a very quiet, personal, rather passive and self-contained occupation that does not offer too much challenge it seems to me, at least to my personality patterns which are more externalized, shared and used collectively with the people who I belive I am under the obligation and be service of. On the other hand, I confess, it could be one of the most graceful methods of improving oneself if one needs it and wants to find out. I, wherever I am, trying not to change anymore perhaps, but to refine more whatever I have in my hands, if I can. Nonetheless, since I am the President of New Atlantis Republic, I have an obligation to my people what we offer here and what is our thinking process and philosophy about the phylosophical, social, psychological existences and activities we offer in this land.

                  

“ZEN, crystallizes all of the philosophy of East. However, it is not an ordinary, phylosophical systems, founded upon logic and analysis.

            “Zen, in the sense of intellectual analysis, has nothing to teach us. One would say it is quite chaotic. They do not have any secret books or dramatic tenets. In a way, while practicing Zen, we teach ourselves and Zen merely points the way.

 

            “Zen, claims to be Buddhism. Having no philosophy and all doctrinal authority is denied; however, it is not a nihilistic, self-destructive discipline; contrariwise, it is eternally affirmative, however of what?

            “Zen does not deny the existence of God but “No God in Zen” that is neither denied nor insisted upon, as it is in either Jewish, Christian and Muslim faiths. Thus, in a strict sense, Zen, is neither a religion nor a philosophy. The principles of it are rather a kind of bundles of flowers, some precious metallic or wooden pieces here and there, in a garden (of Eden?).

 

Zen, is the spirit of a man, Zen proponents say. He believes in the inner beauty, goodness and purity (So, all the other believe systems and religions) The legend says, when SAKYAMUNI was born, he lifted one hand toward the heavens and pointed out the earth with the other, exclaimed: “Above the heavens and below the heavens, I alone the Honored One!” Don’t you think he had referred to the uniqueness and God-like values of human existence and spirit in spite of the fact that he is mortal? To me, it carries an existentialistic value: Be aware of your existence, don’t question, cherish it, honor it, do whaetever you can while existing!

 

            “Zen is not confounded with a form of meditation either. Zen purposes to discipline the mind itself while he may pursuit in a form of meditative style. In classical “meditation”,  a man has to “fix” his mind on something: God, infinite love; or, concentrating on any subjest at all to study deeper, to analyse, to solve whatever it might be that precisely a Zen avoids to do. This way, to me, he is coming pretty close to Maharishi’s Transcendental Meditation, however, to my knowledge, Zen does not posses a “mantra”. Zen defies any kind of concept formation, or having any concrete feelings experienced.

 

            “As we know, BUDDHISM means “enlightenment”, as its root word “Budh” means “to wake”; Buddha was a personalist and urged his folllowers to “value their personal experience, above of everything, of emancipating self from the bondage of birth and death”, as human beings long for immortality, eternal life, liberation and absolute freedom.

 

            “As to ZEN, he seeks “reality” and this can not be found in “conformity”, he goes beyond formality to reality and says: “Be the living truth itself”, or, simply “Be!”.

 

“Now, just a little bit about Yoga.

                                                           

             “In Yoga too, as Zen a little bit farther than I for my body is as conservative as my soul and I do not exhibit my body as I do not stage my thoughts and feelings, unless necessary. No doubt, it is a mastery over your own ‘physical’ weaknesses, therefore how one would like to ascend his (or her) psychic abilities and turn to different methods of doing it, like meditation, psychotherapy, analysis and alike, one could do the same for the physical aspect of his beingness. Nonetheless I feel strongly that, Yoga and like mastery works, besides their being a little bit overly used if not abused commercially, beyond medical logic, care and ‘repair beyond maintenance’ is a little bit luxury for me. However, while having “Meditation” classes our teachers had taught us some basic poses of our bodies, no doubt were quite useful, but that’s all.
           
