Kategori arşivi: Freud: Totem ve Tabu

TOTEM VE TABU

 

ANTHROPOLOGY

 

 

 

 

                     Sigmund FREUD’un “T o t e m   v e   T a b u” (Totem and

Taboo) sunun özeti

 

(S. Freud’un “Collected Works” ve “Cumhuriyet Yayınları – Niyazi Berkes’den alımlarla)

Hazırlayan :     Prof.Dr. İsmail ERSEVİM

 

            Avustralya yerlileri arasında  T o t e m i z m  sistemi, bütün  d i n s e l  ve  t o p l u m s a l  kuramların yerini

almaktadır. Avustralya boy’ları, küçük küçük birtakım klan’lara ayrılmışlardır. Bunların her biri, kendi totem’inin adını alır.  TOTEM, kuram olarak, yenebilen ya da tehlikeli ve korkunç bir

hayvan, ender olarak da bir bitki (ya da yağmur, su vb.) bir “doğa” varlığıdır. Totem’in bütün klan’la özel bir ilişkisi vardır. Totem, herşeyden önce, klan’ın  a t a’sıdır. Bunun yanında, onun

koruyucusu ve gözeticisidir de. O, çocukları tanır ve korur. Klan halkı bu nedenlerle adeta bir tutkuyla klan

hayvanını öldürmez ve yemez. Zaman zaman yapılan şölenlerle, bu yasaklanmış hayvanlar yenebildikleri gibi, bu totem’lerin hareketleri ve özellikleri törenlerle temsil edilir. Buna, yazımızın sonunda

döneceğiz.

 

            Psikolog-Antropolog FRAZER’e göre, totem bağı, kan ya da aile bağı’ndan daha güçlüdür. Totem’in ‘anne’ tarafından

geçme durumunun, ‘baba’ tarafından geçme durumundan daha önce olduğu muhakkak gibi görülüyor. Kabile’lerde kural (ki aynı zamanda yasa’dır) şudur: Aynı totem’e bağlı

olanlar, birbirleriyle cinsel ilişkide bulunamazlar. Bu, “tabu”dur. Bu kural, “dıştan evlenme”yi  (exogamy) zorlar. Bu yasak bozulduğunda, cezası genellikle ölümdür. Kadın ya da erkek, klan

arkadaşları tarafından öldürülür. Bazan vaka, ‘zaman aşamı’na uğrayabilir.

 

            Yeni Güney GAL’de, Ta-ta-thi boy’unda, bu suşu işleyen erkek öldürülür; kadın, öldüresiye dövülür ya da

mızraklanır. Çocuk doğurmakla sonuçlanmayan sevişmeler için aynı ceza uygulanır, ama arada yorum farkı vardır. T o t e m , kalıtım yoluyla geçer. Örneğin, baba  KANGURU’ya bağlıysa ve örneğin EMU

toteminden bir kadınla evlenirse, kız ve erkek tüm çocuklar EMU olur. Baba, EMU olan kızıyla cinsel ilişkide bulunabilir. Totem’in ‘baba’ tarafından geçmesi durumunda, baba ve çocuklar KANGURU olur; o zaman

baba, kızıyla ilişkide bulunamaz, ama oğul, anayla ilişkiye girebilir. Genel kurul: Aynı totem’den gelmiş herkes kan akrabasıdır, yani bir ailedendir. 

 

            Rahip L. FISON’un: “Topluluk Evliliği”nde belirttiğiüzere, birden fazla erkek, birden fazla kadın üzerinde kocalık

haklarına sahiptirler. Anneler aynı olmadığı halde, tüm çocuklar kardeş sayılırlar. Avustralya yerlilerinin çoğu, “evlilik grupları” (f r a t r i) denen iki parçaya ayrılmışlardır, bunlar da dört “ikincil

fratri”lere ve tümüyle, on iki  t o t e m  grubuna ayrılırlar. Her topluluk “egzogam”dır. Bu tür kuramlarla, sanki ensest (aile içi cinsiyet) korunmuş oluyor.

