Kategori arşivi: Hayvan Fıkraları

HAYVAN FIKRALARI

-Hayvan Fıkraları –

 

 

 

 

BREMEN KENTİ ÇALGICILARI

   (Jacob & Wilhelm Grimm; Masallar I , Cumhuriyet Dünya Klasikleri, No.31, 1999)

 

 

Vaktiyle bir adamın bir eşeği varmış. Bu eşek çuvalları bıkmadan usanmadan yıllarca değirmene götürmüş. Fakat artık gücü kalmamış, işe yaramaz bir hale düşmüş. Sahibi onu boş yere beslemek istemiyormuş. Eşek

de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış, Bremen yolunu tutmuş. Orada kent çalgıcısı olabileceğini sanıyormuş.

 

Eşek böylece az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; yolda boylu boyunca yatan bir av köpeğiyle karşılaşmış. Hayvan, koşmaktan yorulmuş köpekler gibi soluyup duruyormuş. Eşek sormuş:

-Ne soluyup duruyorsun böyle bakayım, bekçi baba?

Köpek:

-Sorma, demiş, yaşlandım. Günden güne güçten düşüyorum. Avda koşamıyorum diye sahibim beni öldürmek istedi…Ben de kaçıp kurtuldum. Bundan sonra karnımı nasıl doyuracağımı bilmem!

Eşek:

-Sana bir şey söyleyeyim mi, demiş, ben Bremen’e gidiyorum… Kent çalgıcısı olacağım… Benimle gel, sen de bandoya gir! Ben lavta çalarım, sen de davul…

 

Bu öneri köpeğin hoşuna gitmiş. İkisi birlikte yola çıkmışlar. Aradan uzun zaman geçmemiş. Yolun kıyısında bir kedi görmüşler. Kedinin suratından düşen bin parça oluyormuş.

Eşek:

-Ne o? İşin sarpa mı sardı yoksa, yaşlı palabıyık? demiş.

-İnsanın başında ateşler yanarken nasıl neşeli olur? Artık yaşım ilerledi. Dişlerim kütleşti… Farelerin peşinde koşacağıma sobanın arkasında oturup pinekliyorum. Bu yüzden hanımım beni suya atıp boğmak

istedi. Ben kaçıp kurtuldum ama son pişmanlığın yararı olmuyor. Şimdi nereye gideyim?

-Bizimle birlikte gel. Müzikten anladığın bilinir.. Oraya varınca kent mızıkacısı olursun!

Kedi bu sözü hoş karşılamış, onlarla birlikte yola çıkmış.

-2- (Bremen Kenti Çalgıcıları)

            Bu üç yurt kaçağı bir çiftliğin önünden geçerken selamlık kapısının üstünde cıyak cıyak öten bir horoz görmüşler; eşek:

-Sesin insanın iliğinbe kemiğine işliyor… Neyin var kuzum? demiş. Horoz:

-Havanın güzel olacağını haber verdim. Bugün bizim sevgili hanımımızın günüdür. “Kristkind”ciğin gömleğini yıkamıştı. Onu kurutmak istiyor. Ama yarın pazar, konuklar gelecek. Onun için hanım hiç acımadan

aşçı kadına söyledi. Yarın benim  çorbamı yiyecekmiş. Nasıl olsa bu akşam kellem uçacak. Bari ben de gırtlağım yırtılıncaya kadar bağırayım dedim.

Eşek:

-Zavallı albaş, demiş, öyleyse bizimle gel daha iyi. Biz Bremen’e gidiyoruz. Nerede olsan ölümden daha iyisini bulabilirsin. Sesin güzel… Hepimiz bir arada şarkı söylersek hoş bir şey olacak kesin.

Horoz bu öneriyi beğenmiş. Dördü birlikte yola çıkmışlar.

 

Bunlar bir günde Bremen’e varamamışlar. Akşam olunca bir ormana gelmişler, burada geceleyelim demişler. Eşekle köpek büyük bir ağacın altına uzanmışlar. Kediyle horoz da dallara çıkmışlar, ama horoz en

tepedeki dalları daha güvenli bulmuş, oraya uçup tünemiş. Horoz uykuya dalmadan önce bir kez daha çevresine bakınmış. Uzakta küçük bir ışık görür gibi olmuş, arkadaşlarına seslenmiş: “Işık

görünüyor,yakınlarda bir ev olsa gerek!” demiş.