 

            “So, again, being a responsible President about my people’s health and occupations, deeds to become a true master of self, both psychologically and physically, at the end to become a better person and a better citizen, I endorse every legitimate human art be performed. Natural human aggression that springs from our inner sources, have to be controlled in artistic and esthetic ways, particularly here in the New Atlantıs State since we do not precribe the other ways to outlet the aggression first, then feeling sorry and try to remedy that is a vicious cycle anyway, the importance of Sports -that cannot bring any commercial benefit to anyone under our circumstances- and humanly controlling devices, like Yoga, deserve a lot of respect.

 

           “Thus, let me tell you a few words about Yogi’s world views and Yoga itself.

            Yogi’s look at the daily living is “a crisis”, and his reflections of the characteristic of collective unconscious. In order to bring our planet back into ‘balance’, it is to re-gain of our personal balances through a nearly perfect control of the body and the mind with proper self-discipline.

 

            “The yogi sees life as a triangle; “birth” is the first corner- starting point of this triangle, then a “growth-anabolic”phase going upward, reaching the second point of the triangle, then “decline-catabolic” phase, down to death which would not be the final point, indicating the “life after” which deals with birth again.

 

            “The ancient wisdom of Y o g a, incorporates five basic principles: Proper movements-“exercises”, Proper “breathing”, Proper rest-“relaxation”, Proper diet-“nutrition” and, Deep thinking-“meditation”. The most modern classification of  M e d i t a t i o n   P o s e s, comprises eight basic elements, including above mentioned ones:

 

1)      Y a m a :  The ethics,

2)      N i y a m a :  Religious observances,

3)      A s a n a :  Body postures,

4)      P r a n a y a m a :  Breathing exercises,

5)      P r a t h a y a r a : Withdrawal of senses from objects,

6)      D a r a n a :  Concentration,

7)      D h y a n a :  Meditation, and,

8)      S a m a d r i :  Superconsciousness.

   

  

            “Old Chinese, had a saying: “Truly a flexible back, makes a long life!”. As a medical man, I suscribe to that and also add, “…brings a lot of children too!”

 

            “Therefore, as an extension of the brain, to keep the spine well-maintained, meaning “strong and flexible”, is the most single important goal and expectation of Yoga exercises.

External massages and Prana-acupuncture that is given to body to keep the flow of nerve energy also can keep one going quite smoothly.

 

            “Considering the body-soul twinship, the spiritual aspect of Yoga exercises is also of prime importance since, the yogis believe the Science of Yoga also gives a practical and scientifically well-prepared method of finding truth in religion (or life!).

 

            “Thus, the Yoga exercises, step-by-step carry through, besides their physical implications of them, the spiritual principals too, paralyzing -so to speak- in and outsides; via practicing Bandhas (application methods of muscular locks) and Mudras (application of  HATHA Yogic Postures, to maintain the nervous systems’ electric currency to provide a “Serpent Power”- Kundalini Shakti); doing right breathing, modulating the sense perceptions if and when necessary, concentrating and meditating intensely; thus, reaching a better mental balance, and, at the final analysis, realizing the “Supreme-Super consciousness”, having the “Personal I, Ego”, to merge with “God”, who is undeniably a Supreme Ego.

      
            “There are three kind of  b a n d h a s :

 

      1)      Chin: Jalandhara bandha,

      2)      Anal : Moola bandha, and

      3)      Abdominal :  Uddiyana bandha.

 

     “Only through Yogic breathing, concentrating and  m u d r a s  (that latter comprises the stimulation of chakra centers located in the astral body) one can achive “bliss” (ananda). There are the six most important centers to cite:

 

1)      m u l a d h a r a, (four petals), located at the lower end of the spine,

2)      s w a d h i s t h a n a, (six petals), located at the genital organs,

3)      m a n i p u r a, (ten petals), located at the navel,

4)      a n a h a t a, (twelve petals), located at the heart, 

5)      v i ş h u d h a, (sixteen petals), located at the throat, and,

6)      a j n a, (two petals), between the two eye-brows.