 

            Bu  “ensest korkusu”, bugün bile birçok toplumlarda izlenmektedir:

             YENİ HEBRID’lerde, L e p e r s  Adası’nda, oğlan çocuk, annesinin evini belirli bir yaşta (belli ki ergenliğe

yaklaşırken) terkeder, diğer oğlanlarla birlikte bir kulübede yaşar. Yemek yemek için annesinin evine gidebilir, ama orada eğer kız kardeşine rastlarsa, oradan hemen uzaklaşır. Yolda kız kardeşine rastlarsa,

kız hemen bir çalılığın arkasına gizlenir. Oğlan, kız kardeşinin ismini bile ağzına alamaz. Anne, yemeği oğlanın kulübesine getirdiğinde, onunla hiçbir şey konuşmadan yalnızca yemeği onun önüne kor, döner

gider.

 

            YENİ BRİTANYA’da, G a z e l l a  yarımadasında, bir kız, evlendiği andan başlayarak erkek kardeşiyle konuşamaz, onun

adını bile ağzına alamaz, ismini ancak bir simge ile anlatabilir.

           

 

 

(TOTEM ve TABU, 2)

 

 

            YENİ MECKLENBURG’da, kardeş çocukları birbirlerine yaklaşmaz, ellerini sıkmaz ve birbirlerine armağan vermezler. Biri

diğerine beş-on adım mesafeden seslenir. Bir kız kardeşle cinsel ilşkide bulunma suçunun cezası, asılma yoluyla ölümdür.

 

            SUMATRA’da  B a t t a’lar  arasında, bir erkeğin kendi kız kardeşiyle birlikte bir toplantıda bulunması

yasaktır.

 

            ZULU’da, K a f i r’ler arasında, bir adam, kaynanasından utanır ve onun bulunduğu yerde

birlikte olamaz. Zulu’lu bir kadın bu konuda şu yorumu yapıyor: “Onun, kendi karısını büyütmüş olan memeleri görmesi doğru değildir.”

 

*        *

           

            T a b u  (Taboo) sözcüğü Polinezyaca bir sözcüktür. Bunun, bugüne dek bulunmuş en uygun bir karşılığı

yoktur. Bizler için ‘tabu’, a) ‘kutsal-kutsallaştırılmış’tır (sacred)’, b) ‘tehlikeli, yasak, kötü’ anlamlarına gelir.

            WUNDT, tabu’ için, “insanlığın yazılmamış en eski yasası” der. Northcote THOMAS, Encyclopaedia

Britannica’daki makalesinde şunları der:

           

“Tabu’nun amaçları çeşlitlidir:

a) Önemli kişilerin (başkan, rahip) ve benzerleriyle eşyanın kötülüklerden korunması,

b) Zayıfların, örneğin kadınlar ve çocuklar, korunması,

c) Belli besinleri yeme, ‘ceset’le kalmama ve ona dokunmama,      

            d) Doğum, erdirme (initiation), evlenme, cinsel etkinlikleri koruma,

            e) İnsanları, tanrıların ve cinlerin öfkesinden ya da gücünden koruma,

            f) Mal, mülk, tarla, araç koruması.

 

            Tabu yasağını çiğneyen bir kimsenin, sanki tehlikeli “güç yükünü emmiş gibi”, tabu olan şeyin kendisine girdiğine

inanılıyor. Buna biraz ilerde gene döneceğiz.

 

 

            Şimdi burada biraz da A N İ M İ Z M’den bahsetmek isteriz.

           

A n i m i z m, dar anlamda, “ruhla ilgili kavramlar kuramı”, geniş anlamda ise, genellikle “tinsel varlıklar” kuramıdır.

            İlkel İnsanların inancına göre, dünya, insanlara iyilik ya da kötülük yapan birçok ruhsal varlıklarla doludur. D o ğ a 

olaylarının nedenleri, c i n’lere ya da  ş e y t a n’lara yüklenir. Yalnızca hayvanlar ve bitkiler değil, cansız şeylerin de ruhlarla canlandırıldıklarına inanmaktadırlar. İnsanlarda da, bulundukları yerden

ayrılarak başka varlıklara geçebilen ruhlar vardır.  C i n l e r , bedenden kurtulmuş ruhlardır.

