Kategori arşivi: Çocuklarda Güven ve Kişilik Gelişimi

ERGENLİKTE KİŞİLİĞİN GELİŞMESİ

ERGENLİKTE 

KİŞİLİĞİN  GELİŞMESİ

K i ş i l i k, başka bir deyişle, ‘bireyin sosyal ve psikolojik tepkilerinin tümüne’ verilen bir isimdir. Kişilik, ‘bir kimsenin kendine göre belirli bir özelliği olması’ durumudur, ya da, onu ‘başkalarından

farklı kılan bütün ayırıcı özelliklerine sahip olma’ durumudur. Aynı şekilde, kişilik, ‘o bireyin sosyal, ahlaki, zihinsel ve fiziksel özelliklerinin dinamik bir bütünleşmesidir’ diye de tarif edilebilir.

 

‘Karakter’, ‘huy’, ‘benlik’, ‘kimlik’ gibi terimler de eşdeğer anlamda kullanılmakla beraber, “kişilik” sözcüğü çok daha kapsamlıdır. Örneğin ‘karakter’ daha çok ahlaki yönü, ‘huy-mizaç’ ise daha çok

duygusal ve davranış yönlerini açıklayan kavramlardır. ‘Benlik’, bireyin kendisi ile ilgili algılamalarından ve değerlendirmelerinden oluşur. ‘Kimlik’ ise zaman zaman ‘benlik’ ve ‘kişilik’ yerine

kullanılmaktadır. Üstüne üstlük, kişilik, birey büyüdükçe ve geliştikçe değişime de uğrar.

 

Küçük çocuk, büyürken bir takım değişiklik düzeylerinden geçer ama, bu değişimlerin anlamını farkedecek ve yorumunu yapacak bir içgörüye sahip değildir. Ancak ergenlik çağlarında ‘kimlik’ gelişir, daha

doğrusu kimliğini tüm boyutlarla kavramaya başlar ve “ben kimim?”, “hangi hareket ve karar doğru?”, “nasıl davranmalıydım?” sorularına yanıt arar. Ergenler, çevrelerindeki insanların ‘benzer’ görüşlerinin

bir bileşimini yapmaya çalışırlar. Eğer ergen’in dünya görüşü ve değerleri diğer önemli kişilerden belirgin bir şekilde farklılaşıyorsa, o zaman ergen bir “rol ve kimlik karmaşası” (identity crisis)

ile karşı karşıyadır demektir. Bu fırtınalı dönem, çeşitli şekillerde geçiştirilip çözülebilir. Bazı gençler bu ‘deneyim ve arayış’ dönemlerini geçirdikten sonra kendilerine bir hedef tayin edebilir ve ona

doğru ilerlerler. Bazı ergenler de kimlik karmaşasını hiç yaşamaz, anne-babaların değer yargılarını oldukları gibi kabul ederler. Bu tür gençlerin kimlikleri daha erken belirlenir.

“Kimlik Karmaşası” terimini ilk kez kullanan Erik Erikson’dur. Ona göre, bireyin hayatında kişilik gelişiminde “ergenlik” dönemi çok önemlidir. Yine hatırlatalım ki kişilik, doğum anından itibaren

gelişmeye başlar, Ödipal çağın sonu onun niteliğini belli eder, ama ergenlik devri, bir kişiliğin ilk kez dış dünyaya sergilendiği ve test edildiği devredir. Daha önceki hatalar ve uyumsuzluklar çocukluğa

atfedilebilir ama artık kazın ayağı böyle değildir. Bu zamanda kişiliğe eklenen yeni öge c i n s e l l i k katmanıdır. Genç, özellikle kendi cinsel kimliğine yönelik kuşkular taşıyorsa, bu onda bir karmaşaya

neden olabilir.

-27-

            Prof.Dr. Adnan Kulaksızoğlu’nun MUSSEN’den kaydettiğine göre, genellikle, bir  k i ş i l i ğ i n   g e l i ş i m i n d e   e t k e n   o l a n  ö g e’ l e r  şunlardır:

 

 

1. GENETİK ve BİYOLOJİK Faktörler

            Birçok kişisel özelliğin, örneğin saldırganlık, sinirlilik, sosyal olma vb. “çevre”den çok “genetik faktörler”e bağlı olduğu, psikanalistler dahil, birçok bilim adamları tarafından artık

kabullenilmektedir.