 

            “A seventh one, with one thousand petals, s a h a s r a r a, is at the center of the brain. Needless to say, ecah one of these centers, from a scientific point of view is a nerve plexus.

       

  

“Lastly, as a technical information, I would like to cite “body poses”. We were taught first, PADMASAN – “Lotus Pose”. You seat legs crossed, soles touching the opposite sides of the abdomen, knees also touching the ground, hands are on the chest, as if praying.

 

            “The others, are of different combinations of the extremities. In SIDDHASAN, legs crossed, one is buckled under the body, right foot above and touching the body. In MUKTHASAN, the heels close to pubic bone, body erect. In VAJRASAN, one keeps practically the kneeling situation. In SWASTIKASAN, is the ankle-lock pose; one leg is forward, the other touches the inguinal.

 

            “There are twelve Soorya Namaskar exercises which include erecting straight-up,

bending to various poses, extending your limps, being on one or both of them, completely buckling down to the earth while putting your palms adhered to it. Of course these movements include inhalation and exhalation exercises and indeed stage a nearly perfect human gymnastic show: Healthy and mighty.

 

             “So, I tell all of you:  Pratinandati Nirvanam (Welcome Bliss!)

                                         

                                                                        *       *          

                                                                           -1-

              Yine ana dilimiz TÜRKÇE’ye dönelim:

              T.M.’nin  TARİHÇESİ   (Jack Forem’in “Transcendental Meditation”dan özet alıntı):

 

              “İnsan olgunlaştıkça, Doğa’nın göze görünmeyen kudreti, insanın varlığının yüce nedenini yeniden değerlendirmek için, onun görüş alanına girer. İnsanoğlunun uzun süreli yaşam öyküsü, arada bir böyle ideal patern’lerin önce gözden kaçtığı ve sonra onu yeniden yapılandırdığı sürelerle doludur.”

                                                    Maharishi Mahesh Yogi

  

              Mesel-Eğitici öykü (Parable) :

 

              Yıllar öncesi, geniş bir ırmağın doğu kıyısında kurulu bir çiftçiler köyü mevcutmuş. Çiftçiler her gün ırmağı geçer, batı kıyısındaki sahilde çiftçilik yaparlarmış. Birçok boluuk yılları birbirlerini izlemiş ve hasat çok verimli olmuş. Toplanan buğday ve benzeri ürün, yıllara yetip artacak kadar çoğalmış. O hale gelmiş ki, ambarlar dolup taşmış ve çiftçiler artık ırmağı geçip de karşı sahile geçmez olmuşlar.

 

              Böylece yıllar geçmiş; kimse yerinden kımıldamamış; kayıklar kullanılmamaları nedeniyle çürümüş ve yenileri hiç de yapılmamış. Köyde herkes mutlu olduğu için hiç kimse bu olanların farkında olmamış. İşin kötüsü, kayık yapımını bilenler de ya yaşlanıp ölmüş ya da başka yerlere göçmüş. Ahali, civardaki ağaçlardan meyva ve böğürtlen yiyerek yaşamlarını sürdürmüşler.

 

              Zamanla köyün nüfusu artmış ve kuraklık yılları gelip çatmış. Yedek yiyeceklerin hepsi tükenmiş. Ahali, geçinmek için gereğinden çok fazla çalışmak zorunda kalmış. Toprak, ekilip biçilmediğinden de verimliliğinden de kaybetmiş. Sonuçta, köy ve köylüler gitgide fakirleşmiş ve sürekli fakru zaruret içinde bulunmak bir yaşam biçimi haline gelmiş.

 

              Bir gün, maceracı bir adam, o köy civarındaki çok yüksek bir dağa tırmanmış. Tepeden aşağıya baktığında, köyün bulunduğu nehrin karşı kıyısında çok verimli, yepyeni alanlar gözlemlemiş. Hemen köye koşup bu haberi onlara iletmiş. Mamafih, yalnızca yeterinden çok bilginin varoluşuna karşın, karşı sahile geçecek bir araca sahip olmamaları nedeniyle, fakirliklerinin ve sefaletlerinin arttığının farkına hep birlikte varılmış.