 

            İlkel insanların bu d u a l i s m: ruh ve beden ikiliği görüşüne, ‘düş’ ve ‘ölüm’ olaylarıyla vardıklarına şüphe yoktur.

ANİMİZM’e genel olarak bir düşünce sistemi olarak bakabiliriz. O, tüm dünyayı, bir noktadan, bir “süreklilik”(continuité-continuity) olarak kavrayan bir açıklama verir. Böylece, üç dünya  d ü ş

ü n c e  sistemi var oluyor demektir: 

  1. A n i m i s t i k (Mythic) -Sonraları, “din”i doğuracak olan mythic esasları taşır- ,
  2. D i n s e l  düşünce sistemi, ve,
  3. B i l i m s e l  düşünce sistemi.

     

     

     

    (TOTEM ve TABU, 3)

İ l k e l l e r d e  çok rastladığımız  b ü y ü  ve  s i h i r  konularına gelince:

 

BÜYÜ :  Belirli koşullar altında insanlara nasıl davranılıyorsa, r u h’lara da öyle davranma yoluyla, yani onları hoşnut etme,

uzlaştırma, bizi kayırmalarını sağlama, gözlerini yıldırma, güçlerini ellerinden alma, kendi istenci altına sokma yoluyla etkileme sanatı’dır.

 

SİHİR :  Sihir, temel olarak, ruhlarla uğraşmaz; bildiğimiz özel psikolojik yöntemler yerine, özel araçlar kullanır. Bu daha

eski ve daha önemli bir animizm tekniğidir. Sihir, çok çeşitli amaçlara hizmet eder: D o ğ a  olaylarını, insanın istencine bağımlı kılar; insanı, düşmanlarından ve tehlikelerden korur; insanlara,

düşmanlarına zarar verme gücü kazandırır. Sihir’, E.B. TYLOR’un dediği gibi, “zihinde kurulan bir ilişkiyi, gerçekte olan bir ilişki sanmak”tır. Sihirle, yağmur da yağdırılır ve meyve de

verdirilir. Toprağın verimli olması yolunda halen kullanılan sihir pratiğinden biri de, JAVA’nın bazı yerlerinde, pirinçlerin çiçeklenme zamanında, geceleyin tarlada cinsel çiftleşme yapma

adetidir.

 

            FRAZER’e göre, öykünme ile yapılan sihir’e “homeopathic” sihir (benzeri ile yapılan etki, tedavi

yöntemi.İ.E.) der. Yani, yağmur yağmasını isterseniz, yağmur gibi görünen ya da yağmuru anımsatan bir şey yapmanız yeterlidir. Sihrin diğer bir türü de, kötülük edilmesini istenen kişiden herhangi bir

şey, örneğin saç, tırnak ya da giysisinin bir parçanın alınması ve onlara düşmanca bir şey yapılmasıdır (örneğin yakma, toprak altına gömme, denize -akan suya-atma İ.E.). Ayni şekilde a d . İsim, bir adamın

kişiliğinin bir parçasıdır; onun için adamın ya da onun ruhunun ismi bilinirse, o adı taşıyanın üzerine de etki gücü kazanılmış olur.

 

            Eğer insanın dünya anlayışının, yukarda söylenen evrimini kabul edersek, yani  “animistik”  evreden sonra “dinsel” evre

ve ondan sonra “bilimsel” evre geldiğini kabul edersek, ‘düşüncelerin salt erki’nin gelişmesini, bütün bu evrelerde izlemekte güçlük çekmeyiz. A n i m i s t i k  evrede insan, salt erk’in kaynağının

kendisi; D i n s e l  evredeyse tanrılar olduğuna inanır. Yaşama karşı  B i l i m s e l  tavırdaysa, artık insanın salt erk’ine yer kalmamıştır: insan küçüklüğünü (ve sınırlılığını, tabiyetini,

ölümlülüğünü, İ.E.) kabul etmiştir ve bir boyun eğme duygusu içinde bütün diğer doğal zorunluklar gibi,  ö l ü m’e de boyun eğmiştir. 