Eşek:

-Öyleyse kalkalım, hemen oraya gidelim. Burada rahat edilmiyor demiş.

Köpek orada birkaç parça kemik, biraz et bulursa pek hoşuna gideceğini düşünmüş.

 

Bunun üzerine ışığın bulunduğu yana doğru yola koyulmuşlar. Yaklaştıkça ışığın parıltısı artmış. Sonunda haydutların barındığı eve gelmişler.

İçlerinde en irisi eşek olduğu için pencereye o yaklaşmış, içeriya bakmış. Horoz sormuş:

-Neler görüyorsun, babacan?

Eşek:

-Neler mi görüyorum? demiş. Kurulmuş bir sofra… Üstünde her türlü yiyecek, içecek var… Haydutlar oturmuş, keyif çatıyorlar.

Horoz:

-Tam bize göre bir iş, demiş.

Eşek:

-Ah sorma kardeş demiş, şu sofranın başında biz olsak ne olurdu sanki?

 

Haydutları buradan nasıl kaçıralım? diye her kafadan bir ses çıkmış. Sonunda bir çare bulmuşlar: Eşek ön ayaklarını kaldırıp pencereye dayayacak. Köpek eşeğin sırtına çıkacak. Kedi köpeğin üstüne tırmanacak.

Horoz da uçacak, köpeğin tepesine konacak!

Dedikleri gibi yapmışlar. Sonra biri işaret verince hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar: Eşek anırmış, köpek havlamış, kedi miyavlamış, horoz da ötmüş. Sonra şangur şungur pencereden içeri

dalıvermişler!

-3- (Bremen kenti çalgıcıları)

Haydutlar bu korkunç bağırışmayı duyunca oldukları yerden havaya fırlamışlar. İçeriye herhalde bir hortlak girdi sanmışlar. Evden çıkıp ormana doğru kaçmaya başlamışlar.

O zaman dört ahbap sofranın başına kurulmuşlar, haydutların artıklarına saldırmışlar. Sanki kırk yıldan beri açmış gibi, yemekleri atıştırmışlar.

Dört çalgıcı işlerini bitirince ışığı söndürmüşler. Herkes kendi keyfine göre rahat edebileceği bir yer aramış: Eşek gübrelerin üzerine uzanmış, köpek kapı arkasına, kedi ocakta sıcak külün yanına, horoz da

bir tüneğin üstüne…

Yol yorgunu oldukları için az sonra da hepsi uykuya dalmış.

 

Vakit gece yarısını geçmiş. Haydutlar uzaktan bakmışlar, artık evde ışık yanmıyor, her yan da sessiz. Elebaşıları:

-Boş yere mantara basmamalıydık ama oldu! demiş.

İçlerinden birini oraya yollamış, eve baktırmış. Gönderilen adam her yanı sessiz bulmuş, mutfağa girmiş. Lamba yakmak istemiş. Kedinin parıldayan gözlerini yanık ateş sanmış, kükürtlü bir çöp almış, bunu

ateşte tutuşturmak istemiş. Ama kedi şakadan anlar mı? Hemen adamın suratına atılmış, tırmık içinde bırakmış.

 

Haydutun korkudan ödü patlamış, arka kapıdan fırlayıp kaçmak istemiş ama oracıkta yatan köpek üstüne saldırmış, bacağını ısırmış. Adam avludan, gübrelere basıp kaçarken eşek de arka bacaklarıyla hatırı

sayılır bir çifte savurmuş. Bu gürültülere uyanan horoz da:

-Ö ö rö ö… diye avazı çıktığı kadar ötmeye başlamış.