 

T e k  y u m u r t a   i k i z l e r i’nde yapılan araştırmalar, birçok ruhsal bozuklukların özellikle şizofreni’nin, normal ya da iki ayrı yumurta ikizlerinin o/o 15 olasılık şansına karşın, tek

yumurta ikizlerinin birinde oranın o/o 86 civarında olduğunu belirtmiştir. BEDEN YAPISI, FİZİKSEL GÖRÜNÜŞ, YÜZ’ün yapısı, BOY ve AĞIRLIK büyük oranda genetik olarak belirlenir. “Fiziksel” bakımdan, görünüş

dahil, kuvvetli-üstün olma, çocuğun kişiliği üzerinde çok olumlu bir rol oynar. Ama, okul başarısı düşük olan çocuk ve ergenlerin olumlu bir ‘benlik’ kavramı geliştirmeleri çok güçtür.

Özet: Genetik etkenler, fiziksel özellikleri belirler,

Fiziksel özellikler de, kişinin özelliklerini etkiler.

“Bilişsel Gelişme”nin, büyük ölçüde, doğumla getirilen ‘zihinsel kapasite’ye bağlı olduğu bilinmektedir. Herkes, sosyal düşünce aşamasına  ulaşamaz. Bu, hemen her olayı “sorgulayan ve kuralın arkasında yatan

mantıki nedeni anlamaya çalışmayan” bir grup gençler, “Kural Yönelimli” diye adlandırılır.

 

 

2.   KÜLTÜREL  Etkenlerin Kişilik Gelişimi Üzerine Etkileri

Hepimizin davranışının çoğunda, yaşanan çevredeki  k ü l t ü r’ün yansıması vardır. YEMEK YEME Biçimi, TEMİZLİK ALIŞKANLIĞI, GİYİM Tarzı, DİL’İ KULLANMA ve KONUŞMA Biçimi, KONUŞMA ve ZAMANI KULLANMA

stilimiz, DİNİ İNANÇLAR ve KALIPLANMIŞ YARGILAR hep kültürümüzün ürünü, hatta kültürün ta kendisidir.

Kültür denen şey de somut, katı bir öge değildir. Kültürü yapan insanlar olduğuna göre, her toplumda farklı insan grupları (sub-groups) mevcuttur. Bunların büyük bir kısmı, hala geleneksel bir biçimde

yaşarlar ve dolayısıyla da, ‘özgün’ bir gençlik dönemi için, toplumun diğer bölümündekilere paralel bir şekilde, hazır olmayabilirler.

 

-28-

 

3.  Kişilik  Gelişiminde  SOSYAL  SINIFLARA  Bağlı  Etkenler

 

Sosyal bilimlerdeki araştırıcılar, toplumdaki bireyleri ekonomik düzeyleri, mesleki ve eğitim durumlarına bağlı olarak gruplara  s o s y a l   s ı n ı f l a r a  ayırmak eğilimindedirler. Toplumumuz da böyle

sosyal bir tabakalaştırmadan masun değildir.

 

Sınıflandırma, çeşitli ‘numara’ gruplarına göre yapılır. İKİ sınıflı ayırımda, sosyo-ekonomik düzeyler  a l t  ve  o r t a  diye ayrılırlar. A l t  düzeyi işçiler, diğer bir deyimle “mavi yakalılar – blue

collared” oluşturur. Bunların çoğu ilkokul mezunu olup vasıfsız işçilerdir.  O r t a  düzey, “beyaz yakalı – white collared” ya da “önlüklü” diye anılıp, orta ya da yüksek meslekde çalışanlardan

oluşmuştur.

 

Toplumu BEŞ farklı sosyal sınıf olarak düşündüğümüzde, ayrım:

1)      Y ü k s e k, 2) O r t a n ı n  ü s t ü, 3) O r t a, 4) O r t a n ı n  a l t ı  ve 5) D a r  gelirli olarak yapılır. Mamafih, sosyal araştırıcılar toplumu -daha gerçekçil ve pratik olarak- :

1)      A l t ,  2)  o r t a , ve  3) ü s t olarak da ÜÇ sınıfa ayırırlar.

 

Her düzeydeki ailelerin, çocuklarına ait beklentileri ve tutumları farklı olabilir ve gerçekten farklıdırlar da. Anne-baba beklentileri de çocuğun ‘kişilik’ özelliklerini biçimlendirirler. Kiminde para ve

prestij, kiminde yalnızca yüksek okul mezuniyetin adı, kiminde de niteliği ne olursa olsun baba işinde istihdam ön plandadır. Ülkemizde yapılan araştırmalar, ‘alt’ sosyo-ekonomik düzeyde olan ailelerin

beklentilerinin çok daha düşük düzeyde bir eğitim beklentisi içinde olduklarını saptamıştır. Bunun nedeni herhalde bir an evvel hayata atılıp eve ekmek parası getirebilme gereksiniminden gelmektedir.