 

*        *

 

            Tekrar  T o t e m  konusuna dönersek, “totem”i “fetiş” (Herhangi bir cisim, örneğin firkete, saç,

elbise parçası, genellikle karşı cinsten, cinsel bir simge olarak alınır.İ.E.) ten farklı kılan şey, onun t e k  bir şey değil, genellikle bir hayvan ya da bitki türü olabileceğiidir.

 

            En az üç  t o t e m  türü sayılabilir:

  1. Tüm  b o y’un ortak totem’i olan ve kuşaklardan kuşaklara geçen “boy-klan totemi”,
  2. Boy’un tüm erkek ya da kadınlarıyla ilgili olan “cinsellik” totemi, ve,
  3. “Birey”le ilgili olan ve çocuklarına geçmeyen “bireysel totem”.

     

T o t e m i z m , ‘toplumsal’ olduğu kadar ‘dinsel’ bir sistemdir de; zira, toplumsal sistem, genellikle, dinsel sistemin

izlerini yaşatır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(TOTEM ve TABU, 4)

 

 

            B o y  tarafından bazen totem hayvanlarından örnekler yetiştirilir, ve “tutsak” olarak korunur. Ölü bulunan bir totem

hayvanının öldürülmesi gerekirse, bu, ancak,  b a ğ ı ş l a n m a   i s t e ğ i   a y i n l e r  ve  t ö v b e   t ö r e n l e r i’yle yapılır. B o y , totem’inden korunma ve sabır bekler. Totem olan

hayvanın bir ev yakınında görülmesi, çoğu kez bir ‘ölüm’ haberi sayılır, totem, kendisinin olanı almaya gelmiştir.

 

            Bir  b o y’un üyeleri, totem’le ilişkilerini birçok anlamlı yolla güçlendirmeye çalışırlar: Totem hayvanının

derisini giyip ona dıştan benzemeye çalışarak ona öykünürler, totem’in resmini vücutlarına dövdürürler. Doğum, erkekliğe erdirme (initiation) ya da cenaze alayı gibi törenlerde totem’le bir özdeşme

(identification) süreci, ‘davranış’ ya da ‘söz’le yapılır (Aynı eylemleri, ‘şamanlık’ törenlerinde de izlemekteyiz. İ.E.). Boy’un bütün üyeleri, totemlerine benzeyen kılıklara girerek ve onlar

gibi devinimler yaparak dans eder, bunlar da birçok sihir ve din ereğine hizmet eder. Sonunda, totem hayvanının ayinlerle öldürülmesi törenlerine sıra gelir.

 

 

TOTEMİZM’İN KÖKENİ ÜZERİNE GÖRÜŞLER

 

a)  S o s y o l o j i k   Görüşler

 

            Sosyolog S. REINACH, Totemizm’in, “une hypertrophie de l’instinct social” (Sosyal dürtü’nün aşırı bir

gelişmesi)nden ibaret olduğunu söyler.

            Emile DURKHEIM da, 1912’de yayımlanan “Din Yaşamının İlkel Biçimleri” adlı yapıtında, t o t e m’in, “toplumsal

dinin bir simgesi” olarak kaydeder.

            FRAZER, psikoljik görüşünün ötesinde, GILLEN ve SPENCER isimli Orta Avustralyalı iki araştırıcının

bulgularına dayanarak, şunları ileri sürmektedir:

            Orta Avustralya’da yaşayan ARUNTA  Boy’larında şu yapı ve işlevler gözlenmektedir:

            1)  A r u n t a   B o y’u , bir takım  t o t e m  oymaklarına ayrılmıştır. Ama, totem, kalıtsal değildir, bireyler

tarafından belirlenir;

            2)  T o t e m  oymakları  “egzogam” değildirler;