 

              Bir raslantı eseri olarak, yaşlı ve fakat erdemli bir adam, köyden geeçiyormuş. Çiftçilerin dertlerini öğrenince onlara eski zamanlarda “sandal-kayık” denilen bir tür taşıma aracının varlığını söylemiş ve üstüne üstlük, nasıl inşa edilebileceğni de tarif etmiş. Köylüler ilgi gösterince, bir de kayık yapım okulu açmış.

   

  Böylece köy yeniden gelişmiş, gerekli bilgileri öğrenerek, eski günlerde olduğu gibi, ferah ve şen şakrak yaşamaya yeniden başlamışlar.

              İşte öykünün de belirttiği gibi, MAHARISHI’ye göre, insanoğlu bugün yeterli bilgisi
olmadığından ıstırap çekmektedir. 

              Bir az önce insanoğlunun bazı niteliklerini “yeniden hayata geçirme” periyot’larının ilki, aşağı yukarı 5000 yıl önce, LORD KRISHNA’nın “Bhagavad Gita” adlı klasik mitoloji kitabında, gelmiş geçmiş zamanların en usta ve yürekli savaşçısı Arjuna’ya verdiği “öğreti” gelir.

 

              Bununla birlikte, 2000 yıl içinde “öğreti” kayboldu ve yeniden, BUDDHA tarafından hayata getirildi.

              M a h a r i s h i , BUDDHA hakkında şunları söylüyor:

              “O”nu mesajı, birçok öge’leri bütünleştiren bir alaşım’dır.

              “O”, ‘varoluş-mevcudiyet’i (Beeing), ‘düşünme’ ve ‘yapma’ ile bütünleştirerek “yenileme” sürecini başardı. Bununla birlikte, O’ndan sonra tarih kendini yineledi: İzleyicileri, yaşamın bu farklı alanlarını sistemli bir şekilde etkileşime koyamadı. V a r l ı k (Beeing)’ın “iyi”, “dolu dolu” bir yaşam şeklinin temeli olduğu öğeleri, yine karanlıklara gömüldü.

 

               O, bir kez, açıklanmış olan “hayatın gerçeği” neden kaybedildi? Ne bundan sorumludur?

               MAHARISHI yazıyor:

               “Her bir öğretmen’in (sayılı erdemli kişi’nin) talihsizliği şuydu: Öğretmen kendi “bilinç düzeyi”nden konuşurken, izleyici-öğrencileri onun öğretilerini “kendi düzeyleri”nden algılıyorlardı. Sonuçta, zamanla ‘öğreten-öğretmen’ ile ‘öğrenen-öğrenci’ arasındaki arasındaki açıklık gitgide açıldı. Bu “bilgi’nin trajik’liği”, yani onun cahil ellerde yön değiştirmesidir. Bu verici ve alıcı bilinçlilik düzeyleri arasındaki farktan dolayı, kaçınılamaz bir olgudur.”

 

               2,500 yıl önce, “öğreti”, SHANKARA tarafından yeni revizyon’a tabi tutuldu. “Upanishad”lar, “Bhagavad Gita” ve “Brahma Sutra” lar hakkında çok bilgilere sahip olan bu erdemli kişi, entegre olmuş (bütünleşmiş) hayatın ‘erdem’ini yenilendirdiği gibi, Hindistan’ın dört bir köşesine yayılmış dört esaslı eğitim kurumları tesis etti. Yine, maalesef, yüzyıllar süresince, bu eğitimin teemel öğeleri de yine karanlıklara gömüldü.