Anadolunun birçok ücra köşelerinde zeka, para, ya da arzu olsa dahi, o civarda bir yüksek okulun mevcut olamamaması, yüksek okullara girişin gerek yapılış şekli ve gerekse içeriğinin zor bir yarışma haline

konulması, çocukların cinslerinin kız ya da erkek olmaları gerekçeleriyle herkese eşit haklar tanıma prensibini ihlal etmektedir.

 

Aynı şekilde toplum, “ikilemli mesajlar” vermeye devam etmektedir; örneğin :  ö z ü r l ü l e r . Bir taraftan oların da herkes gibi yaşamaya hakkı savunulmakla beraber, Meclisten geçmiş yasalara karşın, bu

vatandaşlarımızda eğitim ve özellikle istihdam-iş sahibi olma ileri derecede ihmal edilmektedir. İnsan hakları, politikacıların eline kalmış bir oyuncak haline getirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-29-

 

4.  Kişilik  Gelişiminde  PSİKOLOJİK  Faktörler

CROW ve CROW’a göre (1956), her ergen, hayatını şu sıralanmış istek ve arzular doğrultusunda yönlendirmek ister:

a)      Büyüme, gelişme ve kudretli olma,

b)      İlerleme, olgunlaşma ve değişme,

c)      Bireysel bağımsızlık kazanma,

d)     Başarı ve güven kazanma,

e)      Beğenilme ve takdir edilme,

f)       Olumlu sosyal ilişkiler kurma, ve

g)      Mutlu olma istekleri.

Kişilik gelişiminde, bireyin kendini algılama ve değerlendirmesine ilişkin geliştirdiği görüşler, b e n l i k   k a v r a m ı’nı oluşturur. Benlik kavramı, Carl ROGERS’in geliştirdiği F e n o m

e n o l o j i k (Varlıkçı-egzistansiyalistik) B e n l i k  K a v r a m ı’nda önemli bir yer tutar.Bu kavrama göre, her birey, kendisinini merkez olduğu bir evrende

yaşar. Herkesin kendine özgü, ‘gerçek’ olan olguları vardır.

 

Bireylerin birbirlerinden farklı tepkiler göstermeleri, çevrelerini farklı olarak algılamaları ve farklı yorumlamaları, ‘farklı’ kişilik ve benlik sahibi olmalarındandır.

 

B e n l i k  kavramı üç grupta incelenebilir:

1)      ‘Kendi’ algıladığı benlik,

2)      ‘Başkalarının’ algıladığı benlik, ve

3)      İ d e a l   b e n l i k.

 

İDEAL BENLİK, ergen’in ne olmak istediği ve ne olmaktan çekindiğidir. Ergenlerin, kendilerini anlama ve tanıma konusu zihinlerini çok meşgul eder ve dolayısıyla, çocuklardan daha çok ‘benlik bilinci’ne

sahiptirler.

İnsanoğlu, benlik kavramına uygun ve tutarlı bir biçimde davranma eğilimindedir. Bireylerin ‘benlik’ kavramları, ‘öğrenmeler ve çevreyle ilişkiler kurma’ yolu ile oluşur, olgunlaşma ve yeni öğrenmeler sonucu

değişip gelişebilir. E r g e n’in kendisi hakkındaki izlenimlerinin, ‘benlik’ kavramının yanında, ilerde nasıl bir insan olmak istediğine dair bir öngörüsü vardır. Bunun yanında, ergin’in bir

“benmerkezciliği” vardır. Onlar, ‘soyut düşünme’ fazında bulunduklarından, diğer insanların düşüncelerini de kolayca kavramlaştırabilirler, dolayısıyla da bazan başkalarının düşüncelerindeki ‘yönlendirmeler’

ile kendi düşüncelerindeki yöneldiği konuları birbirinden ayıramaz. Arada bir başkalarının kendine baktığını, kendisinin başkalarının gözünde bir ilgi odağı olduğunu düşünecek kadar paranoid dahi

olabilirler.Hatta, kendilerine ‘hayali’ seyirciler yaratarak onlar tarafından izlenmekten utanırlar da. Doğanın bir “hilkat-yaratılış garibesi”dir ki, genç-ergen, daha ilerdeki hayat dönemlerinde

ulaştığında, önceki dönemleri anımsamaz bile, Zira her şey, ‘olması gerektiği gibi’ bir büyüme ve gelişim planına göre gerçekleşmektedir