            3)  T o t e m  oymağının işlevi, ‘sihir’ yoluyla yenebilen totem hayvanını üreten ve  I n t i ş i u m a  denilen bir ayin

yapmaktan ibarettir;

            4)  Arunta’ların gebelik ve yeniden doğuş üzerinde ilginç inançları vardır. Onlara göre, kendi totemlerinden bir ölünün

ruhu, yeniden doğmak için, bazı yerlerde pusuda bekler ve buralardan geçen kadınların vücuduna girer. Çocuk doğduğu zaman, anne, çocuğunu hangi ruhta gebe kalarak doğurduğunu bildirir.

style="text-decoration: underline;"> İşte bu, çocuğun totem’ini belirler.  Aynı şekilde, onların inancına göre, gerek ‘ölü’nün ve gerekse ‘yeniden doğan’ın ruhları,  Ş u r i n g a  denen ve bu

yerlerde bulunan garip birtakım taş parçalarına bağlıdır. Bu kavim-boy, gebeliğin, cinsel ilişkinin sonucu olduğunu bilmeyen en ilkel türlerinden biridir.

 

 

b)   P s i k o l o j i k   Görüşler

 

            FRAZER’e göre, t o t e m , ilkel topumlarda, bireyleri korkutan tehlikelerden kaçmak için, ruhun sığındığı

güvenceli bir sığınaktır.

            Hollandalı yazar G.A. WILCKEN’e göre, ‘totemizm’le ‘ruh göçü’ arasında bir bağ vardır. Yaygın inanca göre, “ölülün

ruhunun göçtüğü hayvan bir kan akrabası, bir ata olur ve onun nedeniyle saygı görür.”

 

 

 

 

(TOTEM ve TABU, 5)

 

 

            Mac LARINAN ve birçok yazarlar, egzogami’nin, boy’larda ensest’in önüne geçmek için yaratılmış bir kurum

olduğuna inanırlar. Bu fikrin orijininin de, kadına zorla sahip olunduğu birçok eski, vahşia detlerin artıklarından çıkmış olabileceği kanaati vardır.

 

 

c)   F R E U D’un   P s i k a n a l i t i k   Görüşleri

 

            FREUD’a göre, kıskanç (Ödipal) baba, erginlik çağına gelen oğullarını kovarak, “çadırımdaki kadınlara

hiçbir erkek eli değemez!” kuralını koyar. Zamanla bu kural, alışkanlık haline gelerek, “yerel öbek içinde evlenmek yasaktır” biçimini almıştır. Yerel öbeklerinin adlarının devekuşu, karga, kanguru, kuş vb.

olduğunu düşünürsek, kural şuna döner: “Aynı hayvan adını taşıyan yerel öbek içinde evlenmek yasaktır; bir kuş diğer kuşla evlenemez!”

 

            Başlangıçlarda birkaç kez sözü geçen, “tabu, kutsal totem’i yeme” ve “kurban”

konularında şunları ekleyelim:

 

            W. Robertson SMITH, 1907 de yayımladığı “The Religion of The Semites” (İbrani’ce, Finike’ce ve Arap’ça gibi

Sami dillerini kullananların dini-İ.E.) adlı yapıtında, “sunak”ta  k u r b a n   v e r i l m e s i  adetini, eski dinlerin ayinlerinde temel bir bölüm olduğunu gösterir. K u r b a n , eski kabilelerde, T a n

r ı’yı barıştırma ya da kazanma amacıyla ona bir tür armağan sunma anlamına geliyordu. Garip nokta şu idi ki, T a n r ı , ‘bitki’ türünden gelen kurbanları yalnızca kendisine sakladığı halde, ‘hayvan’

türünden gelen kurbanları, kendisine tapınanlarla paylaşıyordu. Dinsel görev, toplumsal borçların bir parçasıydı. Hiçbir bayram, kurbansız kutlanmazdı. Bir

bedeviyle birlikte bir lokma yiyen ya da sütünden bir yudum içen bir kimsenin artık ondan bir düşman olarak yakınmasına gerek yoktu. K u r b a n   Y e m e ğ i’nde bulunan her konuğun, kurban hayvanının

kanına katılması, o b o y’da suç işleyen bir bireyin bütün  b o y  tarafından öldürülebileceği kuramının iki ayrı anlatımıdır. Yani, kurban bayramı b o y’un bir organı gibidir; kurban kesen topluluk, topluluğun tanrısı, kurban edilen hayvan, hepsi bir kandandır ve aynı oymağın bir parçasıdır.  O kurbanı yemek, (a t a l a r ı n  kanını  e n t e r n a l i z e   e t

m e k , İ.E.) kutsal bir bağ yaratmaktadır.