 

*

 

               1959 yılında Birleşik Devletlere, Hukuk eğitimini bitirdikten sonra ayak basan MAHARISHI, 1971 temmuz’unda, Amherst-Massachusetts’de, “Yaratıcı Zeka Bilimi Üzerine Birinci Uluslararası Konferansı”nda (The First International Symposium on the Science of Creative Intelligence), aralarında benim (Dr.İ.E.) de bulunduğum kalabalık bir kitleye şöyle demişti:

       

               “İnsanoğlu, bu yüzyılda, VEDIC (Eski Sanskrit) erdemine gerçekten vakıf bir insan sayesinde: Hocam SWAMI BRAHMANANDA SARASWATI; JAGAD GURU; BHAGADWAN SHANKARACHARYA of JYOTIR MATH, HIMALAYAS, ya sa basitçe:

G u r u  D e v; hayatı tümüyle gözlemleyerek ve yine tüm gerçekliği ve “dolu”luğu içinde bütünleştirme şansına sahip olmuştur.”

 

                GURU DEV, daha dokuz yaşındayken -ve yaşdaşları sokakta oynarken- evini terketti ve Himalayalar’da TANRI’yı, İDEAL MUTLULUK’u ve YÜCELİK’ aramaya gitti. (Halbuki tüm bunların, insan’ın çok yakınında ve hatta kendi içinde olduğunu keşfetmesi çok sürmedi.)

 (Dr.I.E.: Bu gerçek, daha evvellerden de biliniyordu tabii. 13. yüzyılda, “Rubaiyat”ın yazarı meşhur tasavvufçu şair Ömer Hayyam demişti: “Ruhumu sonsuz ötelere gönderdim sonsuzluğun sırrına ersin diye, ruhum dönerek bana dedi: Cennet de cehennem de içindedir.”Herman HESSE’nin “Siddharta” -ki Buda’nın hayatının romanıdır- mutlaka okunmalı!) 

                Guru Dev, ormanın enginliklerinde beş yıl dolandıktan sonra, nihayet hayalindeki ideal adamı: Hocası SWAMI KRISHANAND SARASWATI’yı buldu ve onunla da beş yıl kaldı. Zamanı geldiğinde ondan da ayrılarak, Hindistan ormanlarının gizemli, sükun dolu derinliklerinde yalnız başına yaşadı ve 1953’de bu dünyadan göçtü.

 

                Tüm bunlardan esinlenen ve “erdemlenen” M a h a r i s h i, kendine özgü “Ruhsal Yenilenme Hareketi”ni (Spiritual Regeneration Movement” başlattı (1958) ve dünyanın dört bucağında, merkezi Amerika’da olmak üzere “Maharishi Üniversitesi” ni kurdu. Hayataının geri kalan kısmını İsviçrede yaşadı ve bu yıkın başında öbür dünyaya göç etti.

 

                Maharishi’ye: “Hocanız Guru Dev’in başarıları nelerdir? Kaç kitap yazdı?” dediklerinde kahkahayla yanıt vermiş: “O beni yarattı!” (He made me!).

 

*        *

                     

                                      T.M. -  Bölüm: II  (Jack FOREM’den çeviri)

                                                       

 

                                        M a h a r i s h i’nin   D ü n y a y a   A ç ı l ı m ı

  

            Maharishi YOGI, Hindistan’da, “Allahabad” Üniversitesi’nin Fizik bölümünden mezun olduktan s  onra, öğretmeni ile birlikte 13 yıl Himalaya’larda yaşadı. Resmi konuşmalarında resmi daima ardında asılı duran BRAHMANANDA SARASWATI (Kısaca GURU DEV : Ulu Hoca), Kuzey Hindistan’da “Shankaracharya” (En Yüksek ruhani otorite) idi. Maharishi onun hakkında, “Çok selim tabiatlı, herkesi kucaklayan bir kimse,” derdi. “Onun mesajı, zihinlerin ve kalplerin dopdoluluğu” idi.