Haydut alabildiğine koşarak soluk soluğa elebaşının yanına gelmiş:

-Sormayın demiş, evde korkunç bir cadı oturuyor. Suratıma doğru tısladı, uzun tırnaklarıyla yüzümü gözümü tırmaladı. Kapının önünde bir herif duruyor. Elinde bir kama var. Bacağıma sapladı. Avluda bir

karakoncoloz yatıyor. Beni meşe sopasıyla patakladı. Damda da yargıç oturuyor: “Getirin şu keratayı bana!” diye bar bar bağırıyordu. Zor kaçıp kurtuldum ellerinden…

 

O günden sonra haydutlar bir daha eve girme gözüpekliğini gösterememişler ama burası dört Bremen çalgıcısının pek hoşuna gitmiş. Artık buradan çıkıp gitmek istememişler.

 

Şeyhi’nin      H A R N A M E’si

Bir eşek var idi zaif ü nizar             “Bir eşek vardı, zayıf ve düşkün… Yük elinden çok kırık

Yük elinden katı şikeste vü zar       (hırpalanmış)  ve inleyici..”

 

Gah odunda vü gah suda idi.         “Kah odunda ve kah suda idi; gece gündüz kahırda, sıkın-

Dün ü gün kahr ile kısuda idi.        tıda idi.”

 

Ol kadar çeker idi yükler ağır        “O kadar ağır yükler çekerdi ki (derisindeki) yara(lar)

Ki teninde tü komamıştı yağır       teninde tüy bırakmamıştı.”

 

Nice tü kalmamıştı et vü deri         “Tüy nerede? Eti, derisi bitmişti; yükler altında (dökülen

Yükler altında kane döndü deri       teri, kana dönmüştü.”

 

Arkasından alınca palanı                “Arkasından palanı alınınca geriye kalan sanki köpek

Sanki it artuğıydı kalanı                 artığıydı.”

Bir gün ıssı eder himayet ana         “Bir gün sahibi onu korur, yani ona bir iyilik göstermek

Yani kim gösterür inayet ana         ister.”

 

Aldı palanını vü saldı ota               “Palanını aldı, (eşeği) ota saldı, (eşek) otlayarak biraz

Otlayurak biraz yüridi öte              öteye yürüdü.”

 

Gördi otlakda yürür öküzler      “Otlakta yürüyen öküzler(i) gördü; gözleri ateşli, göğüs-                               Odlu gözler ü gerli göğüzler                                            leri gerili

(ydi).

Sömürüp öyle yerler otlağı         “Otlağı yiyip sömürürler(di) ki kıl(lar)ını çekince yağ                             Ki kılın çekicek damar yağı           (ları) damlardı.”

 

Boynuzu ba’zısının ay gibi            “Bazısının boynuzu ay gibi(ydi), kimisinin halka halka

Kiminün halka halka yay gibi        yay gibi(ydi).”

 

Har-ı miskin eder iken seyran        “Miskin eşek, bakıp gezinirken, sığırları görüp şaşa kaldı.”                   Kaldı görüb sığırları hayran

 

Ne yular derdi ne gam-ı palan        “Ne yular derdi, ne palan kaygısı; ne yük altında hasta-

Ne yük altında haste vü nalan        lanmak, inlemek.”

 

Acebe kalur ü tefekkür eder           “Hayrette kalır, düşünür, kendi yaşayışını gözünün

Kendi ahvalini tasavvur eder          önüne getirir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Harname -(2)-

 

 

 

Ki biriz bunlarunla hilkatde                       “(Düşünür) ki: Biz, yaradılışta bunlarla biriz. Elde, ayakta,

Elde ayakta şekl ü suretde                          kılıkta aynıyız.”

 

Bunların başlarına tac neden                      “(Öyleyse) bunların başlarına taç ne için? Bize bu fakirlik,

Bize bu fakr ü ihtiyac neden                      bu ihtiyaç neden?”

 

Bizi ger arpa ok u yay etti                          “Gerçi arpa bizi ok gibi (inceltip) yay gibi büktü; (fakat)

Bunların boynuzın kim ay etti                    bunların boynunu ay biçimine kim koydu?”

 

 

 

Vezni:          Fe i la tün / me fa i lün / fe i lün

Fa i la tün /     =    =     / fa’lün

 

 

(Nihad Sami Banarlı, Metinlerle Türk ve Batı Edebiyatı, Lise 2

Remzi Kitabevi, İstanbul, 1990)