 

            Bu iş yapıldıktan (yani, t o t e m  hayvan öldürüldükten ve topluca çiğ çiğ yenildikten sonra), öldürülen hayvan için  a

ğ l a n m a k t a d ı r ,  y a s   t u t u l m a k t a d ı r . Niye? Yanıt: Suçluluk duygusu.  Zira, PSİKANALİZ bize, totem kurbanının gerçekte baba’nın yerine konmuş bir şey olduğunu

göstermektedir.

 

            DARWIN’in de ilk kez gösterdiği gibi, “ilkel insan sürüsü”nde, bütün kadınları kendine saklayan, büüyüyen oğulları

sürüden kovan güçlü, korkunç bir baba vardı. Şimdi FREUD, t o t e m’in oluşumuna, totem hayvanının yenilmesine ve ardında da  y a s  tutulmasına ışık tutan şu varsayımı sunuyor: “Bir gün sürüden

kovulmuş olan kardeşler birleşir, babalarını öldürerek yer ve böylece babanın sürüsüne bir son verirler. Güçlü ilk baba, bütün kardeşlerin kıskandığı ve korktuğu bir örnektir. Şimdi onu yeme yoluyla, onunla

özdeşleşmiş olmakta ve her biri onun gücünden bir parça kazanmaktadır. (Osmanlı-Türk literatüründen bir örnek: Hz.Hamza düşmanı tarafından şehit edildikten sonra eşi savaş alanına atılır,

kocasının katilini elleriyle yakalayarak kalbini deşer ve onu yer! İ.E.)

 

            İnsanlığın belki de ilk bayramı olan  t o t e m   ş ü k r ü , bu cinayetin birçok şeyi, en başta toplumsal örgütlenmeyi,

ahlak kurallarını ve  d i n i   b a ş l a t a n  bu unutulmaz olayın yinelenmesi ve anılması olmuştur.

 

_________________

 

 

 

 

                                                                 Ş A K R A ‘lar  (6)                                     

 

Şakra’lar :

VÜCUDUN GİZEMİNİN ALTI TEMEL MERKEZİ

 

Alain DANIELOU (Shiva Sharan)

University Books, New York 1955

 

*

 

Swami Vishnu-devananda

The Complete Illustrated Book of YOGA

Harmony Books, N.Y. 1988

 

 

Swami Vishnu-devananda

The Complete Illustrated Book of YOGA

Harmony Books, N.Y. 1988

 

 

 

 

                      Ajna Chakra                         

                   

               Hakina Devi.

Sambu.                                                                    Sahasrara Chakra

               “Zihin” (mind)

öğesi.                                                            (Binlerce taçyapraklı Lotus)

 

 

                     

 

                     Anahata

Chakra

                         Kakina

Devi.                                                                       Visudha Chakra                       

                  (4)“Hava” (air)

öğesi.                                                                    Sakina Devi.

                                                                                                                (5)”Eter” (ether) öğesi

 

 

 

                Swadhishatana

Chakra                                                             

                   Rakina Devi.

Vishnu.                                                                Manipura Chakra

                  (2)“Su” (water)

öğesi.                                                             Lakina Devi. Brahma

                                                                                                                 (3)“Ateş” (fire) öğesi.

 

                  

 

                                 Mooladhara

Chakra

                                  Dakini Devi. Brahma.

                              (1)“Dünya” (earth) öğesi.                      (O T O N O M İ

K  SİNİR SİSTEMİ)