 

            Maharishi öğretilerine Hindistan’da başladı. İki yıl sonra, eğer tüm dünya bu öğretileri öğrenmeye kalksa, 200 yılı alacağını saptadı. O zamandanberi TM, 60’dan fazla ülkede uygulanmaya başladı. Kuruluş ve idare binası Amerika Birleişik Devletlerinde olan “Enternasyonal Maharishi Üniversite”si (MIU) halen “mezun” (graduation) ve “mastır” (post graduate-master” düzeyinde bizlerce öğretmen yetiştirmiş ve yetiştirmektedir. Bu dünyaca ünlü Üniversite’nin yanında, ek olarak, “Öğrenciler Meditasyon Cemiyeti” (Students Meditation Society – SMS) ve “Uluslararası Meditasyon Cemiyeti” (International Meditation Society – IMS) de kurulmuştur.

           

              (Eğitime paralel olarak, birçok Amerikan kentlerinde, TM – S i d h i  Programları uygulanmaya başladı. Hatırlarım, 1980’li yıllarda, hemen her üniversiteli genç, yerçekimi yasasına zıt görünen “havada uçma – durağan kalabilme” egzersizlerini yapabilmek için yataklarından zıp zıp zıplıyorlardı. Bunları ben kendi gözümle görmedim ama, televizyonda izledim. Bir grup SIDHI’ler Washington D.C.’de sahne gösterisi yapıyor ve havada bir kaç saniye kalabiliyorlardı. Benim T.M. hocamın kendisi de yapmamış ama gördüğünü söylerdi. Bugünlerde ne olduğunu bilmiyorum. Gaye, bu denli yüksek kontrol ile, insanoğlunun alkol, şehvet ve suça yöneltecek ivmelerini de kontrol altına almak idi. Birçok istatistikler, bu programların başarılı olduğunu yayımlamışlardı. Dr. İ. E.)

 

               Klasik bir kurs’un süresi şudur: Tüm temel bir kurs, 7 adımdan ibarettir: 2 başlangıç-açış dersi; 1 özel instraktır-eğitmen ile tanışma ve konuşma dersi; ve, ard arda 1,5 saatlik kiş,isel kurs’lar. Ondan sonra, özellikle hafta sonlarında “grup seans”ları uygulanır.         

         

  

T.M.’in Dayandığı  Felsefe  :

 

            TM’in felsefesi neye dayanıyor?  Zihinsel Gelişme ve Büyümeyi Etkileyerek

“Değişim”, ancak bu şekilde mümkündür. Hayat, ebedi olarak bir değişim içindedir. Hayatta büyüme, gelişme, genişleme ve potansiyelleri ifade üzerine dayanır. Buradaki anahtar nokta, “insan potansiyeli”dir (Human Potential).

 

            Gaye: “Kalplerimizi ve zihnimizi zenginleştirerek doyuma ulaşmak (fullfillment).”

 

            Maharishi’ye göre, z i h i n, bir gölet-gölcüğe (esasında bir okyanus) benzer. Bir düşünce’nin (thought) oluşumunun başlangıcı, bu gölet’in dibinde oluşan bir damlacıktır ilk kez. Bu damlacıklar, “bilinçlilik”e (conscious mind) yükselirken dip, sessiz kalır. Bu şekilde yaşam, sürekli olarak:  v a r l ı k’tan (Beeing) d ü ş ü n c e’ye (thought) ve sonunda i ş  -  aksiyon’a (Action) döner.

 

            “Düşünme süreci”, a l g ı l a m a l a r d a n (perception) oluşur. Algılar da, farklı olabilir. Örneğin bir yeşil yaprak dışardan yeşil bir oluşum olarak göze çarpar; bununla beraber, eğer o bir mikroskop altına konulursa, moleküler – dokusal (ve görünmeyen atom’larla bezenmiş) bir yapı görürüz. “Gerçek”, her bir düzeyde mevcuttur, ama her bir düzey, “gerçek”in bir parçası olup tümü-kendisi değildir, hareket halinde olan bir atomlar topluluğudur. Her düzeyde gözlemlenmiş olan ‘algı’, geçerli ve doğrudur, yeniden yaşanan algı, bir öncekini silmez. Bu düzeylerin hiç biri de, en üst (ultimate) düzey algısının aynısı değildir.

 

            D ü ş ü n c e, bir enerji dürtüsü, ve yaratıcılığın bir parçası olması nedeniyle, onu düşük düşük düzeylerden en yukarılara kadar çıkarmakla, gerçeğin en yüksek kademesine yüceltmiş oluruz (Transcending = To go beyond = Yüceltme, ardına-ötesine gitme).

 

            Başlangıçtaki hareket kayığında, güneş gibi, sonsuz bir ‘enerji’nin “yaratıcı zeka”sının (creative intelligence) varolduğu bir kaynak mevcuttur. B i l i m  bize, düşünülen herşeyin bir tür enerji olabileceğini söylüyor. Bu anlamda, hareketsiz duran bir kaya parçasında bile, içten içe fokurdayan “şekilsiz” bir enerjinin varlığı muhakkaktır. Bu enerji, ne kadar derine gidilirse, o kadar kudretlidir.

 

            Z  e k a  dediğimiz şey de şudur: DOĞA’da, ister evrende dolaşan yıldızlar ister maddelerin çekirdeklerinin çevresinde dolanan elektronlar olsun, bir “düzen” e tabidirler. Bir portakal çekirdeğinden yine bir portakal, döllenmiş bir insan hücresinden yine bir insan hücresi var olur. İşte bu şekilde, yukarda bahsettiğimiz gölcük-havuz, canlı ya da cansız tüm materyale kaynak olabilecek sonsuz bir enerji potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla, yaşamda var olan her şey, ‘varoluş’un (Beeing) farklı düzeylerindeki gösterileridir. Tüm varlıklar yalnızca enerji’den ibarettirler. (All This Is That , ya da All That Is)       

      

  

            Bu potansiyeli yani “yaratıcı zeka” (creative intelligence) rezervuarına, basit algı sistemiyle varılamaz. Bundan ötürü, bizler, “yücelen” (transcending), sıradışı yükselen bir “düşünme tekniği”nden (meditation) bahsediyoruz. Bunun için de ismi: “Transandantal Meditasyon” (Transcendental Meditation) dur.

 

            Peki, eğer ‘Varlık’ (Beeing) zihnin en temel ve esas parçası ise, onu niye basitçe-kolaylıkla algılamıyoruz? MAHARISHI diyor ki: “Bizim dikkatimiz dışa, duyu organlarımız yoluyla yönelmiştir. Gözler, dünyada olup biten her şeyi ‘görüp içeri nakleden’ algı organları olmakla beraber, tuhaftır, kendileri görmezler; ama hala tüm varlığın, mevcudiyetin temelinde yatarlar.

 

            M e v c u d i y e t  ve  b i l i n ç l i l i k, esasında oldukları gibi saf, pür bir halde algılanmazlar. İnsanın gözü, çevresinde olup bitenlere bir yakalanırsa, yani, çevrenin sürekli değişen faz’lardan birine bağlanıp kalırsa, problem başlar, dengesi ve dinginliği bozulur, ıstırap çekmeye başlar. 

 

            TM, doğrudan doğruya alınan algıların, kendiliğinden oluışan bir sürecidir. Bunun herhangi bir inanç sistemiyle ya da saçmalıkla bir ilgisi yoktur. Herhangi bir algı, Tanrı ya da sevgi duygusu, bize kullanılmaya elverişli kılınmış hazinenin ancak küçük bir kısmıdır. Bu, sanki, zihin okyanusunun üzerinde yüzmeye benzer.

 

            Bu tür algılarla, “kendi-bilinçlilik’ (self-consciousness) elde edilmiş olur, ve bu da, bu sürecin sürekliliğinin sonsuza dek artırılmasıyla, “kozmik-evrensel bilinçlilik’ (cosmic consciousness) düzeyine yüceltilmiş bulunur.

 

            Bu, dünyada ne olursa olsun, onların hiçbirine bağlanmamak, onları düşünmemek ve kederlenmemek, en yüksek derece özgürlüğe kavuşmak demektir ki,  m e d i t a s y o n’ u n  

g a y e s i   d e   b u d u r.